DAMLA HANIM: ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programımıza başlıyoruz, inşaAllah. Göz bebeğimiz, canımız Hocamız bizlere katıldı. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Göz göre göre insanlar birçok şeyi insanlara yanlış aktarıyorlar. Ben çocukluğumda böyle bir dünya olduğunu bilmiyordum. Hayır, insan belki yalan söyleyebilir ama bu kadar böyle eşeklemesine yalan söyleme inanılır gibi değil. Yani artık gözümüzün içine baka baka zekamızla, aklımızla alay eder gibinin de üstünde, yolda yürümekten aciz deliler, bağıra bağıra yalan söylüyorlar. Bütün milletin gözünün içine baka baka bu avanakları rezil rüsva edeceğim; tabii ilimle, bilimle, akılla, fikirle. Bu sene sırf bu konuyla uğraşacağım, bu ahmaklarla uğraşacağım. Yüzünde eşek oynamış adamların. İnanılır gibi değil. Yani alenen yalan söylüyor adam. Mesela beyaz, “yok bu siyah” diyor. “görmüyor musun simsiyah” diyor. Mesela bugün diyorsun. “bugün, geçen sene demek istedi, anlamıyor musun?” diyor. Kafayı mı çizdin? Manyak herif, inanılır gibi değil. Bari“araştırmam lazım, anlayamıyorum, kafam basmıyor,” bir şey de. Bizim gençliğimiz zehir gibi, baya zekiler, çok akıllılar. Bir de şak şakçıları da var. Onun için bu sene bayağı güzel anlatımlar yapacağız.
Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi, güzel şeyler konuştu ama şunu demek istedi, bir daha söylüyorum; “siz beni uyarıyorsunuz;‘Darwinizme ve materyalizme karşı hükümet tavır alsın, yaratılış anlatılsın, İttihad-ı İslam anlatılsın, bilimsel yöntemlerle Darwinizmin geçersizliği onların yüzüne vurulsun, yaratılışın delilleri de açıklansın’ diyorsunuz. Güzel. Ben bunu anlatmaya kalkarsam, hükümet olarak biz bunu yapmaya kalkarsak neler olacağını size bir göstereyim” dedi. Dedi ki; “muhafazakar gençlik yetiştireceğiz.” Sen misin onu diyen? Yeri, göğü birbirine kattılar. O zaman ne demektir bu? “Bizim hükümet olarak bunda yapabileceğimiz fazla bir şeyimiz yok, görev sizde.” Ya Allah, Bismillah! Bastırın. Ama hükümet olarak biz size demokrasiyi sağlarız, hukuku sağlarız, yargıdaki Ergenekon yapılanmasını, çakalları, iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensuplarını kene ayıklar gibi ayıklarız, ekonomiyi düzenleriz, barış ortamı sağlarız. Bu kadar bizim yapacağımız. Siz de bizlere oyla destek olup, oyları da bölmeyin. Türkiye şu badireden çıksın. Benim iktidar merakım yok. Allah rızası için Başbakanlık yapıyorum. Böyle fırsat bir daha ele geçmez. Bu fırsatı millet olarak çok iyi değerlendirelim.” İlk defa milletimizin mensuplarının haşa aşağılanmadığı; ikinci sınıf, üçüncü sınıf insan muamelesi görmediği, darbe tehlikesi içerisinde yaşamadığımız, her gün faili meçhullerin olmadığı, her gün cinayet haberlerinin olmadığı bir ortama doğru gidiyoruz. Ve öyle bir ortam içindeyiz. Eskiden -tabii geçmiş hükümetleri tenzih ederim, hükümetlerin içindeki bazı kafadaki adamları söylüyorum; bazı kurumlardaki, bazı kişileri- milletimizin asil fertlerini, soylu insanlarını güya aşağılıyorlar, adam yerine koymuyorlardı. Böyle üçüncü sınıf insan muamelesi yapıyorlardı. Diyorlardı ki;“dağdaki çoban da mı oy verecek?” Sen dağdaki çobanın tırnağı etmezsin. Dağdaki çoban arif, onlar Allah aşkı ile dolu insanlar. Toprağın, çimenin üstünde namaz kılan insanlar. Dere suyunda abdest alıp, orada cebindeki Kuran’ı açıp okuyan, Allah’tan korkan muttaki insanlar. Sen nesin? Malum. Bu kafayı ortadan kaldırdı hükümet. Daha önceki hükümetlerden başarılı hükümetler vardı ama böyle bozuk adamlar da vardı. Onlara pek ses çıkartılamıyordu o kadar. Şu an ses çıkarılıyor. Yani özetle; vatandaş olarak yapacağımız, hükümeti desteklemek, iyi insanları desteklemek. Bu arada Türkiye’de çimento görevi yapan, güçlü teşekkülleri olan, mesela; MHP’nin güçlü kalmasını sağlamak, Büyük Birlik Partisi’nin mutlaka güçlü olarak kalmasını sağlamak, Saadet Partisi’nin mutlaka güçlü olarak kalmasını sağlamak. Çünkü bu üç parti, okul partilerdir. Yani milli-manevi değerlerle milleti eğiten partilerdir. Gençliği eğitir. Amacı odur. Mühim amacı budur. Diğer partilerde de vardır bu ama fakat o partilerde de ağırlıklı olarak daha güçlüdür. AK Parti merkez sağdır, merkez partidir. Böyle fırsat bir daha ele geçmez. Milletimiz bu fırsatı iyi değerlendirsin. Bu hükümet bütün aksaklıkları temizlesin, bozuklukları gidersin, bize demokrasiyi tam getirsin; İsviçre modeli, hatta daha da ileri demokrasi; Danimarka, Norveç’in, İsviçre’nin demokrasi anlayışının daha ilerisi bir yapı oluştursun, sonra partiler sırayla iktidara gelsinler. MHP gelsin, CHP gelsin, Saadet gelsin. Oh, ne güzel! İftihar ederiz. Bir de başımızda manevi bir lider, Müslümanların manevi bir lideri olursa, gayet güzel. Hükümetler birbirinden güzeller. Ama artık yalan devri, internet sayesinde bitiyor, televizyonlar sayesinde bitiyor. Bediüzzaman“hayatın geniş dairesi” diyor ya! Bediüzzaman’ın her sözünü kitap haline getirmek lazım. Şimdi “hayatın geniş dairesi” dedi mi Bediüzzaman; işte bu internettir, bilgisayardır, televizyondur deyip geçmemek lazım. ‘Hayatın geniş dairesi’ diyelim, bir Risale-i Nur tefsiri hazırlayalım. Bazı sözlerini, bütün Risale-i Nur’u tefsir etmek zor olurda, belirli sözleri tefsir yapalım. Mesela ‘hayatın geniş dairesi’; 50 sayfa hayatın geniş dairesini anlatabiliriz. O da özet olarak. İnternetler, televizyonlar, radyolar,IPadler, şunlar bunlar, bunları geniş olarak anlatalım; ‘hayatın geniş dairesi’ ne demek. Mesela diyor ki Bediüzzaman;“Risale-i Nur bu devirde küfrün belini kırmıştır.”“Öldürmüştür”demiyor, “küfrün belini kırmıştır.” Beli kırılır insan, felç olur yaşar. Ama Hz. Mehdi (a.s) da ne diyor? “öldürüp dağıtacak” diyor. Bak, “cereyanı münafıkaneyi öldürecek,”bütün sistemi öldürmek ne demek? Bitiyor. “Öldürmeyle bırakmayacak, bir de dağıtacak” diyor.“Hz. Musa (a.s) gibi toz yapacak” diyor. “Ben belini kırdım” diyor, kendi devrinde. Ama fitnenin çok azgın ve şiddetli olarak ahir zamanda çıkacağını söylüyor; çok kapsamlı ve çok şiddetli. Diyor ki komünizm için “telkin ve tenkit kabiliyeti geliştikçe, bu tağun da,” yani Marksist, Leninist, Darwinist felsefe de, “tevessü eder, gelişir” diyor. Duracak demiyor Bediüzzaman. Hz. Mehdi (a.s)’ın dünyaya adaleti hakim kılacağını söylüyor. “Bütün dünyanın bu adaleti görmesi gerekir” diyor Risale-i Nur’da. Yani “Hz. Mehdi (a.s)’ın adaletini bütün dünyanın görmesi gerekir” diyor. Bediüzzaman kendi zamanında sürekli mahkumdu, 30 yıl hapiste yattı. Adaleti uygulayacağı hiç imkanı olmadı, vakti de olmadı. Ama “Hz. Mehdi (a.s) dünyaya adaleti uygulayacak” diyor Bediüzzaman. Bak, Mehdi’den farklı olarak, gerçek Mehdi’nin, Büyük Mehdi’nin bütün dünyada adaleti uygulayacağını söylüyor. Buna özel bir bölüm ayırmış. Ama Bediüzzaman hiçbir zaman için adaleti uygulayan bir konumda olmadı. Adaleti uygulama yönünü de hakim olması ile belirtiyor;“en büyük hakim.” En büyük adalet adamıdır Hz. Mehdi (a.s). Hem hadislerde var, hem Bediüzzaman söylüyor. Ama Bediüzzaman’ın zamanında böyle bir olayın olmadığını herkes bilir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s) için diyor ki; “en büyük bir müceddid ve müçtehittir.” Peki Bediüzzaman’da böyle bir şey var mı? Bediüzzaman, Şafi mezhebindeydi,Şafi mezhebine mukallitti, taklit etti Şafi mezhebini. Sıkı sıkıya da Şafi mezhebine bağlıydı. Hiçbir zaman için, müceddid ve müçtehit görevini yerine getirmedi, yani kendi mezhebine göre hareket etmedi. Şafi mezhebine göre hareket etti. Açık açık söylüyor, “ben Şafiyim” diyor. Şafiye uygun hareket etmiştir. Ama gelecek olan Hz. Mehdi (a.s) ne Şafidir, ne Hanefi, ne Hanbeli, ne Maliki’dir.Ne Şii, ne Vehabi’dir, ne Alevi’dir, ne Bektaşi’dir. Sahabe dönemi Müslüman’ıdır gelecek olan Hz. Mehdi (a.s). Nereden anlıyoruz bunu? Peygamberimiz (s.a.v)’in açık hadislerinden. Ve bütün ulemanın Hz. 4Mehdi (a.s) ile ilgili ittifakla yazdıkları yüzlerce risaleden anlıyoruz, hadise dayalı risalelerden. Onun için Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s)’dır deyip, Mehdiyet’i Bediüzzaman’ın adıyla yok etmeye kalkmak yanlış bir oyundur, yanlış bir harekettir.
