DAMLA HANIM: Yayınımıza gözümüzün nuru Hocamız’la birlikte başlıyoruz, inşaAllah. Hoşgeldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim, hoşbulduk. Herkes hoşgeldi, sefa geldi. Ne haberler var bugün?
DAMLA HANIM: İnşaAllah, hemen söyleyeyim Hocam. Hocam, dün Şırnak'ta askerlerimizle PKK arasında çıkan çatışmada iki askerimiz şehit olmuş, üç askerimiz yaralanmış. Ayrıca Diyarbakır'da içinde 150 miligram patlayıcı bulunan bir otomobil ele geçirilerek, askeri konvoya yapılacak bir PKK saldırısı son anda önlenmiş.
ADNAN OKTAR: İşte dedim geçen günler;“Abdullah Öcalan,‘ben ziyaret kabul etmiyorum’ dedi, o yapılacak eylemlerde kendi sorumluluğunu kaldırmak için yaptığı bir kurnazlık. Hemen Şubat-Mart gibi başlar bunlar” dedik. Bak, aynı şekilde komünistler atağa geçtiler. Komünizme karşı Güneydoğu'daki kardeşlerimizin aydınlatılması gerekiyor. Onun için radyoya ihtiyacımız var. Özellikle o Şeş TV, orada gayet güzel anti-komünist faaliyet yapılabilir; yani kanunlara, hukuka aykırı bir yönü de yok. Ben orada fıkıh eğitimi yapılsın demiyorum, devlet anti-komünist yayın yapabilir. Kanuna, hukuka aykırı bir şey yok. Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini de anlatabilir; çok güzel de netice alınır. İlmi çalışma hayati. Hocam başka neler var?
DAMLA HANIM: Hocam, Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Görmez Said Nursi'nin Hutbe-i Şamiye eserinin bazı cümlelerinin hattatlar tarafından özenle yazılarak, çerçeveletilip duvara asılması teklifinde bulunmuş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Diyanet İşleri Başkanı yamanmış, maşaAllah. Güzel. Demek ki Bediüzzaman'ın talebesi, hayranı. İyi, bu sevindirici, güzel. Bereket getirir. MaşaAllah, çok güzel, hayır bu. Başka, neler var?
DAMLA HANIM: Hocam, Ali Bulaç Hocamız; “hükümetlerin iktidarlarının sadece siyasi değil kültürel boyutları da olduğunu ve AK Parti'nin iktidara yürümesi ve sonrasında güçlenerek devam etmesinin, İslami cemaatlerin çalışmalarıyla mümkün olduğunu söylemiş. Özellikle son yıllarda İslami cemaatlerin siyasete destek vermeye başladığını, bunu sebebinin ise; iktidar hırsı değil, ülkenin çökme eşiğine gelmesi nedeniyle duyulan ihtiyaç olduğunu belirtmiş. Selçukluların hakim olduğu Anadolu'daki hat üzerinde yaşanan dini hareketlilik benzer şekilde 21. yüzyılda da ortaya çıktı” demiş. Ülkenin geleceği açısından İslami cemaatlerin fitneden kaçınarak,birlik içinde çalışmaya devam etmesinin önemine dikkat çekmiş yazısında.
ADNAN OKTAR: Evet, ben daha önce de söyledim; bunu aydınlıkçılarda açıklamışlardı. Aydınlık Dergisi’nde de çıkmıştı o zamanlar, bir analiz yapmışlardı, Doğu Perinçek imzalı; “Adnan Hoca'nın talebeleri Anadolu'da karış karış kasabaları gezdiler, şehirleri gezdiler. Anti-Darwinist, anti-materyalist faaliyet yaptılar, onun sonucunda AK Parti iktidar oldu” dedi. Tabii diğer cemaatlerinde çok katkısı oldu ama ideolojik yönden bir hükümetin desteklenmesi çok hayatidir. Adnan Menderes döneminde ideolojik destek yoktu, elleri mahkum kaldı. Adnan Menderes'in çekingenliğinin, ürkekliğinin kökeninde ideolojik destek olmaması yatıyordu. Bütün konuşmalarında çekingenler. Sol ne derse kabul eden, sol ne derse ezilen. Hatta Süleyman Demirel zamanında da hükümetin ideolojik eli yoktu. İdareyi maslahatçı bir politika izleniyordu.
Mesela sol bastırdı mı hükümetler istifa edebiliyorlardı eskiden, rahatça istifaya zorlayabiliyorlardı. Ama şimdi hükümetin eli ideolojik yönden çok sağlam olduğu için hiç kimse yanaşamıyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü böyle fos mantara döndü, dümdüz oldu, hiç ideolojik bir zemini yok örgütün. O yüzden de çok rahat çöktü. Solun da ideolojik bir zemini yok. Aydınlıkçı kesim eskiden bayağı ses getirirdi. Ama şu an ideolojik zemini yok. Konuşamıyorlar, utanıyorlar Darwinizmi, materyalizmi anlatmaya. Gazetelerde artık Darwinizmi, materyalizmi hiç duymuyoruz; gördünüz değil mi? Yani hiç. Artık duyuyor musunuz? Yok eksik halka bulundu,yok simit bulundu,poğaça bulundu falan yok artık.Tabii. O,Allah'ın izniyle bizim başarımız. Ondan birçok Müslüman kardeşimizin haberi bile yok. Alttan alta deccalin fikir sistemini yok ettik. Düşünce sistemini ve gücünü yok ettik, tuzla buz ettik, darmakeşan ettik, felç oldu. Arkasından da öldü deccali düşünce, yani Darwinizm ve materyalizm. Öyle olunca da hükümetlerin elleri son derece rahat olmuş oluyor. Adnan Menderes döneminin ürkekliğine bakın, Özal döneminin çekingenliğine bakın, acayip çekingendi. Demirel döneminde acayip çekingendi hükümet, çünkü ideolojik yönden yenebilmiş değillerdi. Yenme netleşince hükümetin elide çok netleşmiş oldu. Bakın şimdi istediği gibi atak yapıyor, gıkını çıkaramıyor sol. Eziklik içinde, çünkü ideolojik gücü yok. İdeolojik atak yapacak bir malzemesi, bir delili, açıklayacak bir sözü yok. Hiçbir şeyi yok, hiçbir şey söyleyemiyor. Sadece suçluluk hissi içerisindeler. O yüzden alttan alta elde edilen başarının ne olduğunu cahil cühela farkedemiyor, yobaz takımı hiç farkedemiyor. Yobazlar ancak işte Atatürk'e hakaret etsinler kendi kafalarına göre, abuk subuk konuşsunlar böyle, meydan okusunlar, işte sistemi kendi kafalarına göre eleştirsinler. Halbuki ilmi mücadele esastır, akılcı mücadele esastır. Atatürk'e söz söyleyince,hakaret edince çok güzel netice alacaklarını zannediyorlar.Çok akılsızlar. Hem Atatürk'ün imkanlarıyla yaşıyorlar, Atatürk'ün meydana getirdiği imkanlarla birçok şeyi elde edebiliyorlar, birçok nimete kavuşuyorlar; hem de Atatürk'e olmadık laf ediyorlar. Onu geçenlerde anlatmıştık, fakat daha da genişletebiliriz. İcap ederse küçük bir kitapçık haline de getirebiliriz. Evet, buyurun Hocam.