“EsselamunAleykum Mübarek Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Öncelikle ellerinden öperim.” Ben de sizin ellerinizden öpüyorum. “Fatih Erbakan Hocamız, inşaAllah, Adana İl Teşkilatı’nın düzenleyeceği dinin yıldızı,” Necmettin,“Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızı anma programına katılacak.” Çok güzel. “Sayın evlad-ı Resul’den Seyyid Dr. Fatih Erbakan, Necmettin Erbakan Hocamız’ı anarak, anlayarak başladığımız şehadetinin sene-i devriyesininhaftadan sonraki yılda tüm dünyaya yön verecek İslam Birliği projesinin gerekliliğini, aciliyetini, neler yapmamız gerektiğini Erbakan Hocamızı bir hafta anarak; bırakmadan, anlattıklarının manasını anlayarak ve inanarak; her hafta onun gösterdiği sürekli gayretleve bu uğurda çaba harcayarak, İslam Birliği kurulup tüm dünyaya adalet, huzur, barış, saadet gelene kadar çalışarak geçirmemiz gerektiğini anlatan bir konferans verecek, inşaAllah.” Hay maşaAllah, hay maşaAllah, seyyidler coştu. Aferin Fatih’e, maşaAllah. “Yer: Adana Seyhan Belediyesi Kültür Merkezi, Saat: 19:00, Tarih: 11 Şubat 2012, önümüzdeki Cumartesi akşamı.” Bir de İzmit’teki konferansın hanım kolları, Kartepe ve Karamürsel üç adet konferansın çekimleri gelmiş. Onlara da bakalım ama bu konferansı da, hatta çift kamera ile çeksin kardeşlerimiz. Fatih’e gösterilen sevgiyi tespit edin, onların net olarak ışıklandırmasını yapın, oşekilde çekin. Fatih’in bu başarılı çalışmalarını vurgulayalım. MaşaAllah, Allah şevkini arttırsın. Çok temiz, dürüst, iyi bir delikanlı. Ama Mustafa Kamalak Hocam da ne şeker insan. Bayağı güzel huyluymuş, maşaAllah. Acayip efendi, maşaAllah. Fatih de, Mustafa Kamalak Ağabeyimize iyi sahip çıksın, çok derin sevgi göstersin. Çok nurani bir zat Mustafa Kamalak Hocamız. Çok efendi. Şeyh Nazım Hocamız’a hürmetini gördün mü? Acayip. Tam Osmanlı terbiyesi. Aferin Hocamıza, maşaAllah, elhamdülillah. Ellerinden öpüyorum ben Hocamız’ın.Hocamız’ın hizmetçisiyiz biz. MaşaAllah. İki profesörlüğü var Hoca’nın. Efendiliği, olgunluğu da çok iyi. O yüzden Mustafa Kamalak Hocamız’a iyi sahip çıkılması lazım. Ondan azami istifade edilmesi lazım. Efendiliği, nezaketi muhteşem. Çok halim bir insan. Fatih Hocamız da, Mustafa Kamalak Hocamız’a sahip çıksın, inşaAllah. Büyüklerini çok sevsin. Ben buradayken de söylemiştim kendisine. Hürmet güzeldir, inşaAllah. Onları çok sevsin. Onlar da onu çok severler, inşaAllah. Bir dediklerini iki etmesin. Hep böyle onlardan talimat alarak hareket etsin. Çünkü parti iki başlı gibi olursa olmaz. Partiden emir gelsin. O da ona göre hareket etsin. Güzel olur partinin yapısı açısından. Demokrasinin işleyişi de zaten böyledir. Yakışan, doğru olan o şekilde olur. Ki Fatih de Saadet’in başına geçtiğinde aynı şeyi yine söyleyebilelim. Muhalefete diyeceğiz ki; “Fatih’i çok sevin.” Şimdi Fatih de Mustafa Kamalak Hocamızı çok sevecek ki yakışık alsın, güzel olsun. Zaten sevgi dolu, nezaketli de, ben ağabeyi olarak bir daha hatırlatıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi de denge partisidir. Demokrasinin muhafazası, laikliğin muhafazası, Atatürkçülüğün muhafazasında diğer partilerimiz gibi atak ve cevval partidir, aydın bir partidir. Ama tabii gönlümüz istiyor ki şu Darwinizme karşı bir tavır alsın. Bak, MHP tavır almıştır Darwinizme, Büyük Birlik Partisi almıştır, Saadet almıştır. CHP de alsın, alkışlayalım. Sevinç duyarız o zaman. Bir de şu iddia edilen Ergenekon terör örgütüne bir tavır alsa, baş tacı. En az yüzde 70 ile iktidara gelir. Var gücümle de desteklerim. Ama yeter ki bunları yapsın. Bir; demokrasi,demokrasiye titizler. MaşaAllah iyi ama şu iddia edilen Ergenekon terör örgütü belasına, bu melamet örgüte, bu kabusa çok şiddetli tavır koymaları lazım. Çocukluğumuzdan beri biz bunlardan ne çektik, bu mikroplardan ne çektik. Her gün cinayet haberi geliyor, her Allah’ın günü. 10 kişi, 5 kişi, 4 kişi gittiler MİT müsteşarını şehit ettiler, jandarma kumandanını şehit ettiler. Bakanları, başbakanı, Nihat Erim’i çekti vurdular plaj girişinde. Acayip azgınlar, kana doymuyor bu alçaklar. Bu kabustan, bu beladan, devlet içindeki mafya yapılanmasından devletin tamamen temizlenmesi lazım. O yüzden, Cumhuriyet Halk Partisi anlı şanlı tavrını koysun. Bunu istiyoruz. Ama denge olarak tabii CHP’nin de bulunması çok önemli. Çünkü yobazlık da çok büyük bir tehlikedir. Yobazlığa karşı uyanık bir yapıdır. MHP de öyledir, MHP yobazlığa karşı çok uyanıktır. Büyük Birlik Partisi de çok uyanıktır. Saadet Partisi de Osmanlı ruhuyla, akılcı bir tavırla yobazlığa karşıdır. Ama tabii her yerden patlayabiliyor bunlar, her yerden çıkabiliyorlar. Kitle psikoloji ile bazen sürükleyici olabiliyorlar. Ama nefes aldırmayız tabii, Allah’ın izniyle.
DAMLA HANIM: Sayın Bahçeli bir gün önce mecliste yaptığı grup konuşmasında, sizin hep üzerinde durduğunuz şekilde yorumda bulunmuş. CHP’nin muhalefetinin önemli olduğunu ama CHP dindarlığa karşı gibi bir izlenim olursa, bunun AK Parti’nin oylarını arttıracağını söylemiş. Bahçeli şu görüşü dile getirmiş;
ADNAN OKTAR: Bak, aynısı. Kaç gün oldu? Daha geçenlerde söyledim, aynısı, inşaAllah. Ne diyorsam o. Bahçeli hemen arkasından aynı tarzda bir açıklama yaptı.
DAMLA HANIM: Şöyle söylemiş kendisi: “CHP, AK Parti’nin serumudur. Bilhassa manevi değerler alanındaki sözde AKP-CHP atışması her defasında AKP’nin hanesine puan yazar.
ADNAN OKTAR: Bak, doğru aynısı. Kelimesi kelimesine aynısı. CHP’yi defalarca uyardım. AK Parti’nin gelişmesiyle iftihar ederim, güzel de; madem CHP’yi güçlendirmek istiyorsun, bile bile bu yapılır mı? En az 2 puan, sırf şu sözden arttı AK Parti. Durduk yere. Bir kelime konuştu, bitirdi. Başbakan çok yaman, maşaAllah. Bayağı zeki. Tak düştüler. “Biz daha dindar nesil yetiştireceğiz” desene. Bütün oyları topla. “Biz o AK Parti’den çok çok daha atak, çok çok daha güçlü, çok daha başarılı bir politikayla dindar, mukaddesatçı, milliyetçi, Atatürkçü, anti-Darwinist, demokrasiyi savunan; Allah’a, kitaba coşkun sevgisi olan gençler yetiştireceğiz” de, sil süpür oyları. “Ben istemiyorum kardeşim, al” diyor. Kendi, oyları götürüyor, veriyor. En az CHP’nin 2 puanını almıştır.
AYLİN HANIM: En başında söylediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Başında da söyledim. CHP’yi sevmesem, bu şeyi söylemezdim. Bu ince siyaseti söylemezdim. İnce siyasette yaman Başbakan hakikaten. Tak düşüyorlar, hayret. Halbuki bu bir siyaset inceliğidir, siyaset taktiğidir. Normalde ben eğer fanatik AK Partili olsam, asla böyle bir bilgiyi vermem. Sayın Devlet Bahçeli de, bizim açıklamamızın sonunda aynı bilgiyi bir süre sonra o da açıkladı. Ama bak, ne diyorsam o. Her sözüm doğru çıkıyor, görüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocamızın durumu iyi, maşaAllah. Şimdi yemek tavsiyesinde bulundum. Buradan, inşaAllah proteinli serum gönderdik. Bir hafta yetecek kadar. Zaten bir hafta kullanması gerekiyormuş. Ama icap ederse yeniden göndereceğiz. Üç profesör muayene ettiler, maşaAllah çok faydalı oldu, elhamdülillah. Çok güzel, eksik yönleri tespit ettiler. “Hocam’azeytinyağlı patates püresi ve yağsız et” dedim. Yağsız eti mikserde eritsinler, boza kıvamına getirsinler, patatesle karıştırıp püre yapsınlar. Hocamıza köfte gibi de yedirebilirler, püre olarak da yiyebilir. Bol zeytinyağlı. Buradan da söylüyorum, çünkü orada da dinliyorlarmış, maşaAllah. Hocamızın yanında dinliyorlar. Gerçi Oktar, maşaAllah sürekli bağlantıda. İnşaAllah, Allah nasip ederse, şimdi ilaçlarını kullanıyor Hocamız, ilaçlarının süresi bittiği zaman, ilaçların etkisini tespit için yeniden o profesörlerimizi istirham edeceğim. Bir daha gidip son bir muayene, son bir kontrol yapsınlar. Nasıl etkisi olur? Tamamdır, inşaAllah Şeyhimiz baharda, Allahualem kasıp kavurur ortalığı.Yalnız biraz kilo aldırmaları iyi olur Hocamız’ı. Bol zeytinyağlı püre ile. Çünkü zeytinyağı kolesterol de yapmaz, bir şey de olmaz. O iyi. Çünkü biraz fazla zayıflamış. Gerçi zayıflık iyi ama o kadar olmasına gerek yok. Yine birkaç ilaç daha tavsiye ettim Hocamız’a. İnşaAllah iyi olur.
Tayyip Bey’in danışmanları da yaman, maşaAllah. Tayyip Bey’in iyi yönü -Devlet Bahçeli de öyle- hırs yok bu insanlarda. Büyük Birlik Partisi de, Mustafa Kamalak Hocamız da; ben köşe döneyim, Başbakan olayım, şöhret olayım; öyle değil. Çok mütevazi, dünyadan geçmiş insanlar. Vatana, millete hizmet olsun; Allah’a, kitaba hizmet olsun, fayda olsun. Hırs yok, çıkarcı politikacı yok. MaşaAllah.
Bir de ben, yeniden söylüyorum, hoca değilim. Durup durup kardeşlerimiz hoca demesinler. Öğrenciyim ben, talebeyim; hoca ayrı olur. Bizim çocuklara da ben ‘hoca’ diyorum ama tabii o biraz sevgimden, iltifat olsun diye. Onlar da öğrenci. Ne alakası var, hoca olur mu? Kültürlü, bilgililer;bilgilerini, kültürlerini paylaşıyorlar, anlatıyorlar. Ama iltifat olarak ‘hoca’ diye birbirlerine gönül almak için, güzel söz olarak söylüyorlar. Ama gerçek anlamda hoca olmak ayrı bir konudur tabii. Daha genç çocuk onlar. Onlarda bildiklerini aktarıyorlar.
DAMLA HANIM: Daha önceki konuşmalarınızda “Arap diktatörlerin gücü kendi mazlum halkına yetiyor” demiştiniz. “İsrail, ABD gibi güçlü ülkeler olduğunda onlara karşı sessiz kalıp, kendi halklarını eziyorlar” diye söylediniz. Dünde Sayın Başbakanımız Esad için benzer bir yorumda bulunmuş. Şöyle söylüyor: “Ne diyor Beşar Esad? 'Ölene kadar savaşacağım' diyor. Madem ölene kadar savaşacağım diyordun, Golan Tepeleri için neden ölene kadar savaşmadın? Bu zavallılıktır. Zulüm ile payidar olmaz.”
ADNAN OKTAR: Ortadoğu’nun genel özelliğidir bu. Birbirlerini ezmede çok yamandırlar. Mesela yakıyorlar birbirlerini, bas bas bağırttırıyorlar, acayip işkence yapıyorlar. İsrail bir höt diyor bunlara, hemen bunlar yatağın altına giriyorlar. Mesela geldi GolanTepeleri’ni aldı, “var mı diyeceğiniz?” dedi bunlara. “Yok ağabey, ne diyebiliriz?”falan dediler, o kadar. “Geçmiş olsun” dedi; bitti, konu kapandı. Ama bak, kendi halkına nasıl kabadayı, nasıl azgın. İşte Ortadoğu ülkelerinin ordularının birçoğu böyledir. Bir tek bizim ordumuz kalitelidir. Kendi milletine kabadayılık ve çakallık yapar ordular Ortadoğu’da. İtlik yaparlar, ezmeye kalkarlar, üst perdeden hareketler yaparlar, adam yerine koymazlar milleti. Ama İsrail’den it gibi, köpek gibi korkarlar. Amerika’dan it gibi, köpek gibi korkarlar. Ama kendi halklarını katletme konusunda, dehşet saçma konusunda görüyorsunuz, hepsinde hemen hemen vardır. Türkiye’nin haricinde hemen hemen hepsinde vardır. Müthiş bir zulüm sistemi ve korkaklık üstüne kuruludur. Bu, fert fert insanlara da, birçok insana da yayılmıştır. Mesela Ortadoğu’daki orduların birçoğu Darwinist, materyalist, sosyalist ve komünisttirler. Mesela Mısır ordusu komünist eğitilir. Suriye ordusu komünisttir, direkt Stalinisttir. Askerler Stalinist yetiştirilirler. Irak ordusu öyledir. Saddam da Stalinist, komünistti. Bir tek İsrail bölgeye gelip dindar olunca, onlara gıpta ettiler; onlarla bir yarış gibi, biraz kıskançlık gözüyle, biz sizden daha dindarız demeye getirdiler. Yoksa dindarlıkla hiç alakaları yoktur. Filistin de öyleydi, azılı komünistti Filistin. İsrail’in dindar olduğunu görünce, onlarla rekabete giriştiler. Onlar gibi başlarına şal almaya başladılar, onların kıyafetleri gibi. Mesela ibadet ederken baş sallamalar, hep Musevilerden alınmadır. Birçok şey. Rekabet hırsı tabii ki yine faydalı olmuş oldu, hayır olmuş oldu. Ama tabii iyileri de var, Ortadoğu’da iyi olan insanlar çok çok fazla.
Avukat Adnan kardeşimiz yazmış. Bana böyle her taraftan kişiler gelsinler. Bu Ahmet Akkündüz’ü savunuyor Adnan kardeşimiz. Çok güzel, savunsun. Anormal görenler de yazsınlar. Çünkü bu sene bu konunun üstünde duracağız. Ana konu. Kitap hazırlıyorum, filmler hazırlıyorum, inşaAllah. Bu konuların doğru aktarılmasından yanayım.İnsanları bu konuda yanlış yönlendirme, yanlış bilgilendirme ve sindirme ortadan kalkacak. Bakın, eğer Ahmet Akgündüz samimi ise, orada Bediüzzaman’ın talebesi var, Seyyid Salih Özcan; oradaki hiç kimseye laf düşmez bir kere,Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı çıkarıp, onu konuşturmaları ve ona sormaları lazımdı. Kale dahi almadılar ve saygı göstermediler. Yani bu çok açık ve tarihi bir olaydır. İnkar edilebilecek gibi değil. Çünkü o orada konuşursa ne diyecekti? “BediüzzamanHz. Mehdi (a.s) değildir. Hz. Mehdi (a.s) gelecek” diyecekti, “Bediüzzaman’dan ben bizzat duydum” diyecekti, “‘Keçeli Keçeli’ dedi, anlıma vurdu. ‘Hz. Mehdi (a.s)’ı ben görmedin, sen göreceksin’ dedi” diyor. Şimdi bunu söyler diye ödleri kopmuş, anladığım kadarıyla. Ve orada Bediüzzaman’ı temsilen, has talebesi Bediüzzaman’ın ve mutlak vekillerden Bediüzzaman’ın, yani halifelerinden; 12 halifesinden birisidir, mutlak vekillerinden birisidir ki kalmadı, sayıları çok az. Mutlak vekili var, kale almıyorlar. Avukat Adnan Özbek, adını duyuruyoruz, avukatlığına faydası olur belki de, sen eğer bu hareketi normal karşılıyorsan, ben sana ne diyeyim? Hangi Nur talebesi bunu yapar? Bu makul bir şey mi? Bediüzzaman’ın has talebesi orada, mutlak vekili orada, kale dahi almayacaklar ve orada bilmiş bilmiş konuşacaklar. Dini konuları tenzih ederim. Ve ne konuşacağını bildikleri için de, konuşturmama konusunda çok titizler. Gençler konuşmaya kalkıyor, onları da susturuyorlar. “Program bitmiştir, haydi arkadaşlar,” şak şakşak, “bize müsaade.” Oradaki toplantının amacı ne? Bırakın gençler konuşsun. Ne korkuyorsunuz? Risale-i Nur’dan konuşuyorlar, ne korkuyorsunuz? Nerede bunun hak olan kısmı? Ahmet Akgündüz, Bediüzzaman’ın gerçek, açık ifadelerini gizliyor. Halka yanlış bilgi veriyor. Mesela “bundan” diyor, bulunduğu tarihten itibaren; bunu anlamazdan gelecek gibi değil mi bu? Hutbe-i Şamiye’den bahsediyorsun. Hutbe-i Şamiye’de en önemli konu ne? 1981’de Mehdiyet’in başlayacağını söylüyor. “81, 91, 2001’e kadar devam edecek” diyor. “En yüksek noktayakadarulaşacak 2001’de” diyor, yani atak olarak. 2001’den sonra zaten ezmeye başlıyor Mehdiyet. Niye bunları söylemiyorsunuz? ‘Hutbe-i Şamiye toplantısı’ diyorsun sen, bunu söylemiyorsun. Hz. Mehdi (a.s), Hz. İsa (a.s) ile birlikte hareket edecek; herkes bunu biliyor.Bediüzzaman da söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v) de söylüyor, herkes söylüyor. Hz. İsa (a.s) nerede? Niye Hz. İsa (a.s)’dan tek kelime bahsetmiyorsunuz? Böyle demagoji ile bu konuları kapatamazsınız. Ahmet Akgündüz’ün ilminin binde biri yok bende. O, alim; kabul ama samimi değil. Ben samimiyim. Ve halkı yanlış bilgilendiriyorlar. Avukat Adnan Özbek, sen de halkı yanlış bilgilendirmek istiyorsun. Bizi yanlış bilgilendirmek istiyorsun daha Türkçesi. Bundan sonra konuşmalarımızın faydası olması için muhalif olan kardeşlerimiz bize yazsınlar. Belki bazen üslubum sert olabiliyor ama ben samimiyim. O kadar telafi edilmeyecek bir şey değil, onu hallederiz. “Prof. Ahmet Akgündüz’ün dünkü yayında yayınlanan sözleri ayne’l haktır” diyor. Güzel, bunu unutma. Ben bu lafı sana geri aldıracağım. “Bediüzzaman Hazretleri, ahir zamanda geleceği müjdelenen Mehdi-yi Azam (a.s) olup, Hz. İsa (a.s)’ın vazifesini de yapmıştır.” Hz. İsa (a.s)’ın gelmesine gerek yok o zaman. Bunun kafasına göre. “Hz. İsa (a.s) cismen dünyaya gelecektir.” Hele şükür, bak kabul etmişsin. “Gelecektir.” Gelecek, yanında Hz. Mehdi (a.s) yok tabii. Nasıl oluyor bu? Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “beraber namaz kılacaklar.” Sen de “gelecektir” diyorsun. Gelecekse o zaman, Hz. Mehdi (a.s) ile beraber gelecek. Mehdi-yi Azam (a.s)” diyorsun Bediüzzaman’a, bu nasıl olacak? Hz. İsa (a.s) geldiğinde, ilk yaptığı şey, Hz. Mehdi (a.s)’a namazda iktida edip, onu imamlığa geçirmektir.Hatta Peygamberimiz (s.a.v) diyor;“onu iki omzundan iter, imamlığa geçirir.” Ve bütün Hıristiyan alemini Müslüman yapacak. Bak, “ayrı ayrıyken mağlup olan İseviyet ve İslamiyet birleştiğinde galip olacak istinadında iken,”“ayrı ayrıyken mağlup olan” diyor. Demek ki küfrün beli kırılmış. Kırılmasından kasıt ne? Beli kırılmış ama yaşıyor. Küfür ölmemiş. Bak, diyor ki Bediüzzaman; “ayrı ayrıyken mağlup olan,” şu an mağlup; Müslümanlar da mağlup, Hıristiyanlar da mağluplar. “Ayrı ayrıyken mağlup olan Müslümanlık ve İseviyet birleştiğinde galip olacak istinadında iken,”“tam bu istidatta iken” diyor. “Cismi beşeriyesi ile semavatta bulunan Hz. İsa (a.s)’ın, semavi nuzülü kathi olmakla beraber,” tam böyle bir ortamda, Allah’ın Katından, “semavasından Hz. İsa (a.s) cismen nuzül edecektir” diyor. Diyorsun ki; “Hz. İsa (a.s) cismen dünyaya gelecektir.” Geldiğinde Hz. Mehdi (a.s) birlikte hareket ediyor. Bediüzzaman vefat etmiş durumda. Mezardan çıkıp Hz. İsa (a.s) ile beraber çalışmayacağına göre, buradaki sözün bir kere geçersiz. “Ancak her canlı gibi ölümü tatmak için ümmet olarak gelecek. O da Risale-i Nur hizmetinde yer alacaktır.” Tamam, Risale-i Nur okur, Risale-i Nur hizmetinde yer alır. Güzel. Hz. Mehdi (a.s) ile birlikte hareket eder, İslam’ı dünyaya hakim edecek. Ama burada Hz. Mehdi (a.s) nerede? “Hz. Mehdi (a.s) yok” diyorsunuz siz. Hz. Mehdi (a.s) vefat etti. Hz. İsa (a.s)’ı yalnız bıraktınız siz. Ki, ona da inandığınızı zannetmiyorum. Yani Hz. İsa (a.s)’ın geleceğine inandığınızı zannetmiyorum. Çünkü Hz. İsa (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s) birleşip, dünyadan küfrü kaldırıyorlar. Bak, “ayrı ayrıyken mağlupturlar” diyor Bediüzzaman. “Birleştiklerinde yenecekleri istidadında iken” diyor. Demek ki, Hz. İsa (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s) birleşecek, birlikte küfrü yenecekler. Bunu ehl-i sünnet alimlerinin hepsi bilir. Bütün Şia bilir, herkes bilir. Müslim’de, Buhari’de, her yerde var; bak, Bediüzzaman Risale-i Nur’da da diyor. Hatta;“Hz. İsa (a.s) gelir, namazda Hz. Mehdi (a.s)’a iktida eder” diyor. Hadisi de veriyor, açıklıyor. Bunları niye anlamazdan geliyorsunuz Adnan kardeş, adaşım kardeşim. “Sayın Adnan Oktar, Allah size hidayet versin.” Hepimize hidayet versin. Bir tek benim mi hidayete ihtiyacım var? Senin de hidayete ihtiyacın var, bütün Müslümanların hidayete ihtiyacı var. “Risale-i Nur gibi bir elması bulmuşsunuz.” Güzel. Ve o elmasın da hakkını veriyorum. Gizlemiyorum bak, farklı olarak. Hiç konuşuyor muydunuz bunları Adnan Efendi? İttihad-ı İslam’ı hiç konuşuyor muydunuz? Bak, sizi bülbül gibi şakıtıyorum, konuşturuyorum. Ağzınıza dahi almıyordunuz Hz. Mehdi (a.s) konusunu. İttihad-ı İslam’ı ağzınıza dahi almıyordunuz. Cayır cayır konuşturuyorum sizi. Siz Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı konuşturmasanız da, ben onun konuşmasını buradan yayınlıyorum. Yine baş edemiyorsunuz, ne yapacaksınız? Ama yine iyi Adnan kardeş, yazmış olman. Delikanlıymışsın. Bazıları hiç, tamamen çıtını çıkartmıyorlar. İstediğiniz gibi yazın. Ben dinleyeceğim, konuşacağım. Yayınlarız da söylediklerinizi, inşaAllah. Yalnız kardeşlerimizden buradaki fevkaladeliği fark eden ve buradaki anormal durumu fark edenler de bana yazsınlar. Yani ne anlıyorsunuz, bu konu niye örtbas edilmeye çalışıyor ve bu örtbas edilmeye karşı Risale-i Nur’dan hangi delillerle cevap veriyorsunuz, nasıl cevap veriyorsunuz bana yazın. Bak, orada konuyu geçiştirmek istedi Ahmet Akgündüz Hoca. “Mevlana Halid’den itibaren” diyor. Bediüzzaman “bundan” diyor, kendi zamanından. Mevlana Halid’in zamanından itibaren mi diyor? “Bundan” diyor, “bundan 100 sene sonra” diyor. İşte tam tarihimizi veriyor. Hutbe-i Şamiye toplantısı yapıyorsun, Hutbe-i Şamiye’de zaten Hz. Mehdi (a.s)’ın1981’de çıkacağını belirtiyor Bediüzzaman. En önemli özelliğidir Hutbe-i Şamiye’nin. 81, 91 ve 2001 yıllarını veriyor Bediüzzaman. Niye anlamazdan geliyorsunuz? Yanlışsa yanlış de, söyle.