DAMLA HANIM: Hocam, Zaman Gazetesi’nden Mehmet Niyazi;“batı medeniyetine özenen Türkiye'nin zamanında eğitim sistemini materyalist felsefe üzerine bina ettiğini, bu felsefe üzerine pek çok bilim akademileri kurulduğunu, kitaplar basıldığını ancak tüm bu çabalara rağmen medeniyette bir ilerleme sağlanamadığını söylemiş. “Buradan çıkan tek sonuç; dini bilimin önüne engel gibi gören, dine uzak bir nesil yetişmesi oldu” demiş. Kuran'ın bilimle iç içe olduğuna dikkat çekerek, Türkiye'nin gerçek Rönesans'ı ancak dine yönelerek yapabileceğini ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Din ama bir yobazlık dini var, bir İslam dini var; şimdi hangi dini kastettikleri çok önemli. Mesela adam diyor ki; dinle medeniyet gelişir, insanlar rahat eder, neşeli-sevinçli olur, herşey daha mükemmel hale gelir.“Hangi din? Anlatın” diyoruz. Bakıyoruz, çok kapsamlı bir yobazlıktan bahsediyor. O din ile sen zaten yıkılmışsın, Osmanlı da yıkılmış. Felaket gelmiş ve Allah belanı vermiş birçok yerde sana. O, din değil. Din; Kuran'ın anlattığı, sahabe döneminde anlatılan, tertemiz, berrak, sevgi dolu dindir. Senin anlattığın hurafe ve yobazlığa dayalı, enaniyet ve kibre dayalı, korkaklığa dayalı, ümitsizliğe dayalı, yeise dayalı,vesveseye dayalı,paranoyak,manyak bir anlatım tarzı. Ve hurafelerin korkunç dünyasını sen bize din diye gösteriyorsun. Onun din ile alakası yok. Onun için, din ile hurafe dini arasındaki farkı iyi vurgulaman lazım. Din ile neyi kastettiğini söylemesi lazım önce. Hurafe dini, felaket getirir. Atatürk onu farkettiği için, Allah Atatürk'ü görevlendirdi ve hurafe mantığını yerle bir ettirdi Allah. Hurafe dini de yok olunca, hurafecilik yok olunca da yobazlar ciyak ciyak bağırıyorlar, “dinimiz elden gitti” diye. Hurafe gitti elden; gitti, temizlenmiş oldu. Kuran duruyor, değil mi? Kuran'ın anlattığı İslamiyet duruyor. Gittikçe gelişiyor ve güçleniyor. Sahabe döneminin İslamiyet anlayışı gelişiyor. Sadece pislik hurafe sistemi çökmüş oldu. Atatürk'ün de eline sağlık, hayır yapmış. Gayet güzel, akıllı, medeni, modern bir Türkiye'nin kurulmasına zemin hazırlamış. Atatürk'ün getirdiği sistem içerisinde gerçek Müslümanlar atakta olabiliyor. Yobazlar ve münafıklar sürünüyorlar, aşağılanıyorlar; yani Atatürk'ün getirdiği sistemin güzelliği bu. Yobaza hayat hakkı tanımıyor, münafığa hayat hakkı tanımıyor. Yoksa eğer sistem çok uygun olsa onlar için en azılı yobazlar, en azılı münafıklar başta olurdu. Ve Müslümanlar, sahabe devrini savunanlar, Kuran'ı savunanlar yok olup giderlerdi. Belki de asılacaklardı. Herşeyi yaparlardı, acayip bir zulüm olurdu. Münafıkların gücü hakim olurdu. Münafıkların gücünün hakim olmasını, Allah, Atatürk ile engellemiştir. Atatürk Hz. Mehdi (a.s) öncüsü, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlayan önemli bir insandır.Evet, devam edelim.
DAMLA HANIM: İnşaAllah. Dün özel yetkili İstanbul Cumhuriyet savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, çok büyük çaplı bir KCK operasyonu daha yapılmış. 30 ilde yapılan KCK baskınlarında 109 kişi gözaltına alınmış. Hocam, Hasan Cemal, Cengiz Çandar gibi birçok yazar KCK operasyonunu eleştirerek, ”Bu durumun PKK ile anlaşarak Kürt sorununu çözme konusunu çıkmaza soktuğu” yönünde yazılar yazıyorlar.
ADNAN OKTAR: Tayyip Bey için ne diyorlardı? İşte “PKK'ya imkan tanıyor, memleketi bölecek,Güneydoğu'yu onlara verecek” falan diyorlardı. Tayyip Beyde gayet sakin durdu. Bekledi, bekledi, bekledi; sonra bunlara bir tane koydu,böyle şeşi beşine döndü bunların,neye uğradıklarını şaşırdılar.Şimdi oturmuşlar “anlaşma”. Anlaşma manlaşma yok. Türkiye'nin topraklarından, vatanımızın topraklarından şu kadar bile toprak parçasını vermeyiz. Uzatmaya gerek yok. “Biz alırız” diyorlarsa buyursunlar görelim, nasıl alıyorlarmış. Öyle bir şey yok. Daha önce de şamata yapıyorlardı, “ayaklanacak, asıp kesecekler, darmadağın edecekler, şehirleri birbirine katacaklar; fazla uzatmayalım, işte verelim Güneydoğu'yu bitsin” falan. Biz de hoşt dedik bunlara; hoşt deyince, bunlarda kuyruklarını kıstırıp kaçtılar. Olay bu. Kaç defa bunlara hoşt çektik biz, hatırlıyorsunuz. Her konuşmalarında hoşt dedik ve artık bir daha havlamıyorlar. KCK operasyonları hukuka dayalı operasyonlardır, kanunsuz bir operasyon değil. Hakimler karar veriyor, savcılar karar veriyor. Polisin ortaya koyduğu deliller ortada ve Avrupa Birliği'nin mahkemelerinin, Avrupa mahkemelerinin de tasdik ettiği operasyonlar oluyor; yani hukuksuz, kanunsuz, haksız bir şey yok. AİHM'e gittiğinde olaylar, AİHM;“haklısınız” diyor mahkemelere bu konuda. Yani bir tek Türk mahkemelerinin kanaati değil, dünya mahkemelerinin kanaati de bu. O zaman nedir? Ne diye şamata yapıyorsunuz?
DAMLA HANIM: Hocam, Gazete 5'te sizinle ilgili bir haber yayınlamışlar yine.
ADNAN OKTAR: Nedir?
DAMLA HANIM: Size karşı hakaret suçu işleyen üç kişiye daha mahkumiyet kararı çıkmış, onun haberini vermişler.
ADNAN OKTAR: Kimmiş bunlar?
DİDEM HANIM: Birol İşler, Gürsel Esel, Veysel Kulp.
ADNAN OKTAR: Hayırlı, uğurlu olsun. Demek ki Türkiye hukuk devletiymiş, daha iyi gördüler. Dağ başında yaşamıyorlar. Bu pervasızlığı bırakacaklar.“Kanunla, hukukla kafalarını ezeriz” dedim. Kimse kimseye hakaret etmeyecek. Eleştiri yapsın, istediği sözü söyleyebilir, analizler yapabilir; hatta espriler, istediği gibi espri yapabilir,şaka yapabilir ama “hakaret istemiyoruz” dedik. “Biz anlamıyoruz” deyince, biz anlayacakları dilden konuşuyoruz işte. Hukuk yakalarına yapışıyor, kanun yakalarına yapışıyor. Sonuçta da yalvarıyorlar. Ağlayanlar, ayılanlar, bayılanlar, bilmem ne falan. Zamanında düşüneceksiniz onu. Elli kere söyledik, hakaret istemiyorum. Terbiyesizliğe gerek yok. Bir tek şahsıma değil; mukaddesata da,büyüklerimize de herhangi bir şekilde hakaret olursa, kanunla-hukukla karşılığını veririz. Evet, ne yapalım,ne edelim?
DİDEM HANIM: Hocam Twitter'da 'Kanser tedavisi ücretsiz olsun' diye kampanya başlatmışlar. Şu an en çok konuşulan ikinci konuya çıkmış.Kardeşlerimiz bu şekilde sürekli yazıyorlarmış Twitter'da.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Onu söylemiştik çok,tekrar tekrar söylemiştik. Kardeşlerimizden de bunu rica etmiştik. Bunu görev addedip bu şekilde hareket etmeleri çok sevap olur. Birçok kardeşimiz, birçok kanser hastası bize buraya yazılar yazıyorlar. Bu kanser hastası kardeşlerimizi büyük iş yerlerine zimmetleyelim. Mesela üç büyük iş yerine bir kanser hastası kardeşimizi zimmetleyelim. Onun masrafını karşılasınlar. Açık açık da söyleyelim;“rica ediyoruz, mesela şu şu şirketten istirhamımız şu kardeşimizin kanser masrafını tedarik etmesi.”Şu anlık öyle yapalım. Ama devlet kanun çıkartsın bir an önce. El kadar çocuktan, sabiden, üç yaşında çocuk… “Ne kadar masraf?” diyoruz, “yüz milyar rica ediyoruz.”Sabi, küçücük çocuk, ufacık; biz zaten ona bakmakla mükellefiz; hepimiz evladı, hepimizin kardeşi.Para alınır mı çocuktan? Hastalanmış benim canım. Biz bilakis yardımcı olmakla mükellefiz.Ailesine de hatta yardımcı olmakla mükellefiz. Hadi ailesine yardım etmiyorsun, para almanın anlamı ne yani? Para alınır mı? Onun için ben hükümetimizden istirham ediyorum çok süratle bu yasa çıksın. Bir ara çıktı dediler, oldu dediler. Baktık pratikte böyle birşey yok. El kadar sabiler, hasta çocuklar ortada geziyorlar. Bekletmeyelim ama biz kendimiz yapabiliriz. Öyle hasta olan her kardeşimizi, ben istirham edeyim, isimlerini de vereyim işyerlerinin, rica edelim, zimmetleyelim. Ne olacak yani? Bir iş yeri elli bin lira vermiş olsa, büyük bir iş yeri yüzeli bin lira, işte bu kadar. Çok rahat tedavisi olur, bol bol. Taşarak, inşaAllah. Devam etsinler kardeşlerimiz, çok iyi o. Israrla gündem yapalım, çünkü o çok yorucu.
Ben mesela bugünde; sabah kalktım, hemen onlar aklıma geldi. O kadar çok lösemili küçük çocuk var ki, “hepsinin sorumluluğu üstüme” dedim. Vicdanen acayip rahatsız oldum. Yani çünkü el kadar sabi bunlar, nereden bulsun bu çocuklar bu parayı? Aileleri fakir. Bir avuç insan, tedavilerini yapmak son derece kolay; Türkiye'deki iş yerleri çok çok az bir katkıda bulunsalar bile konu biter, çok çok az bir katkıda. İki bin lira bile vermiş olsa bir iş yeri hepsinin tedavisi mümkün olur. Hem de mükemmel şekilde. Bak, çocuğa ilik arıyorlar, küçüğe; sabah aklıma o takıldı, ne oldu acaba ilik?
İlik aramayı suç haline getirdiler. Oktar Müslüman diye. Oktar'ın dindar olduğu önceden bilinmiyordu. Dindar olduğu öğrenilince, birçok insan cinnet geçirdi. Daha önce büyük bir coşkuyla destekliyorlardı, beyin cerrahı diye. Ama büyük bir coşkuyla, acayip bir destek, akıl almaz bir destek. Sonra bir öğrendiler dindar olduğunu, birçok kişi 180 derece geri döndüler. Ondan sonra, “kanımız Avrupa'ya satılıyor, genetik kodlarımızdan bomba yapılacak, bizi yok edecekler…” Böyle ilginç, garip hikayeler ortaya çıkarmaya başladılar. Senin genetik kodunu adam elde edecekse, Amerika'da milyonlarca Türk var, Almanya'da milyonlarca Türk var. Zaten mecburen kanlarını veriyorlar hastanelere gidip. Birçok yerde de mecburi zaten. Çok rahat senin genetik kodunu elde edebilirler. Rusya diyorsan, Rusya halen Türk devletlerini kontrol altında tutuyor. Bütün hastanelerden hepsinden kanlarının kodlarını alabilir, her türlü bilgiyi alabilir. Dünyanın her yerinde bu mümkün. Ayrıca sırf parmağını bir yere bassa bile, otobüste giderken elini tutsa bile bir yere, oradan bile genetik kodu geçer. Yani bu sanki çok zormuş gibi; illa kan, kan, kan, kan. Kanla alakası yok ki, her şeyle olur. Saçından bir parça olur. Saçını tarasa, saçından yere bir tane saç teli düşse, ondan bile genetik kodu elde edilebilir. Kandan gaye, onun ilgili kodunu tespit etmek. Konu bu. Bunu kasten anlamazlıktan geldiler. Devletin yaptığı bir kampanyayı Oktar'ın yaptığı şeklinde etrafa yaydılar. Çok çirkin hikayeler geliştirmeye kalktılar. Onlarda ellerine, yüzlerine bulaştılar. Mahkemelerde bunlara tam cevabını verdi, oturdular aşağıya. Bu nasıl bir vicdan, nasıl bir karakter, insanlarda gördü. Yani bu kampanyaya karşı gelen insanların, nasıl bir kişilikte olduğunu da insanlar görmüş oldu. Şimdi kısa bir ara verelim, yine devam edelim.
ADNAN OKTAR: Evet, Yvonne Ridley, bu hanım şu an misafirim. Bilgi var mı sende o hanımla ilgili?
AYLİN HANIM: Gazeteci bayan, Taliban esir almıştı. Serbest bırakıldıktan sonra Müslüman oldu.
ADNAN OKTAR: Taliban esir almıştı, Afganistan'a gitmişti. İngiliz gazeteci. Çok sevimli, ne işi varmış Afganistan'da?