Bazı kardeşlerimizin Facebook’larına abuk sabuk yazı yazıyorlar, onlar da dehşete kapılıyorlar. Ben anlamıyorum. İt ürür, kervan yürür. Ne alaka? Varsa sakince çıkarırsın yazıyı. Eli ayağı boşalmalar, bilmem neler. Bunlar ne biçim mücahid? Elin itini kopuğunu adam yerine koymak doğru değil.
“Hocam, derslerinizden istifade etmek istiyorum. Nasıl cemaatinize katılabilirim? Aciz ve fakir talebeniz Ali” diyor. Benim cemaatim 1,5 milyar. Git bir camiye, namaz kıl, üye olmuş olursun. Herhangi bir camiye gider de oradaki Müslümanlara bir kere sarılırsan, benim cemaatime üye olmuş olursun. Dünyanın her yerinde camiler bizim cemaatin şubesi, inşaAllah.
“Hocam, maşaAllah çıra gibi yanıyorsunuz. Bunun sırrı nedir, açıklar mısınız?” Sırrı;ehl-i kudretiz, maşaAllah. Düzenli spor yapmaya borçluyuz. Vesile oluyor, inşaAllah. Doğal sporlar, inşaAllah.
Şimdi bu toplantı; şaşıp, yanılıp bir toplantı yaptılar Allahualem. İyi niyetli olanları tenzih ediyorum, istemeden yapanları kastediyorum. Bu toplantıyı biz yayınlayacağız, kardeşlerimiz de görsünler oradaki konuşmaları. Bir de bu adamların video filmleri var, orada burada yayınlanan. Biri diyor ki; “‘Hz. Mehdi Resul (a.s) Peygamberdir’ diyor Bediüzzaman” diyor, “Mehdi Resul” diyor. Acayip sesler çıkartıyor ağzından, burnundan falan. Onu da anlamamış. “Mehdi Al’i Resul” diyor. Cahilliğin şiddetine bak. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v)’in alinden, Resul’ün alinden, onun soyundan anlamında kullanılmış bir kelime. Bu şahs-ı manevicilere cevapları bekliyorum bundan sonra. Gerçi gelmiş ama yeterli değil. Bu sene, söz bir Allah bir sadece bu konuyla ilgileneceğim. Ağırlıklı olarak. Darwinizm bir, bir de bu şahs-ı manevi iki.
AYLİN HANIM: Sizi tanıyan bilir Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani, evet. Televizyondaki yayınlarını da toplayın bunların. Yanıltıcı açıklamalar yapıyorlar ya. Bak, meşhur yöntem, gördünüz mü? “Aman aman, susun susun” diyorlar. Bitti konuşma, haydi gidin. Sen orada toplantıyı niye yapıyorsun zaten? En hayati bir konu bu, niye konuşturmuyorsun? Risale-i Nur’dan kaynak veriyorlar ayrıca, konuşan gençler. Kafasından, hevasından konuşmuyor ki. Sen de Risale-i Nur’dan cevap ver. Aydınlat gençleri. Alelacele iptal edip, herkesi susturmanın alemi ne? Neden korkuyorsun, hangi gerçekten korkuyorsun? “Hz. Mehdi (a.s) çıkarsa, ona uyarız” diyor. Sen istemiyorsun ki Hz. Mehdi (a.s)’ı, uyasın. Mehdiyet’i kaldırmak için özel bir çalışma yapılmış. Mehdiyet’e karşı dünya çapında bir çalışma var.Mehdiyet’e karşı bir çalışma grubu vardır. Bu arkadaşlar, Mehdiyet’e karşı çalışma grubunun içindeler. Hayatları tatlı geçiyor bunların. Ahmet Akgündüz, Hollanda’da bir okul kurmuş. Gayet mutlu. Şimdi okul devam ederken, yani sistem çok güzel çalışıyor, şimdi Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedersen, ya Hz. Mehdi (a.s) okulu kapatmaya kalkarsa. Şimdi tıkır tıkır işler gidiyor. “70 yıl sonra İslam ümmeti bitecek, 2120’de de kıyamet kopacak” diyorsun. O zaman okulun konumu ne olur? Bir sıkıntı çıkabilir. En iyisi ne yapmak? Ne Hz. Mehdi (a.s) konusunu açtıracaksın, ne Hz. İsa (a.s) konusunu açtıracaksın, sistem tıkır tıkır gidecek. Ondan sonra,“falancı ağabey, falancı paşa, falancı en büyük, ses çıkartmayın, susun,kaybolun hemen, dağılın, konu kapanmıştır,” böyle olmaz.
ADNAN OKTAR: “Sevgili Hocam nasılsınız? Mükemmel görünüyorsunuz. Dün Şeyh NazımHocamız’ın sağlığı ile ilgilenirkenki tavrınız çok çekiciydi ki, maşaAllah Allah en kısa zamanda Şeyh Nazım Hocamız’a şifa versin. Siz ne kadar merhametli, tatlı ve güzel bir insansınız. Nasıl detaylara dikkat ve özen gösteriyorsunuz. Allah sizden razı olsun. Sevdiğiniz herkese böyle özenlisiniz. Çok örneksiniz. Size olan hayranlığım ve hasretim her geçen gün artıyor. Dünya üzerinde yaşayan en yakışıklı, en esprili insansınız, en akıllı insansınız benim gördüklerim içinde. Bu çok net” diyor, maşaAllah. “Öpüyorum güzel, nurlu ellerinizden” diyor. “Bebek ciltli, tertemiz ellerinizden, mis kokulu canım Hocam. Size ölene kadar, inşaAllah aşık olacak talebeniz, Belgin” diyor, maşaAllah. Allah aşkı ile. MaşaAllah. “Yok yazılmadım değil mi? Geldim değerli, sevdiğim, canım Hocam” diyor. Yoklamada, yok yazılmak da çok sakat iş.
“Selamun Aleykum Canım Hocam.”Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Siz gülünce gönüllerimiz coşuyor. Açtığınızda televizyonları, durduramazsınız aslanlar aslanı Seyyid Muhammed Adnan Hocam’ı. Ne yaparsanız yapın, duyacaksınız hakikatleri. Allah razı oluyor, size ne oluyor ki?” İnşaAllah. “Ne yaparsanız yapın, durduramazsınız o güzeller güzelini. Korkmayın, seyredin. Taş üstünde ot bitirmeyiz. Allah’ın istemediklerini Rabbim razı ol senin rızanı gözetenleri, inşaAllah.” Buradan Adnan Oktar çıkıyor.
“Çok özledim canım Hocam. Karanfil gibi burnumda tütüyorsunuz” diyor. Gülcan yazmış. “Hocam, evlilikle ilgili beni biraz aydınlatsanız çok iyi olur. Bu konuda zorluk çekiyorum. Saygılar” diyor. Kaya kardeş. Evlenmek, evlenmek Allah rızası için olur. Yani sonsuza kadar beraber olacağın Allah’ın tecellisini seçiyorsun. Onu da ibadet olarak yapıyorsun. Bazı tipler var, evliliği; çamaşır-bulaşık yıkatmak, işte vücudunda fazla artıklar varsa onu dökmek, yemek pişirttirecek; hizmetçi arıyor yani adam daha Türkçesi. Birde onu eğlendirecek bir şey arıyor. Hani böyle -haşa- hayvan gibi bir şey görüyor. Böyle olduğunda Allah onlara hakikaten bir eş nasip ediyor. Allah,“öyle olmaz böyle olur” diyor, acayip başına bela oluyor. Mesela evleniyor, kadın ona küfrediyor, aşağılıyor, dövüyor hatta; en pis halde kendini gösteriyor. Kadın ondan tiksiniyor, adam ondan tiksiniyor, ikisi de birbirinden iğreniyorlar. Boşanmaya kalkıyorlar; boşanıyor, kavga çıkartıyor. Bu sefer çok ağır tazminatlar istiyor. İki aile birbirine giriyor sille tokat; o onu yaralıyor, o onu yaralıyor. Allah çok büyük belaya çeviriyor. Sürünüyor bu sefer; ne bekliyor ne oluyor. Ama Allah rızası için, ibadet kastıyla olursa o zaman bambaşka bir şey olur.
“Sayın Adnan Hocam” diyor, nasıl diyeyim yani, “Sayın Hocam” diyor, özetle, “yamulttun bir şahsı, bir hocaefendiyi” diyor, “adamı hoşafa çevirdin” diyor, “elimizi ayağımızı bağladın” diyor. “‘Şikayet etmedik, iyi olur inşaAllah’ dedik” diyor, “lakin sakın ola Prof. Dr. Akgündüz Hocamız’a dokunmayasın, boynumuzda ipte olsa beddua ederiz” diyor. Şimdi demek ki kokuyu almışlar. Akgündüz Hocanın şahsında bu şahs-ı manevicilerin kafayı yok edeceğim, size söz bir Allah bir, bu sene sırf bu konuyla uğraşacağım gece-gündüz. Bir kere orada Seyit Salih Özcan Hocamız’a gösterilen saygısızlık benim unutacağım gibi değil. Bunu yanınıza koymam bir kere, onu söyleyeyim. Eğer yanınıza koyarsam bana siz ne söylerseniz söyleyin. Orada gençleri susturmak da anormal bir hareket. Nasıl yanınıza koymayacağım biliyor musunuz? Doğruları anlatarak, Risale-i Nur’dan anlatarak, kaynak vererek, mantıklarını anlatarak. Hadislerle anlatacağım ve bu garip durumu, bu yanlış durumu düzelteceğiz. Akgündüz Hoca’yı ben görsem elini öperim, öyle bir sorun yok. Ben “aşağılayacağım” demiyorum, “hakaret edeceğim” demiyorum. Sadece doğru konuşmadığı yerleri düzelteceğim. Göz göre göre, gözümüzün içine baka baka zekamızla, aklımızla alay ettirmeyiz. Konu bu, olay bundan ibaret. Gözümün önünde dans edeceksiniz, ben de anlamazdan geleceğim; böyle bir şey yok.
Tamam, bir ara verelim.
-VTR- Mustafa Akça Hz. Mehdi (a.s.)’ın Üç Büyük Görevinin Hz. Mehdi (a.s.)’ın Vefatından Sonra Şahs-ı Manevisi, Yani Cemaati Vesilesiyle Tamamlanacağını İddia Ediyor
DAMLA HANIM: Yayınımıza Ebru, Gülşah, Aylin, Macaristan’dan Kata ve canımız Hocamız’la devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Seyyid Salih Özcan Hocamız’a Allah uzun ömür versin. Geceli-gündüzlü şahs-ı manevicilerin kafasına kafasına tokmak vuruyor. Hocamızı susturmakla bir yere varamazlar. Yaptıkları bu ayıbı ben unutmayacağım. Götürüyorlar, yani meşrutiyet kazandırıyorlar toplantıya. Hani ‘Hocam da bizimle aynı fikirde’ demeye getiriyorlar konuşturmayınca. O da çok delikanlıdır, konuşsa hakkını verir ama konuşturmayınca ne desin.
Hocam sizi dinliyoruz.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Hocam, dün gece askerlerimizle PKK arasında bir çatışma çıkmış. PKK, aralarında Jandarma Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet lojmanlarının da bulunduğu on noktaya ağır silahlarla eş zamanlı saldırı düzenlemiş. 1 askerimiz şehit olmuş, 6 askerimiz de yaralanmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben dedim, “kudururlar” dedim. “Şubat, Mart gibi kudurur bunlar” dedim. Şimdi başlıyorlar bunlar. Şimdi Abdullah Öcalan da “benim alakam yok” diyecek, “kimseyle konuşmuyorum ben” diyecek, bak görüyorsunuz. Ondan sonra, onlar da itlik yapmaya devam edecekler. Allah şehidimize rahmet etsin; ailesine uzun, sağlıklı, hayırlı uzun ömür nasip etsin. İnşaAllah şehitlerimizi maddi ve manevi yönden kalkındıracak yoğun bir devlet politikası olur, inşaAllah. Bu kişiler de, “biz yapıyoruz, iyi netice alıyoruz” kafasında oluyorlar. Onlara da iyi bir tokat olmuş olur.
Başka ne var haberler?
DAMLA HANIM: Hocam, Taksim Metrosu’ndaki fosil sergimizin dün son günüydü. Resimleri de vardı. Sergimize, özellikle gençler ve çocukların ilgileri çok fazla. Ama her biri evrim teorisini ispatlanmış bir teori olarak bildiklerini ama anlatılanlardan sonra tamamen gerçek dışı olduğuna kanaat getirdiklerini söylemişler. Hatta pek çoğu da okullarında konferansların ve fosil sergilerinin yapılmasını talep etmişler Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani bu olay o kadar muhteşem bir şey ki; ahir zamanda, İstanbul’da materyalist-Darwinist felsefe alenen ve açıkça, delilleriyle bilimsel delillerle, çok mukni şekilde yerle bir ediliyor. Daha önce yine de tek tük Darwinist çıkıyordu, bu sene hiç yok maşaAllah, elhamdülillah.
Keşke Adnan Özbek gibi çok kişi yazsa da, biz de konuyu daha da genişletsek. Helal olsun Adnan Özbek’e. “Sayın Oktar, ne ben ne de hiçbir Nur talebesi size muhalif olmaz.” Tabii, haram olur, niye olsunlar? “Nam-ı hesabıma derdim hakkı aramak, manevi zihin fırtınası yapmak. Şayet bir Mehdi-yi Azam (a.s) gelecekse, ki bu ‘sırrantenevverat’ desturunca gizli olacak.” Sırrantenevverat’ın arkasına saklanıyorsunuz canım Hocam, onu kullanıyorsunuz canım Hocam. Sırrantenevverat, Mehdiyet’i yok etmek için yapılmış bir yöntem. Sırrantenevverat, Bediüzzaman’ın bazı konular için söylediği konudur. “Bunu fahşetmeyin” diyor, çünkü mahkemeleri var yargılanıyor, “bunu fahşetmeyin” diyor. Mesela Sırrı İnnaa’tayna Risalesi. Hz. Mehdi(a.s) nasıl sırrantenevverat oluyor? Risale-i Nur’da alenen geçiyor, hadislerde alenen geçiyor, “bütün ulema Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor. Nereye sırrantenevverat? Bediüzzaman tarif ediyor, “hicri 1400’de çıkacak” diyor, “benden 100 yıl sonra çıkacak” diyor. Hutbe-i Şamiye’de açık açık söylüyor; “1981, 91, 2001” diyor, neresi sırrantenevverat? “Gizli olacak, herkes kimdir bilmeyecek.” Ondan sonra ölüp gidecek sessizce, “İsa (a.s.)’da gelecek, ölüp gidecek sırrantenevverat. Bediüzzaman’la beraber namaz kıldılar, uzun boyluydu” diyor. Birden bire pencereden fırlayıp gitmiş Hz. İsa Mesih (a.s); kaybolmuş, gidiş o gidiş. Ama gelmiş dünyaya; masallardan biri bu. İkinci masal da; gelmiş Hz. İsa (a.s), gelir gelmez de ölmüş mübarek, ağabeyler de oradaymış, hemen gömmüşler. Yeri de gizliymiş. Hadi hayırlı olsun. Mantığa bak, akla bak. “Sırrantenevverat, aman gizleyin, bu gizli bir hakikat, zaten bunu sır olarak verdiler.”“Sırrantenevverat” dediler, “aman kimseye söyleme.” Neresi sırrantenevverat? Hiç dürüstçe değil, hiç samimi değil. “Benim Mehdi’m Risale-i Nur Külliyatı olmuş, bir başkasının bir şey olmuştur.” Risale- i Nur tabii ki bir nevi Mehdi gibi vazife yapıyor, İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı yapıyor, Harun Yahya Külliyatı bir nevi Mehdi görevi yapıyor, bizler bir nevi Mehdi gibi görev yapıyoruz, kız kardeşlerimiz Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altında Mehdiyet’in bir yönüyle uygulamasını yapıyorlar, tamam. “İttihad-ı İslam için çalışmanız son derece kıymettardır.” Allah razı olsun, ilk defa bir takdir eden gördük, ilk defa. Unutulmuştu İttihad-ı İslam, ilk defa ben görüyorum yani. Yani bir Nur talebesinden ilk defa duyuyorum. Birde geçenlerde bir çocuk vardı, şeyde çıktı, şimdi onu yayınlarız. O da doçent herhalde. O Nur talebesi işte, o dürüst, son derece dürüst. Bunlar zannediyor ki, ben yanıp tutuşuyorum Mehdilik için, ben Hz. Mehdi (a.s) olamadım diye de bunaldım, artık kasıp kavuruyorum ortalığı bir an önce beni Hz. Mehdi (a.s) seçselerdi diye. Benim öyle bir derdim yok hemşerim, canım kardeşim.Elini ayağını öpeyim, saygılıyım da; ben rahat konuştuğum için böyle konuşuyorum, kusura bakma. “Tavsiyem, fikr-i ihtiilafıtelahuk-u efkar olarak değerlendirmenizdir. Biz aynı yolun yolcusuyuz. İttihad-ı İslam olsun, ücret dağıtılırken biz sessizce arkamızı dönüp gideriz.” Ne ücreti? İttihad-ı İslam olunca Allah’ın rızasını kazanmış oluruz, ne ücreti olur ki bunun? Ben senelerden beri Allah rızası için gayret ediyorum. Genç yaşta geldim İstanbul’a ben, 1979’da. Çizgim gittikçe artarak güçlenerek devam etti. Ne ücreti olur? Ücreti Allah’ın rızasıdır, ne ücreti olacak yani, inşaAllah. “Ancak efkar-ı umumiyede eleştiri konusu olan sair tatbikatlarınızı ta’dil etmeniz elzemdir.” Ne şahane Osmanlıca! Hocam burada olsan elini öperdim yani, atana rahmet, mükemmel Osmanlıcan var yani, maşaAllah. Ne diyor? “Ancak efkar-ı umumiyede eleştiri konusu olan sair tatbikatlarınızı ta’dil etmeniz elzemdir.” Nedir? Çapkın falan diyorlardır, ne diyecek başka. En çok gündemde olan o, “Hoca çapkın.” Ben bilmiyorum, var mı öyle başka? Bu, başka konu yok. İşte hanımlardan hoşlanıyor falan. Evet, doğru; hoşuma gidiyor. Allah böyle bir nimet vermiş, elhamdülillah, seviyorum kadınları, inşaAllah. Zulmet yaparak değil ama saygıyla, hürmetle, onlara nezaket göstererek, onların onurlarını koruyarak, baş tacı ederek, sağlığına sıhhatine dikkat ederek, ahiretini düşünerek, inşaAllah. “Birde İslam’ın şahs-ı manevisine Adnan Oktar diye bir kişi var. İşte onun hakkında, işte çapkındır gibi sözler olursa ciğerimiz kebap olur” diyor. Niye? Onur duy, niye ciğer kebap olsun. “MaşaAllah, koç yiğit Hocamız varmış” diyeceksin. Coşkuluyum, deli doluyum; yani seviyorum, güzel olan her şeyi seviyorum. Kedileri seviyorum; köpekleri, tavşanları da seviyorum. Çiçekleri seviyorum. Maydanoz ektim, maydanoz seviyorum; maydanoz çıktı böyle ufak ufak, köfte gibi, onları bile seviyorum, okşuyorum maydanozları. Havuç ektim çok şeker, onları bile seviyorum. Ne var yani? Mesela benim badem şekerimi çok acayip seviyorum, Aylin Hocam’ı çok seviyorum. Bak, benim canım, mesela yeni gelmiş bugün, heyecanlı birde, tatlı, acayip süslü ve güzel kuzu gibi. Ben onu nasıl sevmeyeyim? O benim canım. Ama koruma kollama; canımı bile veririm onu kollamak için, inşaAllah. Benim canlarımı da öyle, tüylerine zarar getirtmem, inşaAllah. Mesela bak, imparatoriçem nur nur, sanki cennetten gelmiş. Efsane Ebru Hocam muhteşem, yani tarif edemiyorum güzelliğini, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, ben de sizi canımdan çok seviyorum.
ADNAN OKTAR: “Sürekli istişare, ama kiminle? İslam dünyasının kanaat önderleriyle. Rabbim hidayet versin, beni de affetsin” diyor. “Sürekli istişare.” Allah razı olsun. Konuşmak da bir dert oluyor, ağabeylerle falan. Hayır, Sungur Ağabey’i tenzih ederim, o çok şeker, dünya tatlısı. O rahatsız olduğu için, onu rahatsız etmemek için nezaketen arada sırada gidiyorum. Ama çok güzel sözler ediyor. İstişareyse istişare. Sungur Ağabey’e camide,“ağabey Hz. Mehdi (a.s) Nur talebesi mi olacak?” dedim. Yalan söylüyorsam Allah beni helak etsin. “Nur talebesi olmayacak” dedi. Gidip kendisine de sorabilirsiniz, yalan söylüyorsam gidip sorun. “Peki, nasıl olacak ağabey?” dedim, “nasıl birisi olacak?” dedim.“Bambaşka olacak” dedi, böyle ellerini yaparak; “bambaşka olacak” dedi Hz. Mehdi (a.s) için. Adımı-soyadımı sordu, memleketimi sordu, ebced baktı, bir şey yaptı. Allahualem bir şeyden şüphelendi ama tam anlamadım. Ama sevdiği belliydi, çünkü hepsini, talebeleri, böyle çocukları yetiştiriyordu. Ben tutukluyken de o yetiştirdi bizim çocukları. “Ne mutlu sana, mazi de müstakbel de seni alkışlıyor” dedi, bas bas bağırdı. DGM’nin önüne getirdiler beni, ellerim zincirle arkadan bağlı, o cezaevi kıyafeti üstümde, kafamız tıraşlı, sakalımı da tıraş etmişlerdi. Sakalım için ama bayağı bir savaş vermiştim. “Hocam şimdi saçı kestik, sakalı da keseceğiz” dediler. “Aman, bunun bir kurtarırı yok mu?” dedim. “Yok, yönetmelik böyle” dediler. “Bu da üniforma” dediler, torbayla getirdiler böyle, leş gibi kıyafetler, acayip berbat yani. Yırtık-pırtık, çamurlu-mamurlu böyle, hepsi ter kokuyor böyle, acayip kıyafetler yani, torbanın içi dolu. Koyu lacivert gibi; yani acayip bir renk, maviye kaçan bir renk. Ama her tarafı yırtık-pırtık, mazot lekeleri bulaşmış, çamur lekeleri bulaşmış, yemek lekeleri falan karmakarışık bir torba. Getirdiler oraya döktüler. “Hocam, beğen bir tanesini seç” dediler. Artık hangi markadan giyersen. Biz de artık orada bir tanesini mecburen seçtik, yırtık-pırtık böyle, üzerimize giydik. “Hocam, sakalları keseceğiz” dediler. “Şu cezaevi doktorunu çağırsana Allah rızası için” dedim. “Benim sakallarımda alerji var, onun için bırakıyorum sakalı” dedim. Yalan söyledim yani, ne diyeyim, Allah affetsin. Buna yalan denmez, maslahat icabı dedim. “Benim cilt alerjim var, böyle sakalım kesildimi” dedim. Yaşlı bir doktor geldi, söyledim. “Hocam, hiçbir şekilde olmaz” dedi. Bayağı dil döktüm doktora; “çok vahim olur, cildim bozulur, hasta olurum ben, bunu kesmesek.”“Yok” dediler. En sonunda mecbur kaldık artık, şimdi olay çıkacak diye. En sonunda sakalımızı kestirdik. Hürriyet Gazetesi büyük bir sevinçle sürmanşet kapaktan verdi, ana kapaktan. Böyle ortaya kocaman resim vererek; seviniyor böyle, bayram ediyor. Halbuki yine jilet gibi delikanlıyız, ne var, sakalın kökü bizde. Daha da öyle bir yakışıklı olduğum görüldü yani. Sungur Ağabey, Allah razı olsun, bizim çocuklar gözleri fal taşı gibi bana bakıyorlar, gelmişler. Tecrübesizler, daha yeniler. Hapishane olayı, hiçbir şey yok; onlar hep kolejli çocuklar, küçük.Gözleri böyle fincan gibi açılmış beni seyrediyorlar, yani en ufak bir gülümseme falan yok. Ben tebessüm ediyorum ama yok yani. Annem de elinde çantasıyla biraz ilerde duruyor; anneme baktım gülümseyerek, o da böyle gayet ciddi bakıyor. Annem sağolsun yanıma yaklaştı, ayaklarıma bakmaya başladı şöyle, ayaklarımdan yavaş yavaş yukarı çıkıyor, boynuma kadar geliyor, yüzüme bakmıyor ama. Boynumdan geri aşağı geliyor böyle yavaş yavaş, sürekli “cık cık cık” diyor. Anneme ne dediysem dinletemedim. “Allah yolunda şereftir, bir şey yok, ne güzel” falan dedik. Annem yani mümkünü yok dinlemiyor. Sungur Ağabey, Allah razı olsun, gür sesiyle bir bağırdı böyle; “mazi de müstakbel de seni alkışlıyor, ne mutlu sana” dedi. Allah Allah! Acayip hoşuma gitti. Ama inledi böyle DGM’nin önü, maşaAllah.