AYLİN HANIM: Savaş muhabiriymiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Kadını göndermeleri de çok garip olmuş. Orada Taliban esir almış. Çok şeker. Bayağı güzel gözleri, şeker şeker bakıyor. Yukarıda biraz konuştuk. Bütün her yerdeki Müslümanların çektiği sıkıntılardan mutazarrır, rahatsız. Acayip sahip çıkıyor, maşaAllah. “İngiltere'de de sekülerler çok ataktalar, Müslümanlara rahatlık vermiyorlar, bayağı ızdırap veriyorlar” diyor. Halbuki Musevileri daha da feci eziyorlar. Musevi adam bana yazdı,“nerede görseler tükürüyorlar yüzüme” diyor. Çocuklarına saldırıyorlarmış. Çocuğun kulağını kesmeye kalkmışlar. Tabii, akıl almaz saldırganmış İngilizler. “Nefes aldırmıyorlar” diyor. Evlerine gelip kapısını tekmeliyorlarmış. “Orada duramadım” diyor adam. Fransa'ya geçmiş mecburen. Müslümanlara da nefes aldırmıyorlar ama Müslümanlarda Musevilerle uğraşıyor. Hıristiyanlar Müslümanlarla, Müslümanlar Hıristiyanlarla; onlarda o arada hepsini birden ezmeye kalkıyorlar. Halbuki Müslümanlar, Museviler, Hıristiyanlar ittifak etseler konu kökünden biter. Ve hiç kimse de hiçbir şey yapamaz. Gayet de rahat ederler. İslamiyet de dünyaya gürül gürül yayılır. Fakat dar düşünen adamlar, dar mantıktaki insanlar ucuz kahramanlık yapıp, hem Müslümanları ezdiriyorlar hem Ehl-i Kitap eziliyor, bunu da cihat olarak görüyorlar. Onun için birleştirici olmak lazım. Mesela İngiltere'de Müslümanlar hep birbirleriyle uğraşıyorlarmış. Cemaatler bölünmüş kendi aralarında, aralarında rekabet. Birbirlerinin camilerine gitmiyorlar, birbirlerinin yüzlerine bakmıyorlar, birbirlerine selam vermiyorlar. Her biri ayrı bir mantıkta, her biri ayrı bir kafada oluyorlar; birçoğu, iyi olanlar davar tabii de.“Ona birlikte çözüm bulalım, birlikte çalışalım” dedim.”Olur” dedi, inşaAllah. Yvonne, daha önce bize de gelmişti.Bizim eve de gelmişti.
DİDEM HANIM: Gelmişti Hocam. Birde Kuran'ı ilk okuduğunda, hiç değiştirilmemiş olduğunu görünce ve kadına verilen değeri görünce çok etkilenmiş, ilk Müslüman olduğunda. Onun etkisini söylemiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bayağı şeker, gözleri acayip güzel.
DİDEM HANIM: Hocam, bir şu an haber gönderdiler kardeşlerimiz. Bir kalp doktoru, “çünkü avucunuzun içinde atan bir kalbi hissetmek çok farklı, çok güzel bir olay. Elime aldığım her kalp bana çok büyük ilahi şeyler hissettirir” demiş Dr. Aka, kalp cerrahisiyle ilgili. Bayağıda uzun bir açıklama yapmış bu konuda, ilahi bir konu olduğuyla ilgili.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
DİDEM HANIM: Bir televizyon kanalında yayınlanmış. Doktorların gücü kendilerine vererek övünmemesini söylüyor.
ADNAN OKTAR: Yani kendini unutursa övünebilir. Ama akılcı bakarsa beyninin içindeki bir görüntüyle muhatap oluyor. Ameliyat yapan, beyninin içinde Allah'ın yaptığı ameliyatı görür. Allah'ın yarattığı ameliyatı görür. Hiçbir doktor dışarıdaki ameliyatı göremez. Ancak beyninin içerisinde Allah'ın oluşturduğu ameliyatı görebilir. Dışarıdaki ameliyat simsiyah ortamda, saydam, renksiz bir tecellidir, inşaAllah.Beyinde, Allah onu renkli olarak,görüntü olarak yaratır.Hatta dün Oktar da anlatıyordu, altı saniye öncesinden beyin harekete geçiyor. Daha karar vermeden, altı saniye öncesinden.
Bu haber nedir?
DAMLA HANIM: Okuyayım Hocam hemen, inşaAllah. Ertuğrul Özkök, Fethullah Hocamız’ın cemaatinin gücünün abartıldığı yönündeki açıklamanızı bugünkü yazısına taşımış.Bir gazetecinin cemaatin sayısının on milyon olduğunu açıkladığını söyleyerek,“bence bu sayı doğru değil ve güçleri de abartılıyor” demiş.“Ancak cemaatin faaliyetlerini beğenen insanlardan belki böyle bir rakam çıkabileceğini,ayrıca cemaat adı altında toplanan bu kişilerin kuvvetli bir ortak bir davranış ve düşünce içinde olup olmadığının da belli olmadığını” söylemiş.Artık cemaat hakkındaki gerçeğin ortaya çıkması gerektiğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR: 10 milyon falan üyesi yok, bir mahallede iki tane bile Fethullah Hoca talebesi bulmak çok güçtür, çok güçtür. İçine kapanık,çekingen,hatta bir kısmı abartılı ürkek insanlardır.Bir kısmı daha rahat,daha cesurdurlar.Fakat genellikle çok şiddetli çekingen ruh hakimdir.Mesela içinden geldiği gibi konuşamaz,içinden fikirlerini açık açık geçirse bile dışarıya onu yansıtamaz.Sürekli bir çekingenlik ruhu onları adeta felç etmiş durumda. Fethullah Hocamız’ın da yurt dışında yaşamasına bu ruh vesile oluyor. Aslında çekineceği hiçbir şey yok Fethullah Hocamız’ın.Fakat birbirlerini o kadar ürkütüyorlar ki,o kadar tedirgin ediyorlar ki,o Fethullah Hoca’yı da tedirgin ediyor.Yani onlardaki o tedirginliği görünce, o da gelemiyor.Çünkü bir şey olsa,müthiş bir panik ve tedirginlik meydana gelecek diye düşünüyor,tahmin ediyorum. Hepsini tenzih ederim de, bir kısmı için söylüyorum. Müslüman hem tevekküllü olur hem cesur olur. Bir tek Allah’tan korkar. Bu kadar sıran tenevveret, şu bu falan, tamamen gereksiz. Fethullah Hoca’nın yurtdışında yaşaması tamamen gereksiz. Gelse Türkiye’ye hiçbir şey olmaz. Bayağı da rahat, güzel yaşar. Saygı,sevgi de görür.Ama doğru,“devlet içerisinde de acayip güçleri var” diyorlardı.Aylardan, yıllardan beri anlatıyorum.Ben bizzat tahkik ettim.Öyle bir şey yok; ne poliste öyle güçleri var; genç komiserlerden falan varama o her yerde olur o.Saadet Partili de var.Mesela poliste MHP’li genç çok fazladır.Ben bilirim, mesela bu bir gerçektir.Ülkücü gençler çoktur.Ben mesela çok gözaltına alınıyordum o zamanlar; gidiyordum emniyete, hep ülkücüydüler, maşaAllah. Dağ taş ülkücü kaynıyordu. Hukukta da öyle, solcu çoktur, bayağı çoktur. Ortalı insan daha çoktur, ortalı daha çoktur ama dindar nadir rastlanır. Gerçek anlamda dindar nadir rastlanır. Saadet Partililer oluyor. Onlar da yine azdır, çok azınlık oluyorlar. Dolayısıyla öyle abartıldığı gibi bir şey yok, öyle bir olay yok. O tamamen Hoca’nın bize söylediği gibi şehir hikayeleri, şehir masalı; öyle bir konu yok. Ama iyi niyetliler, genelde utangaç,terbiyeliler.Fakat bu ürkeklik,bu çekingenlik adeta onları felç etti;o çok yanlış.Halbuki atak olsalar çok güzel hizmetler verebilirler.Hiçbir şey de olmaz.Bu başarıyı belki temkinli olmalarına borçlu olarak düşünüyor olabilirler.Doğru yönleri de olabilir, tamamen haksız da değiller.Çünkü inananların,samimi Müslümanların düşmanı da çok oluyor.Bazen mağdur olabiliyorlar.Bu mağdur olma oranını çok düşürür, yüzde bire falan düşer.Ama çok açık,aleni olsa belki oran çok daha yükselebilir.O yönden tabii bir isabet var,doğruluk var.Ama dezavantajları da çok var onun.Fakat özetle; abartıldığı gibi öyle bir güce sahip değiller.Milyonlarca takipçileri de yok.
Peki, şimdi kısa bir ara verelim de, Yvonne Hanım’la biraz konuşalım.
CEYLAN HANIM: Programımıza devam ediyoruz inşaAllah. Sayın Yvonne Ridley bizimle beraber. Hocamızın konuğu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Welcome.Selamun Aleykum veRahmetullahi ve Berakatuhu.
YVONNE RIDLEY:Ve Aleykum Selam.
ADNAN OKTAR: Nasılsınız?
YVONNE RIDLEY: İyiyim, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah,sefa getirdiniz, onur verdiniz.
YVONNE RIDLEY: Burada olmak gerçekten benim için büyük bir zevk.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bize güzel haberler getiriyorsunuz. Sizden güzel şeyler duyuyoruz.Ama İngiltere’de Müslümanlar biraz bölünmüşler herhalde.Bir şeyler anlatmıştınız yukarıda.Müslümanların birlik içinde,beraberlik içinde olması farz, Kuran’ın açık ayeti; bu konuda ne diyorsunuz?
YVONNE RIDLEY: Hepimiz aynı Müslümanlar olarak hepimiz aynı Allah’a inanıyoruz. Hepimiz aynı Kuran hükümlerine inanıyoruz. Kuran’ın temel 5 hükmüne inanıyoruz. Bu durumda ayrı olacak ne var? Bu gerçekten bir trajedi. Siz hatta bu konuda ayrı olmaları konusunda Müslümanlara bir kitap yazmıştınız, bu çok önemli bir kitap bence. Ve dünyadaki insanların beşte biri Müslüman,bu aslında çok çok büyük bir oran.O yüzden birleşmemiz gerekir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah.Sizi dinliyorum ben.
YVONNE RIDLEY: İngiltere’de bazı insanlar birlik çağrısıyla geldiler. Bunu yayıyorlar,fakat sadece İngiltere’de değil, dünyanın birçok yerinde bu birlik çağrısına ihtiyacımız var.Özellikle şu an gündemde olan bir mezhep çatışması var, mezhep ayrılığı var.Buna Müslümanlar kesinlikle bu şekilde bakmamalı, çünkü bu insanları ayıran önemli bir güç.
ADNAN OKTAR: Peki Müslümanlar nasıl birleşebilir? Peygamberimiz (s.a.v) bu konuda bize bir yol göstermiş mi, Müslümanların ahir zamanda nasıl birleşeceğini bize anlatmış mı; yoksa biz kendi halimize mi bırakılmışız, bu konuda görüşünüz nasıl?
YVONNE RIDLEY: Peygamberimiz (s.a.v) şu andaki Müslümanların durumunu görse hoşlanmazdı. Allah, İslam dinini bize çok güzel bir hediye olarak verdi.İslam dini en kolay yaşam şekli, bir çocuğun anlayabileceği kadar kolay anlaşabilecek bir din fakat uzmanların üzerinde saatlerce tartışabileceği kadar da derinlemesine bilgiler içeren bir din.Tek Kuran’ımız,tek yolumuz var; niçin birlik olmayalım? Bunun aksi zaten mantık dışı.
ADNAN OKTAR: 5-10 yıla kadar bütün Müslümanlar birleşecekler. Ben size müjdeyi veriyorum.
YVONNE RIDLEY: Elhamdulillah. Bu günleri görmeyi çok istiyorum,birleştiklerini görmeyi.İslam dünyası şu anda ayaklanmada,Müslüman kız kardeşlerimiz ve kardeşlerimiz birbirleriyle savaştılar.Ortadoğu’nun diğer bölümlerinde de birlikte olup onların beraber olmasını çok istiyorum.Özellikle Mısır’da da aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) gelecek mi?
YVONNE RIDLEY: İnşaAllah. Siz zaten “10 yıl içinde bu olacak” dediniz. Bunu görmeyi çok istiyorum.Tek, birlik olmuş bir ailenin çeşitli fertleri olmasını çok istiyorum.Hepimizin böyle olmasını çok istiyorum.
ADNAN OKTAR: Şiilik, Vehabilik, Sünnilik kalkacak.Sahabe dönemi gibi olacak.
YVONNE RIDLEY:Bu dediğiniz çok doğru, inşaAllah.Ben daha birkaç yıl önce Müslümanlığa girdim.Fakat beni görenler “sen nesin?” diyorlar.“Sünni misin? Şii misin? Alevi misin? Sen ilk önce bize ne olduğunu söyle” diyorlar. Fakat ben onlara şöyle söylüyorum; ben Peygamberimiz (s.a.v)’in ayak izini izliyorum, onunda herhangi bir mezhebe dahil olduğunu zannetmiyorum.O bir Müslüman’dı, ben de aynı şekilde bir Müslüman’ım.Herhangi bir mezhebe girmeye ihtiyaç duymuyorum.Böyle bir şeye de ihtiyaç duymuyorum.
ADNAN OKTAR: Şu an biz cahil cühela olduğumuz için mukallit oluyoruz, mecburen mezhebe tabii oluyoruz.Ama bu isteyerek, beğenerek değil;mecbur olduğumuz için.Makbul olan,doğru olan sahabe dönemi gibi olunmasıdır.Gerçek Müslüman o şekilde olur.Kuran'a tabi olur,sahabeler nasıl yaşadı ise öyle olur.Sizde inşaAllah onu temenni ediyorsunuz,gördüğüm kadarıyla, inşaAllah.Hem Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceksiniz,inşaAllah,hem Hz. İsa Mesih (a.s)’ı göreceksiniz.Vakit güzel vakit, iyi vakitteyiz.
YVONNE RIDLEY: Ben bu konuda, gelecek hakkında sizin pozitif bakışınızı gerçekten benimsiyorum, inşaAllah. Ben bir Müslüman’ım, saf ve temiz bir Müslüman’ım. “Herhangi bir mezhebe dahil değilim” dediğimde, aslında şunu demek istemiştim; ben İslam’ın beş şartını yerine getiren bir Müslüman’ım ve bizim hepimizin bunun üzerine yoğunlaşması gerekiyor. Çünkü bu bizi birleştiren, bizi ayırmayan bir şey, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Maşallah maşaAllah. Çok güzel günler göreceksin. Allah böyle bir zamanda sana hidayet nasip etti, maşaAllah. İslam için,Kuran için var gücünle gayret ediyorsun, ne büyük onur.Bütün Müslümanlar seni çok seviyor. Türkiye’deki Müslümanlar da çok seviyor.Herkes seviyor ama ben en çok seviyorum.