“Sayın Oktar, bu hususu nezaketinize binaen arz etmek isterim.” Adnan Hocam dehşetmiş, maşaAllah. Üslup şahane, tam Osmanlı. Onun için Risale-i Nur’u orijinalinden okumak çok önemli, yani Risale-i Nur dili nefis, şahane. “Risale-i Nur ve Bediüzzaman hesabına konuşmayı yetkisi, Üstad’ın hayatta kalan talebelerinden; Mustafa Sungur, Hüsnü Bayram, Abdullah Yeğin, Sait Özdemir, Mehmet Aytimur, Salih Özcan, Abdülkadir Badıllı, Mehmet Fırıncı Ağabeylere aittir.” MaşaAllah, Allah ömürlerine bereket versin. Ben onların ayaklarının tozuyum. “Bu yönüyle bir vesileyle talebeliğinde Nur’larla tanışmış, iki sene dershanede kalmış, akabinde irtibatını koparmasa da ne talebe olabilmiş bu şakiye,” Allah Allah, tevazuya bak, maşaAllah. Şaki, eşkıya yani, kendini yere vurmuş kardeşimiz, güzel bir üslup, maşaAllah. “… şakiye, Nurlarla ve üstatla konuşmak düşmez. Ne var ki önceki mesajımda arz ettiğim üzere Adnan Hoca ve cemaati madem kendine Nurları memba yapmış, o halde hiç bir Nur cemaatiyle muhalefet olmamalı.” Ben bütün Nur talebelerinin hizmetçisi, kapıcısıyım. Niye muhalif olayım, olur mu öyle şey? Kime muhalifim yani? Getirsinler, hepsinin elinin-ayağının altını öperim, öyle bir konu yok. Hepsinin emrindeyim, askeriyim, talebesiyim. Asker demeyeyim de talebesiyim yani. “Bakın, ‘ben Nurcuyum’ diyemiyorum, Nurcu olmak talebe olmak demektir kanaatimce. Bunun önüne geçmekte meşveret ile olacaktır kanaatimce,” yani istişaren. “Kaldı ki şu nokta da çok önemli, Hz. Mehdi (a.s) gelmiş bile olsa, gelmemiş gibi Hz. Mehdi (a.s)’ı her zaman beklemek avam-ı Müslimin’i manevi anlamda diri tutar.” Hay atana rahmet, hay atana rahmet, nihayet, maşaAllah. “Geldi diyorsunuz” kardeşim, Adnan Hocam, elini ayağını öpeyim, geldi diyorsunuz, “bitti artık” diyorsunuz, “kıyameti bekliyoruz” diyorsunuz. O zaman İttihad-ı İslam nasıl olacak? Hz. İsa Mesih (a.s) nerede? Mahvediyorsunuz ümmeti, yapmayın. Hz. Mehdi (a.s)’ı arasanız, bir haftaya, on güne İttihad-ı İslam olur. Yer gök inleyecek. Yapın, gerisine karışmayın siz. “Ya Amerika engel olursa?” diyor. Kardeşim, Amerika’nın en ileri gelen adamları, en baş adamlarıyla, hepsiyle konuştum; elçi kanalıyla, aracı kanalıyla hepsiyle konuştum. “Maal-iftihar” diyorlar, yani acayip isteriz. “Çok da iyi olur” diyorlar. “Anarşi, terör durur” diyorlar, “memleket, dünya kurtulur, çok iyi olur” diyorlar. Adamların öyle bir şeyi yok. İsrail; adeta yalvarıyorlar İttihad-ı İslam olsun diye. Öyle bir konu yok. “Kaldı ki şu nokta çok önemli;Hz. Mehdi (a.s) gelmiş bile olsa, gelmemiş gibi Hz. Mehdi (a.s)’ı her zaman beklemek avam-ı Müslimin’i manevi anlamda diri tutar. Bu yönüyle hizmetiniz değerli. İttihad-ı İslam’ı istemeniz de ayrıca çok değerli. Ancak Kuran misüllü biraz daha arz ediyorum. Nurcular ile Adnan Oktar muhalif gibi görüntü çıkıyor yayınlarda.” Yok. “Bunu ta’dil etmeli.” Ben, Nurcu kardeşlerimiz gelsinler, bana emretsinler; ben kapıcılarıyım. Beni kadro olarak alsınlar, ben kapıcılarıyım. Öyle bir konu yok. Hele ağabeyler, hele ağabeyler; ben onların ayağının paspasıyım, ayağının çamuruyum ben onların, canım gibi seviyorum ben ağabeyleri. El pençe divanım karşılarında. Öyle bir şey yok. Fethullah Hocamız’ı canım gibi koruyorum; Sungur Ağabeyi, herkesi canım gibi koruyorum, tek kelime ettirmiyorum. Fethullah Hocamız’a en azgın saldırıların olduğu dönemde biz sedd-i Zülkarneyn olduk. Millet ağzını tuttuysa benim vesilemle tuttu. Nerdeyse suikast yapmaya kalkıyorlardı Fethullah Hoca’ya. Cemaatin geneline yönelik saldırı planlanıyordu, kendi gazetelerinde yazdı bu. Çok ciddi bir endişe vardı, kargaşa oluşmuştu. Biz buradan kükreyince zınk durdu. Ben hami oldum orada, sorumluluğu üstüme aldım; hepsini savundum, korudum. Halen de koruyorum.
AYLİN HAHIM: Sungur Ağabey’in canlanmasına vesile oldunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah tabii. Sungur Ağabey’i mesela kenara itmişlerdi. Hakaret, iftira edip; haşa, o kadar çirkin bir iftira ettiler ki ağza alınacak gibi değil; acayip çirkin bir iftira. “Bunadı” dediler, “ölümünü bekliyor” diyorlardı, mahvetmişlerdi Hocamızı. Bulunduğu yerden de kovmaya kalkmışlardı haşa; vesile oldum, kurtardık, elhamdülillah. Seyyid Salih Özcan Ağabeyi unutmuşlardı, ben gidip evinde buldum canım Hocamı. Ne sağlığıyla ilgileniyorlardı, ne şusuyla, ne busuyla. Her şeyiyle ben ilgileniyorum Seyyid Salih Özcan Ağabeyimizin. Muntazam muayenelerini yaptırıyorum, elhamdülillah her şeyiyle ben ilgileniyorum.
AYLİN HANIM: Hiç bilmezdiler Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, hiç haberleri bile yoktu, yerini bile bilmiyorlardı. Ben hepsinin hizmetçisiyim ağabeylerin. Mesela Kutlular Ağabey, çok şeker. Ben onun mekanına, makamına gittim, beni kaç defa haşlamıştır böyle Hz. Mehdi (a.s) konusunda. O benim ağabeyim, istediğini der, hiçbir şey olmaz. Canım gibi de seviyorum. “Hocam, Fethullah Hocamız’la bizim aramızda bir mücadele varmış gibi gösteriyorlar” dedim, bu niye böyle?” dedim. “Şimdi o kendini Hz. Mehdi (a.s) biliyor” dedi, Fethullah Hoca için; “şimdi bir de,” bir türlü de söyleyemiyor, ben de dedim, “ben de kendimi Hz. Mehdi (a.s) biliyorum herhalde” dedim. “Yani” dedi, “yani iki Mehdi adayı çatışıyor” dedi. Halbuki Fethullah Hocam’ın, canım benim, o canıyla uğraşıyor, nerede onda öyle hırs olsun. Dünya tatlısı, mübarek, evliya, veli bir insan. İnsan sevgisiyle, Allah sevgisiyle divane olmuş bir insan. Aklının ucundan geçmez. Ben de deli doluyum, tamam. Mehdilik iddiam nasıl oluyor? Mastika oynayan Hz. Mehdi (a.s) mı olur? Şarkı-türkü söylüyorum, çapkın biliniyorum... Daha ne yani? Mehdilik bitmiş zaten o kıstaslara göre, değil mi? “Nurcularla Adnan Oktar muhalifmiş gibi görüntü çıkıyor yayınlarda. Bunuta’dil etmeli. Ahmet Akgündüz Ağabey ise takip ettiğim kadarıyla çok kıymetli bir insan.” Ağabeyimiz alim, ben onun tırnağının ucu olamam. Ama yaktı beni ağabeyim oradaki konuşmayla. Yani benim Seyyid Salih Özcan Ağabeyim’e yapılan hareket orada hakarettir, çok ağırıma gitti tek kelime konuşturulmaması. Ne hadlerine kardeşim? Oranın sultanı o, baş tacı edilmesi gerekiyor. Fikri dahi sorulmuyor; “Hocam, siz ne diyorsunuz Hz. Mehdi (a.s) konusunda, ahir zaman konusunda. Yok. Şak şakşak alkış, oldu bitti, hadi gençler dışarı. Bu olmadı, bu yakışık almadı. “Ahmet Akgündüz Ağabey ise takip ettiğim kadar çok kıymetli bir insan. Onun gıyabında eleştirmek yerine, onunla irtibat kurup anlaşmak en doğrusu kanaatindeyim.” O ağabeyle baş olur mu Allah aşkına? Cingir cingir, bağıra bağıra konuşuyor; acayip yani. Şimdi ben buradan Hocam’a ağır bir bombardıman yapacağım, sonra gidip ayaklarını öpeceğim. Ama şimdi beni orada demagojiyle susturmaya çalışma ihtimaline karşı önce bir açık açık sırf Risale-i Nur’dan açıklayacağım. Ben ilave bir şey yapmıyorum ki, indi mütalaam da yok. “Bediüzzaman bunu diyor” diyorum. Ahmet Akgündüz’dü değil mi? O Hocamız, Hocamız’ın sözlerini çarpıtıyor, değiştiriyor. Yakışık almıyor. İlim ehli böyle olmaz. Ben bütün milletimi bir şahit edeyim, anlatayım, sonra da gidip Hocamın ayaklarına kapanırım, “bana anlat Hocam” derim. Bu çok vahim bir hata, olan olaylara ben sesiz kalamam. Birde ağzımdan bir kere bu söz çıktı benim, bir sene bu işin üstüne gideceğim ben. Mesela bak, Cübbeli konusunda da “bir sene” dedim, bir sene gittim üstüne. Neticeyi aldık, aydınlattık milleti, inşaAllah. Yani konuyu kavradı herkes. Cübbeli’yle de sulh olduk, inşaAllah. Sulh olduk derken, ilmi konularda sulh olmadık. Ama gariban, ben mesela onu ezdirtmem. Dediler ki, “Cübbeli’nin cezaevinde yemeğine zehir koyacaklar. ” Ona benzer bir şeyler duydum, zehirlenecek. Hemen tepem attı, hemen bizim buradan avukatları gönderdim. Saniyesinde, dakikasında gittiler görüştüler. Kılına dokunanın gök kubbeyi başına geçiririm; kanunla, hukukla. Eli, kolu bağlı. Mesela bak, Cübbeli beni mahkemeye vermiş bir adam, akıl almaz hakaretler eden birisi. Taraftarları da mesela, bilmiyorum teşvik mi ediyor ne yapıyor, onlar da abuk-sabuk konuşuyorlar. Benim ona şefkat duymama engel değil bu. İsterse beni öldürmeye kalksın, öyle bir derdim yok benim. Ben eli kolu bağlı bir adama, bir insana, bir Müslüman’a oyun oynattırmam. Sıkıysa bir yapmaya kalksınlar, göreyim bakayım. Hani ‘Halep oradaysa arşın burada derler’ ya, sıkıysa yapsınlar yahut tahayyül etsinler. Kanunla, hukukla mümkün değil, biz tedbirleri aldık. Nefes aldırtmam yani, öyle bir konu olmaz. Cübbeli, muhalif biliniyor işte bak, adama gösterdiğim ilgi, sevgi şefkat bu. Kılına dokundurtmam. Ama eleştiriyorum, hurafe anlatıyor, Mehdiyet’i“400, 500 sene sonra” diyor. Müslümanları hazırlıksız kıyamete doğru sürüklüyor. Kıyametin kopmasına az bir süre kalmış, Bediüzzaman“2120’de kopacak kıyamet” diyor, bunlar ninniyle uyutmaya çalışıyorlar Müslümanları. Çoktan İttihad-ı İslam olacaktı bu uyutma politikası olmasaydı. Müslümanları habire pışpışpış uyutmaya çalışıyorlar. Sırrantenevverat, işte” sus karıştırma,” işte“hadi gençler dışarı.” Çoktan İttihad-ı İslam olacaktı. Bundan makul ne olabilir? Aynı inançta insanlarız, birlikte olacağız, beraber olacağız. “Zira insan bilmediği şeye düşmandır. Bu duygu ve düşünceyle Rabbim muradınızı versin” diyor. “Avukat Adnan Özbek.” Ama Hocamız da çok kibarmış hakikaten. Helal olsun, Müslüman evladı. Çok nezaketli, hürmetkar bir üslubu var. Tebrik ediyorum, yani Osmanlıcası da mükemmel. Çok az insan var Osmanlıcası güzel olan. Keşke böyle yayılsa gençler arasında. Şahane dildir kardeşim Osmanlıca, mükemmel.