YVONNE RIDLEY:Teşekkürler.Allah razı olsun. Ben aslında bir Türkiye hayranıyım, Müslüman olarak Türkiye çok mükemmel bir ülke. Önümüzdeki yüzyılda Türkiye için çok çok önemli bir yüzyıl olacak.Türkiye çok güçleniyor,ileri geçiyor,atakta.Batı normalde Türkiye’nin fikrine başvurmaya başladı. Ve Türkiye Müslüman dünyasının görünüşünü değiştirmek konusunda öncü bir rol oynamaya başladı.
ADNAN OKTAR: Allah görevlendirdiği için, Hz. Mehdi(a.s)’ın çıkacağı yer Türkiye. Hatta İstanbul. Peygamberimiz (s.a.v) açık açık söylemiş, alametlerini söylemiş.Hatta detay veriyor;“Haresta” diyor,“Şam’da Haresta bölgesi yerle bir olacak” diyor.“Orada savaş,olay çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerinden. Geçen günlerde “Suriye’de Haresta bölgesi yerle bir oldu” diye gazetelerde haber çıktı. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerindendir. Bir bakmış Peygamberimiz (s.a.v),bütün olayları görmüş, herşeyi görmüş. Kuyruklu yıldızı görmüş,Kabe’ye baskını görmüş,15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmalarını görmüş,Keban barajını görmüş,Fırat’ın suyunun kesilişini görmüş.Her şeyi Cenab-ı Allah zamanı kaldırarak Peygamberimiz (s.a.v)’e göstermiş.Ama son olarak da bak, Haresta.Mesela Mısır melikinin etkisiz hale gelmesi, onun saltanatının yıkılması.Hatta “burnu çöküktür” diyor,“burnunun üst tarafında çöküklük vardır” diyor, en ince detayına kadar aynı.Hepsi teker teker Resulullah (s.a.v)’in dediği gibi çıkıyor. Bu güzel günlerde Cenab-ı Allah peş peşe Peygamberimiz (s.a.v)’in mucizelerini gösteriyor; bir mucize daha, bir mucize daha,bir mucize daha. Dün mesela, onu gördüm, hayretler içinde kaldım; Haresta aynısı.“Bölge yerle bir olacak” diyor hadiste, “orada felaket olacak” diyor, tam dediği gibi.“Şam’da kargaşa olacak” diyor.Şam da müthiş kargaşa var.Aynısı, Resulullah (s.a.v) ne diyorsa çıkıyor.Siz de, Cenab-ı Allah sizi Hz. Meryem (a.s) gibi görevlendirmiş, maşaAllah.Afganistan’a gittiniz gazeteci olarak,doğru mu?
YVONNE RIDLEY:Doğru.
ADNAN OKTAR: Orada Allah size hidayet nasip etti. Afganistan’da 11 gün mü esir kalmıştınız?
YVONNE RIDLEY:Afganistan’a tam 11 Eylül olaylarından sonra gittim, iki gün sonra Taliban tarafından tutuklandım. 11 gün esir kaldım. Bu benim için çok çok korkutucu bir olaydı, fakat aynı şekilde İslam'a olan ilgimi başlatacak bir tetikleyiciydi. O yüzden, elhamdülillah.
Dünya artık küçülüyor, özellikle hava taşımacılığı da buna vesile oldu. Türkiye’yi ben daha fazla, daha sık ziyaret etmek istiyorum.İnsanlar çok güzel Türkiye’de.Türkiye çok güzel bir yer,yemekler çok çok leziz özellikle.Türkiye hayranıyım ben.Suriye’deki durumu biraz önce bana hatırlattınız yeniden.Ben birkaç gün önce bir video seyretmiştim. İnsanların on binlercesi sokaklara çıkmıştı ve “baskıcı rejime karşı direncimizi sürdüreceğiz” diyorlardı ve “Allah’a güveniyoruz” diyorlardı. Demek ki bu insanlar Allah’tan korkan insanlar,hepsi Allah’a güvenliğini koymuşlar.O yüzden o insanların baskıcı rejimden kurtulmaları için dua ediyorum.
ADNAN OKTAR: Baskıcı rejimden kurtulmak… Asıl tabii dünyada ki deccaliyetten kurtulmak çok önemli. Suriye’yi,Filistin’i kurtarmakla bitmiyor.Bütün İslam alemini kurtarmak esas malumunuz.Bunun da zamanı geldi, inşaAllah.Bu Hz. Mehdi (a.s)ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın birlikte yapabileceği bir nimet; birlikte meydana getirebilecekleri bir güzellik,iyilik.Birçok insan bunu göremese de tarih bu yönde zaten gelişiyor.Mesela ‘Haresta denilen köy’,Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor,aynısıyla oluyor. Başka şey söylüyor, aynısıyla oluyor.Anlamazlıktan gelmek ahir zamanın hastalıklarından bir tanesi; enselerine tokat patlatsan bile, “herhalde sinek kondu yahut rüzgar esti” diyor,anlamazlıktan geliyorlar.Bu anlamazlıktan gelme bir süre sonra ortadan kalkacak; gerçekleri daha açık,daha net olarak görecekler.İlminizden,irfanınızdan biz sık sık istifade etmek isteriz.Türkiye’deki birçok cemaat,topluluk sizlerin ilminden faydalanmak ister,inşaAllah.Geliş aralıklarınızı daha sıklaştırırsanız daha çok memnun oluruz.
YVONNE RIDLEY:Gerçekten bunu çok çok isterim.İslami olarak ben daha birkaç yaşındayım.Çocuk sayılırım o anlamda.50-60 yıl bile geçse ben hala öğrenci olacağım,hala öğreniyor olacağım.Her gün yeni bir şey öğrenmemiz gerekiyor.Daha biraz önce Suriye’deki bir köyden bahsettiniz,mesela ben bunu ilk defa duydum,yeni öğrendim.
ADNAN OKTAR: O çok acayip, asıl bombardımanın yapıldığı yer Haresta.Peygamberimiz (s.a.v) isim vererek, “Haresta denen bir bölge yerle bir olacak” diyor.“Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir bu” diyor,ahir zamanda.Hiç olmayan bir olay, vakti gelince oluyor.
Hocamız’ın bizlere nasihatleri ne olur? Neler söylemek ister son olarak bizlere?
YVONNE RIDLEY:Sizin gibi birisinin benden tavsiye istemesine çok şaşırdım,inanamıyorum böyle bir şeye. Ben öğrenciyim siz ise öğretmensiniz. İnsanlar benim gibi yeni bir Müslüman’a ne mesajın var diye sorduklarında, ben şunu söylüyorum: Ne olduğunuzdan,kim olduğunuzdan ve ne yaptığınızdan gurur duyun.Çünkü yaptığınız yüzde yüz Allah içindir.
ADNAN OKTAR: Tevazulusun, güzel ahlaklısın,samimisin,nurlusun,güzel Müslüman’sın, maşaAllah.
YVONNE RIDLEY:Teşekkürler.Bu dilekleriniz benim için bir tevazu vesilesi.Bazı günler daha öne gidiyorum,bazı günler birkaç adım daha geri gidiyorum.Bu belki diğer Müslümanlar içinde böyledir.
ADNAN OKTAR: Allah hepimizin ilmini, irfanını arttırsın. Hepimize hidayet versin. Sağlık,iyilik,güzellik versin.Sizin herhalde bir üniversitede bir toplantınız olacak,bir sohbetiniz olacak; onun için, sizi daha fazla tutamayacağımı bildiğim için programa bir kısa ara vermek durumunda kalacağım.Şeref verdiniz,onur verdiniz,lütfettiniz,kerem buyurdunuz,çok memnun olduk.Allah razı olsun.Yine bekliyoruz. Nur yüzünüzü görelim, sohbetinizden istifade edelim, inşaAllah.
YVONNE RIDLEY: Çok teşekkür ederim. Hem size, hem kanalınıza, hem izleyicilerinize her şeyin en güzelinin olmasını diliyorum, inşaAllah. Çok teşekkür ediyorum, çok onurlandım.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, sağ olun,var olun,teşekkür ederim.Kısa bir ara verelim.
DAMLA HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, hanımefendiyi görüyorsunuz, o da İttihad-ı İslam’ın peşinde, maşaAllah. Sevgisizlik; hep asalım, keselim, doğrayalım, bilmem ne… Öbürü; doğrayalım Alevileri, Sünnileri. Şu şunu kessin, bu bunu kessin. Doğrama, biçme, patlatma, intihar bombacısı olma… Sevgisizliğin sonucu. Sevgiye de şaşırıyorlar,“hayret” diyor, uzaylı gibi adam sanki, “bu nasıl oluyor?” diyor.
Buyurun, sizi dinliyoruz.
DAMLA HANIM: İnşaAllah. Tarık Özten kardeşimiz yeni bir site hazırlamış,onu göstereyim. KurandaEvrimYok.com, sitenin adı.
ADNAN OKTAR: Aferin Tarık’a. MaşaAllah.
DAMLA HANIM:Hocam, bu site evrim teorisi ve yaratılış gerçeği arasında kendilerince bazı ortak noktalar bulmaya,hatta Kuran’dan evrim teorisine sözde delil getirmeye çalışan bir takım Müslümanlara bir cevap niteliğinde hazırlanmış.Tarık kardeşimizin hazırladığı bu sitenin adını tekrar ediyorum Hocam; KurandaEvrimYok.com.
ADNAN OKTAR: Aferin, bak hamiyetliymiş, maşaAllah. Kuran’a fitneyi sokmaya çalışıyorlar. Kuran’da evrim var mantığını yaymaya çalışıyorlar. Yani o kadar yapmacık bir şey ki.Adamlar hurileri, gılmanları, vildanları akıl edememişler.“Onlar ne ile oldu” dedik? Kaldılar. Ahirette diriliş nasıl olacak? “Orada da yine evrim var” diyor.“Yeryüzü bir yapışkan gibi bir şey olacak” diyor.“Yavaş yavaş evrilecek” diyor. Bir kısmı da diyor ki; “kainat tamamen bozulduktan sonra olur, bir daha yeniden belki olabilir” diyor.
Irak-Süleymaniye, maşaAllah, kardeşimizin yazdığı şiirde de baş harflerinden ‘inşaAllah’ ve ‘maşaAllah’ oluyor. Allah Allah! Ne güzel yazmış.“İlk ne zamandı hatırlayamam, nasıl cereyan ettiğini de bilemem, şaşırtıcı bir şekilde olanları anlatamam, ab-ı hayat denizine düşmüşüm saklayamam,lam-elif-ye sırrı gibidir himmetsiz anlayamam,Leyla’nın divane mecnunu gibi arasam da bulamam,ayan beyan ortadadır ama vakti gelmeden kavuşamam,halimi arz ediyorum Allah’a, inşaAllah olmadan yazamam.”
“Maksadım halimi beklenen o kutsiye güzelce duyurabilmek, Allah’ı anarken onun sanatına yakışır güzellikte olabilmek, şanı yüce olan Allah’a nimetler için teşekkür edebilmek,arzın tümüne onun güzelliklerini adıyla anlatabilmek,lam elif ye içindeki sırrı anlamak ve anlatabilmek,Leyla’ya Mecnun olduğumuzu gösterebilmek,ayrılık bitsin demeye acizane bitsin diyebilmek, halimi maşaAllah ile arz edebilmek” diyor.Yakup Yılmaz,Irak-Süleymaniye’den yazmış, maşaAllah.
Ali İmran suresi 103.ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın.” İttihad-ı İslam’ın farz olduğunun delillerinden bir ayet.
“Dağılıp ayrılmayın.” Ayrılmak haram oluyor. Müslümanlar bütün. Dağılıp ayrıldı mı harama girer.
“ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz.” Mezheplere ayrıldınız, birbirinize düşmandınız, gibi olmuş oldu şu an değil mi?
“O kalplerinizin arasını uzlaştırıp, ısındırdı ve siz onun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız.” Ne zaman olacak bu? Ahir zamanda, Mehdi zamanında olacak.
“Yine siz tam ateş çukurunun kıyısında iken” Deccaliyet, Darwinizm, materyalizmin kenarındayken
“oradan sizi kurtardı.” diyor Cenab-ı Allah Mehdi vesilesiyle inşaAllah. Ahir zamana bakış şeklini anlatıyorum ayetin, işari manasını.
“Umulur ki hidayete erersiniz.” Allah’ın Hadi ismini tecelli eder.
“diye Allah ayetlerini size böyle açıklar.”
“Bir imparatora siyah bu kadar mı yakışır? Çok seviyoruz, canımsınız. Buradayız Hocam” diyor. Mehtap Suer, Merve Tezel. Bir imparator olmadığımız kalmıştı, o da oldu.
Mustafa kardeşimiz diyor ki; “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” ayetinin bir kısmının ebced değerini vermiş,“Osmanlı’nın son dönemlerine bakıyor olabilir mi?” diyor. Tabii ki, birçok yönden bakar, Osmanlı’nın son dönemlerine de bakar.
“Ben Yahya Coşkunsu. Hocam, yurtdışında izledim. İttihad-ı İslam kitabından birkaç arkadaşa dağıtmak üzere sizden talep ediyorum. Saygılarımla” diyor. Yahya adresini vermiş. İnternetten indirse olmuyor mu? İnternetten indir hemen beş dakika, inşaAllah. Yurtdışına biz kitap göndermedik mi? Yurtdışına satış için göndersinler. İngilizceye çevirin hemen. Zaten onun birçoğu hazır bizde.
Behiç Gündüz; “Hocam, eserlerinizi beğeniyorum.”
“Hocam, dün 5-10 Mart arasında canlı yayın olmayacağını söylediniz. Bu büyük olaylara sebep olur, ortalık yıkılır Hocam.En azından internet üzerinden canlı yayın yapabilirseniz, inşaAllah. Bundan aşağısını kabul etmiyoruz Hocam” diyor. Tamam, internetten yapabiliriz.
O zaman sıkılacak bunlar, bu sevimliler. Bir televizyon kanalı ayarlayın da o zaman, yapalım.İsim verin hangi kanalda olacağını,oradan yapalım.
Osman Yazık, Muhsin Yazıcıoğlu bizim canımızdır, sık sık kardeşlerimiz onun videosunu yayınlıyorlar şehidimizin.