Melisa, maşaAllah Melisa seyyideymiş. “Biz de Yüce Peygamberimiz (s.a.v)’in ailesindeniz” diyor. “Amcası Abbas’ın soyundan” diyor. Melisa kardeş, sen bir gel, ben seni tanıyayım. Nurunu göreyim ben senin, maşaAllah. Çok güzel yazmış.
“Yakışıklı, heybetli, ehl-i kudret Seyyid Adnan Efendimiz,” acayip güzel bir şey, “Hocam, Risale-i Nur’u anlamak için alim olmak gerekmiyor. Ama bu alimler nasıl anlamıyorlar, anlamış değiliz. Hocam, bu kesim düzenlerinin bozulmaması için bile bile yanlış yoldalar. Hocam, sizin basiretiniz ve Bediüzzaman’ın ruhu bu acz içindeki kesimin rahatını bozacak Allahualem. Hürmetlerle ellerinizden öperim” diyor, “Şeyh Nazım Hocamız’a Allah şifa versin” diyor. Feyzullah Dağ, İstanbul’dan yazmış.
“Ben Ankara’dan Fatih Koyuncu. Sayın Mübarek Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam, şahsi kanaatim Risale-i Nur’u kurumlaştırmış, şirketleştirmiş bazı Nurcu kardeşlerimiz, Hz. Mehdi (a.s)’ı bir şekilde gizleyerek Risale-i Nur üzerinden elde ettikleri dünyevi menfaatleri kaybetmemek umudunu taşımaktadırlar Allahualem. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Risale-i Nur’un asıl sahibinin Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtleri olduğunu açıkça bildirmiş olması, bir kısım Nurcu arkadaşların kendi endişelerindendir Allahualem. Sayın Hocam, size bir resim gönderiyorum, inşaAllah; bu resmi yorumlarsanız çok memnun olurum Hocam. Allah sizden razı olsun, inşaAllah” diyor.Fatih kardeş, gelmemiş, bir daha gönder.
“Selam.” Aleykum Selam. “Nur ala nur, naz ehli canım Hocam. 19 yaşındayım, Şeyh Nazım Hocamız’ın talebesiyim. Şeyh dedemin rahatsızlığından dolayı göstermiş olduğunuz ilgi beni çok sevindirdi, inşaAllah. Size olan bağlılığım, sevgim kat kat arttı.” Şeyhimiz benim canım, o dünya tatlısı. Bayağı canlanmış, elini kolunu hareket ettiriyor böyle, acayip şeker. Hemen esprilere başlamış. “Şeyh dedemi canımdan çok seviyorum, sürekli dua ediyorum. Allah Şafi ismiyle Şeyh dedemin üstünde tecelli etsin. Bizi dünyada ve ahirette birlikte kılsın, inşaAllah. Size şükranlarımı gönderiyorum. Allah sizden razı olsun, inşaAllah. Sizi münafık yobazların tahmin edemeyeceği kadar çok seviyorum.” Zeliha kardeşimiz, maşaAllah. Bu sevimliyi tanımıyorum, çok şeker bir şey herhalde, maşaAllah.
Tabii ben Nurcu kardeşlerimi, ismi geçenlerin hepsini tenzih ederim de, bazı yobaz takımı için yazmış kardeşimiz; “Adnan Hocam, siz bazılarını adam edebilmek için boşuna uğraşmayın. O adamları adam edebilmeniz için bir pinokyonun ustası olmanız gerekiyor. Kaldı ki hadisleri çarpıtanlar yabancı değil. Ormana demişler ki;‘balta seni kesiyor.’ Orman demiş ki; ‘sapı benden, neyleyim.’” Acayip şekerler, bilmedikleri yok. “Bu arada parazitler bir yana, bizler Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz, inşaAllah” diyor Halil Çınar. Tabii bütün Nur talebesi kardeşlerimi tenzih ediyorum. Yobazlara yönelik bir üslup kullanmış kardeşimiz.
Hakan Genç, yazını okurum ben ama çok uzun, anladım ben. Bir vatandaş çıkmış, “‘Hz. Mehdi (a.s) çıkacaksa benden sonra çıksın’ diye çirkin bir laf söyledi” diyor. “Üstelik bu lafı söylerken güldü ve salonu da etkiledi, onlar da gülüyorlarmış.” Bak ne hale getirdiler milleti. “Hz. Mehdi (a.s) benden sonra çıksın” diyormuş, onlar da gülüyorlarmış, o da gülüyormuş, onlar da gülüyorlarmış. Yani “keyfimi kaçırır Hz. Mehdi (a.s), istemem ben” diyormuş. Bu da alim biliniyor. Bayağı yazı gelmiş bu konuda. Yine de bu şahs-ı manevi konusunu niye böyle gizliyorlar, Hz. Mehdi (a.s) konusunu niye gizliyorlar, Hz. Mehdi (a.s)’dan niye korkuyorlar, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişinden niye rahatsızlar, bana kardeşlerimiz yazsın. Biz bunu bu sene gündem yapalım. Yani bak, Darwinizm-materyalizm bir; iki, bu Mehdi (a.s) alerjisi ve Hz. İsa Mesih (a.s)’a duyulan bu nefretin kökeni nedir? Hz. Mehdi (a.s)’a karşı duyulan bu öfkenin nedeni nedir? Bunu Müslümanlar içerisinde niye böyle tatlı ifadelerle geçiştirmeye çalışıyorlar-güya tatlı kendi kafalarınca- ustaca atraksiyonlarla Mehdiyet gizlenmeye çalışılıyor. Biz de bu perdeyi yırtalım, inşaAllah.
Yine kısa bir ara verelim, yine devam edelim.
-VTR- Yard. Doç. Dr. Sayın Halim Ulaş, Hz. Mehdi (a.s.)’ın üç vazifeyi birden yapacağını anlatıyor.
DAMLA HANIM: Hocam, bir kardeşimizin faaliyeti vardı. Bursa’dan Fahri Önbaş kardeşimiz, her sabah işe gitmeden önce 5 ve 8 arası A9 tanıtım broşürünü mahalledeki evlere bırakıyormuş, inşaAllah. Şu an dağıtılına broşür sayısı 5000’e ulaşmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Haritada da göstermiş, maşaAllah, aferin.
DİDEM HANIM: “5000 adet A9 broşürü dağıtarak nurlandırdığım alan” diyor.
ADNAN OKTAR: Aslanım benim, yedi ceddine rahmet olsun. Allah sana da rahmet etsin, ailene de rahmet etsin. Başındaki belaları, felaketleri kaldırsın. MaşaAllah, eşlhamdülillah. Şu soğuk havada, maşaAllah, karlar üzerinde sürüklenerek de olsa hizmet ediyor, maşaAllah. Beni tımarhaneye koyduklarında da son 50 yılın en şiddetli karı yağmıştı. Tam tımarhaneye götürüyordu polisler, acayip kar başladı, artık gidemeyecek hale geldik. Neredeyse tıkanacaktık, o kadar şiddetli kar yağdı. O sene her yer tıkanmıştı, kapanmıştı, inşaAllah.
“Hocam sizi görmeyi umut ediyoruz” diyor.
Erkan Söyler; Erkan, benim sitelerime baksana. Geçmiş röportajlarımı incele. Bazı kardeşlerimiz yeni keşfediyorlar, böyle ufaklıklar, aynı soruları yeniden soruyorlar.
Ferhat kardeşim diyor ki; “Hocam, Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde Edebiyat okuyorum. Sizin öğrenciniz olmak istiyorum, inşaAllah. Babamın çok selamı var.” Aleykum Selam. “Yanında çayı, sizi izliyor. Allah yardımcınız olsun” diyor. Hakikaten böyle o kadar çok duyuyorum ki, yemek yemenin ve uykunun dışında sürekli A9’un başında, maşaAllah.
Halil Çınar diyor ki; “Adnan Hocam sizi anlıyorum. Anlamadığım nokta, koca koca adamların akıntıya kürek çekmeleri. Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s) hakkında fikir beyan etmiş ve talebeleri de tasdik ediyor, tamam. Eksik olan, Akgündüz Hoca neden hala Bediüzzaman’ı Mehdi olarak görüyor. Bu nasıl bir iş Allah aşkına? Olmaz ki böyle” diyor. Tabii ki asrın Mehdi’si. Hatta son 1300 yılın en büyük müceddidir Bediüzzaman. Ama neden Hz. Mehdi (a.s) olmadığını açık açık anlatıyor. Hiç yerine koyuyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini söylüyor, Hz. İsa (a.s) ile birlikte hareket edeceklerini söylüyor. Mehdiyet’e karşı bir nefret politikası meydana getirdiler, sırrantenevverat adı altında. Hz. İsa Mesih (a.s)’a karşı da öyle. Aşkla beklesene Hz. Mehdi (as)’ı, aşkla beklesene Hz. İsa Mesih (as)’ı. Bağrına basmak için coşkuyla hareket etsene. İttihad-ı İslam için yalvararak, ağlayarak Allah’a dua etsene. Ne büyük nimet, ne büyük güzellik, ne büyük şeref! Tam vakti zamanı gelmiş, ne güzel. Hayatın geniş dairesine girdik. Müslümanları ninni ile uyutmaya kalkıyorlar, dini konuları tenzih ederim. Yok, öyle şey olmaz.
DAMLA HANIM: Hocam Ali Bulaç Hocamız bir yazı yazmış. Ali Bulaç Hocamız şu an Ortadoğu’nun paramparça ve son derece tehlikeli bir durumda olduğunu belirterek, “eğer İran ve Türkiye zamanında aralarında iş birliği yapsaydı, bölgede birlik sağlansaydı ve İslam barış gücü kurulsaydı tüm bunlar olmayacaktı” demiş. Şöyle devam ediyor: “Şimdi batılılar Suriye’nin üzerinde kurtarma adı altında bombalar yağdırırsa bu utanç bizim olacak. Bizler bu kötülüğe müstahak oluyoruz ki sürekli başımıza geliyor. Türkiye-Arap Birliği, İslam Konferansı fark etmez” diye söylemiş.
ADNAN OKTAR: Ama işte İttihad-ı İslam programında Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek diye şak şak alkışlıyorlar, Hz. İsa (a.s) gelemeyecek diye şak şak alkışlıyorlar. Allah da İslam alemine müthiş bir felaket ve bela yağdırıyor. Paramparça İslam alemi. “İslam alemini toplayacak olan Hz. Mehdi (a.s)’dır” diyor Bediüzzaman. Peygamberimiz (s.a.v); “Hz. Mehdi (a.s)’dır” diyor. “gerek yok, biz şahs-ı manevi ile hallederiz” diyorlar. 50 sene, 60 sene, 100 seneden beri halledemez miydin? Demek ki şahsı-ı manevi ile olmuyor. Hz. Mehdi (a.s) ile olacak. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyorsa ona göre hareket et. Hz. Mehdi (a.s) olmadan, Hz. İsa Mesih (a.s) olmadan olmuyor. Hıristiyan alemi Hz. İsa Mesih (a.s) olmadan Müslüman olmuyorlar. Hz. Mehdi (a.s) olmadan İttihad-ı İslam olmuyor. Sen Hz. Mehdi (a.s)’a karşı tavır alırsan, Allah bela veriyor o zaman da işte. Hz. Mehdi (a.s)’ı özlemle Allah’tan beklesene. “Hz. Mehdi (a.s) ile müjdelenin” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Bak, Şeyh Nazım Hocam ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) çıktı, arayın” diyor. Şeyh Ahmet Yasin Hocam ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) çıktı, arayın.” Peygamberimiz (s.a.v) hadislerinde ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s)’ı arayın.” Evet Hocam, buyurun dinliyorum.
DAMLA HANIM: Hocam, Ahmet Hakan da sizin Başbakan Erdoğan’ın son konuşmasının oyunu çok arttırdığına dair yorumunuzu yazısına taşımış. Halkımızın bu konuşmadan sonra büyüklerine saygılı, manevi değerlerine bağlı nesiller yetiştirmesini destekleyerek AK Parti’nin oyuna oy katacaklarını söylemiş. Sayın Erdoğan’ın da bu durumu çok iyi hesaplayarak hareket ettiğini belirtmiş yazısında.
ADNAN OKTAR: Ne anlatsam bir hafta sonra gündem. Bak, herkes söylediklerimi söylüyor. Önce teşhisi ben koyuyorum, açıklıyorum; arkasından onlar. Güzel, iyi. AK Parti milletin son imkanıdır. Bu imkanı çok iyi kullanmaları lazım. Bir daha böyle bir imkan ele geçmez. Çektikleri çilenin, azabın dinmesi, düzelmesi için son imkan. Ben AK Parti mükemmel, kusursuz parti demiyorum. Şu an mecburiyet var. Ama inşaAllah mükemmel demokrasi oluşursa tamamdır.
Bir kardeşimiz diyor ki; “Adnan Ağabey Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Zaman zaman Nur sohbetlerine katılırım. Sohbetlerde olmasa da, sohbet çıkışlarında Nur talebesi arkadaşlarımla Mehdiyet konusunu tartışıyoruz.” Tartış sen. Anlamazlıktan gelmeleri önemli değil, anlat. “Onlar da maalesef Üstad Hazretleri’nin Mehdi olduğu konusunda ısrarcı. Her ne kadar Üstad’ın bunun kendisinin anlattığını, kendinin beklenen Mehdi (a.s) olmadığını söylediğini dile getirsem de, ısrarla ne kadar delil göstersek de gösterelim, kabul etmemekte ısrar içindeler.” Ama o zaman da oluyormuş. Fakat siz anlatın, önemli değil. Bediüzzaman da diyor, “her ne kadar sen kabul etmesen de.” Israr ediyormuş yanındakiler. Nezaketen insan sevdiğine diyebilir ama şimdi İttihad-ı İslam’ı istemek, Mehdi’nin gerçeğini istememek; Üstad adına yapmak, Üstad’a da hakaret olur, Mehdiyet’e de hakaret olur, İslamiyet’e de hakaret olur. Çok çirkin bir hareket olur. “Allah bize İslam Birliği’ni tez vakitte nasip etsin.” MaşaAllah. “Allah sevdiği kullarının hürmetini İslam aleminin acılarını dindirsin. Bizlere birlik-beraberlik nasip etsin.” İşte Hz. Mehdi (a.s) zıtları İttihad-ı İslam’ı da isteyemiyor. Çünkü İttihad-ı İslam’ı istese Hz. Mehdi (a.s) mecburiyeti var. Hz. Mehdi (a.s) çıkacak diye bu sefer de İttihad-ı İslam’ı istemiyorlar. Bu sefer Müslüman alemini paramparça ediyor herkes. İflahını kesiyorlar Müslümanların, kan kusturuyorlar. Onlar da seyrediyor. “Bazı konularda sizinle aynı görüşte olmasam da, programınızı uzun süre takip etmekteyim. Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar demişler.” Çok şahane. Müsademe, yani karşılıklı tartışma. Aslında silahlı çatışmaya müsademe deniyor ama fikri çatışma için de denebilir. “Allah hepimize doğruyu bulmayı nasip etsin. Uygulamada ve düşüncedeki ufak tefek ayrıntılara takılmayıp birlik ve beraberlik içinde İslam Birliği’nin sağlanması için çalışmak hepimizin görevidir.” Hay maşaAllah! “Hz. Mehdi (a.s) gelecek nasılsa diye yan gelip yatmak Müslümanlara yakışmaz.” Kim yapıyor bunu, boş laf. Bu, Hz. Mehdi (a.s) karşıtlarının yaptığı bir oyundur. Buna gelmeyin. Hz. Mehdi (a.s) gelecek diye kim yatar? Nerede yatan varmış? Hz. Mehdi (a.s)’ı arayan adamlar zaten çok coşkulu oluyorlar, çok heyecanlı oluyorlar. Öyle bir şey yok. Bana öyle birini gösterin. Onu diyorsa zaten adamın alakası yoktur. O espri olarak söylüyordur belki kendi kafasınca. Öyle bir şey olmaz. Bak, ben Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyorum; gece-gündüz hareket halindeyim. Hatta kafasında kavuk olan dede var ya, İskender dede, o bile o ihtiyar haliyle ortalığı birbirine katıyor, maşaAllah. “Hepimiz onun görevlerini kendi görevimiz gibi bilip bu yolda çalışmamız, İslam Birliği’ni sağlamamız gerekir. Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği gibi ayrılıkta şer, birlikte hayır vardır.” Aferin, maşaAllah. “Selam ve dua ile, Ceyhun Demirkol.”MaşaAllah. İşte bana böyle yazılar göndersinler kardeşlerimiz. İttihad-ı İslam’a, Mehdiyet’e adamlar niye karşı, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişine niye karşı. Bu konuları örtbas etmek için kullandıkları kurnaz ifadeler var. İşte “sırrantenevverat”, “Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde bizi görevde bulsun.” Tabii görevde bulunacaksın, Hz. Mehdi (a.s)’a asker olmak istiyorsun sen. Ne alaka bu? “Hz. Mehdi (a.s) bizi görevde bulsun,”“Hz. Mehdi (a.s) gelecek diye biz yan gelip yatmayalım” falan. Adam Hz. Mehdi (a.s)’ı arıyorsa, zaten asker olup coşkuyla çalışmak için arıyordur. Mesela bak bizim arkadaşlarımız büyük bir coşkuyla gayret ediyorlar. Tekrar söylüyorum, tutuştuğum yok benim Hz. Mehdi (a.s) olmak için. Öyle bir konu yok. Kim olursa olsun. Bana desinler falanca kişi Müslümanların lideri diye; bakın nasıl hürmet, sevgi, saygı gösteriyorum, inşaAllah. Hiç birinin gösteremeyeceği derecede saygı gösteririm Allah’ın izniyle, inşaAllah.
“Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Yoğun Bakım Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turgay Çelikel açıklamasında Şeyh’i sevenlerin yüzünü güldürdü” diyor.“Gülser Karagözlü, Havadis.” Herhalde Kıbrıs gazetesi bu.
Bak, ne diyor kardeşimiz; Nusaybin, Mardin’den yazmış; “Okuldaki din kültürü hocalarıma bir türlü Hz. Mehdi (a.s)’ın bir zat olduğunu anlatamadım” diyor. O kadar soğuk, buz gibi bir İslam anlayışı geliştirmişler ki, işlerine gelmeyen her şeyi tevil edip, kendilerinin de inanmayacağı garip bir hale getirmişler. Hz. Mehdi (a.s)’ın şahıs olduğu çok açık, Bediüzzaman alenen söylüyor. Hz. İsa Mesih (a.s) da şahıstır, şahıs olduğunu açıklıyor Bediüzzaman. O kadar detaylı, o kadar kapsamlı anlatıyor ki. “Yok, şahs-ı manevidir” diyorlar. Şahs-ı manevi olsa söyler zaten Bediüzzaman. Peygamberimiz (s.a.v) de söyler. Biz de söyleriz. Niye çekinelim?
“Hocam, şahs-ı manevicilerin asıl korktukları şey, kendilerinin yıllardır korudukları ve babadan oğula geçen çok ama çok rahat sistemi bozmak istememeleridir. Ve bu sistem haftada bir veya iki kere çoluk çocuk bir araya gelmeleri, çay içerken birbirleri ile ticari konuları konuşmaları, birbirlerine kız alıp-kız vermeleri, Risalelerin Mehdiyet konusunu içermeyen bölümlerinden 2-3 sayfa okuyarak dağılmalarından oluşmaktadır. Ve bu sistem gerçekten de babadan oğula aktarılır ve böylece devam eder. Ama eğer siz Hz. Mehdi (a.s) geldi derseniz, Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri çile ehlidir. O rahat sistemi bırakıp o çileli cihadı elbette çokları istemez” diyor. Yani ceht etmeyi, gayret etmeyi istemezler. “Bu yüzden hepten inkar da etmeden, ‘Üstad seyyid ve Hz. Mehdi (a.s)’dı ve Hz. İsa (a.s) da geldi, öncü ağabeyler onu gömdüler’,‘Hz. Mehdi şahs-ı manevidir’, hatta ‘Seyyid Salih Özcan Ağabey üstadı hiç görmedi’ gibi şeyler söylüyorlar. Hatta gözleri o kadar dönmüş ki, Risalelerden Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bölümleri bile kaldırmayı denediler. Ama siz mani oldunuz” diyor, maşaAllah. İngiltere’den bir kardeşimiz. İşte biz bu tip konuları sürekli yayınlayacağız, sürekli gündem yapacağız. Şimdi yeni yeni filmler başladı, görüyorsunuz; bunlar devam edecek, daha da geliştireceğiz. Ben bu Kızılcahamam’daki toplantıyı milat kabul ediyorum. Her gün gündem yapacağım, geceli-gündüzlü. Bu şahs-ı manevicilerin bu milleti böyle oyalamaları, yanlış yönlendirmeleri, doğru bilgi vermemeleri konusuna ilimle, bilimle engel olacağız. Bu çok ayıp, yaptıkları bir konu. Siz de bana sürekli yazın, her yerde anlatın, herkese de anlatın. Ben de sürekli anlatacağım. Bu kitap piyasaya sürüldü, internete de yüklenmiş. Ya kitap olarak alın bu kitabı, ‘Mehdiyet ve İttihad-ı İslam’. Bir de internette de var, oradan da ücretsiz indirebilirsiniz. Kardeşlerimiz bunu müthiş gündem yapsın, acayip bastıralım. Bu belayı Türkiye’den kaldıralım, İslam aleminden kaldıralım, bu fitneyi kaldıralım. Bak, Şeyh Nazım Hocamız; “1940’dan beri Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyorum” diyor. Benim canım Hocam sağken, selametken Hz. Mehdi (a.s) da, Hz. İsa Mesih (a.s) da elini öpsünler. Belki öpmüşlerdir de, bir de ben görmek istiyorum. Ben öpmediler demiyorum. Öpmüşlerdir, bir de ben görmek istiyorum, inşaAllah. Yarın devam edeceğiz, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Fecr-i Sadık, Risale-i Nur'dan Hikmetler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...