“Selam Hocam, programınız çok güzel, daimi olur inşaAllah Hocam. Kişisel bir soru sormak istiyorum.Programınızda bu kadar güzel hanımların bulunması yüzünden çevreniz tarafından kıskanılıyor musunuz?”Aleykum Selam.Hem nasıl,hem nasıl, hem nasıl! Şimdi adamların muşmula gibi hanımları var yahut muşmula gibi kız arkadaşları var ama acayip berbat. Bıyıklı mıyıklı falan böyle, leş gibi sarımsak, ter kokan, pislik, huysuz, ahlaksız, kalleş, vefasız, namussuz, ne yapacağı belli olmayan, ağzı bozuk, çakal kadınlar oluyor bu bize saldıran tiplerin hanımları veyahut kız arkadaşları. Şimdi onlarla sizi kıyaslayınca ciğerlerine oturuyor. Onlara bakıyor, ahlaksızlıkları şiddetli; sürekli kavgacı, ters, münasebetsiz, cahil, görgüsüz. Size bakıyorlar; gayet kaliteli, sevgi dolu, nezaketli ve bana derin bir aşkla, Allah aşkıyla sevgi duyuyorsunuz. Onların nefrete dayalı sistemleri; o ona küfrediyor, o ona küfrediyor, hatta bir de birbirlerine tekmeler falan atarak böyle; çok kaba saba bir hayatları var. Çok pis hayatları var. Onun için, süründüğünü anlayınca, çok pis bir hayat yaşadığını anlayınca, bu sefer sizin olmamanızı istiyorlar. En azından onunla kurtulmaya çalışıyorlar o hasetten, o ızdıraptan.
Akide Demiroğlu; “programınızı fırsat buldukça izlemeye çalışıyorum. Şu an olduğu gibi kesinlikle dış görünüşe takılıp da, dini, kıyafetlere bağlayan bir düşünceye sahip değilim.Gerçi kendim Almanya’da öğretmen olduğum halde tesettürümden taviz vermemeye gayret gösteriyorum.” Çarşaf yok tabii, değil mi? Ah ah! Neyse, o kadar da olsa artık ona da razıyız. “Fakat zihnimi kurcalayan bir durum var. Sizin sohbetlerinizde yanınızda bulunan bayanların makyajının bu kadar güzel olmasının anlamını çözemedim. Eminim bunun bir mantıklı açıklaması vardır. Eğer beni bu konuda aydınlatırsanız çok sevinirim.” Şimdi bazı kızlar, “biz de bir makyaj yapsak dehşet oluruz” diyorlar. Sen maymunu ne kadar süslersen süsle, al ruj sür ağzına maymunun, gözüne sürme çek maymunun, yine maymundur o. Ahlaksız, karaktersiz bir adam istediği kadar süslensin püslensin, her ne olursa olsun, her kız makyaj yapıyor, benim canlarım da yapıyor; onlara yakışıyor, olay bu. Zaten güzel oldukları için daha da güzel oluyorlar. Onları süsleyen de Allah.
Peygamberimiz (s.a.v) zamanında da ruj yerine kına sürüyorlardı hanımlar dudaklarına; gözlerine zaten sürme, hepsi çekiyorlar. Nedir? Sürmenin modeli, şekli diye bir konu yok ki. Hanımların kendi isteğine bırakmış Peygamberimiz (s.a.v). Peygamberimiz (s.a.v) kendisi de sürme kullanıyordu. Sahabe beyler de kullanıyorlar, beyler de kullanıyorlar. Şu kadar olursa olur, bu kadar olmazsa olmaz, böyle bir olay yok. Canı nasıl istiyorsa o şekilde sürme çekmişlerdir. Yeşil, hatta şu anda da satılıyor, kınadan yapılma dudak boyaları vardı. O devirde de vardı. Allık da sürüyordu hanımlar, doğal boyalardan oluşan. Ne alaka? İnsanın imanı güzelse, yüzü de güzel olur. Mesela kadın makyaj yapıyor ama rezil görünüşü, insan tiksiniyor. Bayağı kötü; ahlakı kötü, karakteri kötü, cibilliyeti kötü, vicdansız, onursuz, haysiyetsiz, kavgacı. Süslense ne olur o? İşte onun için diyorum maymun diye. Adam maymun karakterli. Benim canlarım çok asiller, çok karakterli ve yüksek ahlaka sahipler. Yakışıyor, gayet de güzel oluyor makyajları, maşaAllah.Var böyle hımbıl,hayatı kaymış tipler var. Bir boyansaymış acayip olurmuş ama işte yapmıyormuş. Yap da bir görelim, bakalım ne oluyormuşsun. O kafayla, o hasetlikle ne çıkar senden. Allah iflahını kesmiş, nurunu almış, heybetini almış. İmanla insan güzel olur. Boya vesile olur, belki daha hoş hale getirebilir. Resulullah (s.a.v) sürmesiz de güzeldi, sürmeli de güzeldi. İmanıyla güzeldi Resulullah (s.a.v). Sahabe hanımlar da; sürmeli de güzeldiler, sürmesiz de güzeldiler. Ama onların gözüne sürmeye çeken de Allah’tır. Vesile olmuştur. Onun için şu makyaja olan reaksiyonunuz yersiz. Eskiden beri olan bir sünnettir makyaj. Makyajı da Allah yapar, Allah yaratır.
Mügenur Güvençli; “Hocam, her akşam muhabbetinize hayranız, aile boyu oturup izliyoruz, inşaAllah.Allah uzun ömür versin size. Müzik keyiflerinizi özledik vallahi. Hanımlar çok şahane, çok güzeller.” Bak bak, bütün çıkan mankenlerin isimlerini de biliyorlar. O nerde, bu nerde falan. Mügenur da onu soruyor.
“Lütfen sesli okumayın, eğer tespitim doğruysa sonda evet veya hayır dersiniz, istirham ediyorum sevgili Hocam” diyor. Selami yapma etme Allah aşkına sana oldu Selami? Bugün uykusuz mu kaldın? Olacak iş mi? Yanlış söylüyorsun, yanlış. Nerden çıkarıyorsun bu fikirleri? Yani inanılır gibi değil, Allah vermesin. Selami seni kim tanır, ne eder? Söyleyeyim, acayip bir fikir bu. Rezalet. Allah vermesin. Çocuk gibiler ya hayret yani. Sevgi insanın nasıl gözünü körleştiriyor? “Erbakan Hocamız’ın biz öldüğüne kani değiliz. Göğe çekilmiş olabilir.Yerine hastanede Erbakan Hocamız’a benzeyen biri vefat etti bence.Bu doğru mu,yanlış mı?” diyor. Ne diyeyim ben buna şimdi? Ya Allah aşkına yapmayın bu kadar. Çocuk musunuz? Koskoca insanlar, akla bak. Daha da detayları varda anlatmayayım yani.
“Azerbaycan Gence’den Hayal; iyi akşamlar güzel yüzlü Hocam, biz de varız ailece, hürmetler. Hayal Lalayev.”
“Avusturya’da her gün işten gelince sizi izliyorum. Kim ne derse desin ben hep söylüyorum, size helal olsun. Ben her şeyi sizin videolarınızdan, kitaplarınızdan öğrendim.” MaşaAllah. Kuran’dan ve benim kitaplarımdan, inşaAllah.
Atatürk vefat etmiş bir insan; İslam’a, Kuran’a yönelik olumlu yüzlerce sözü var. İslam aleyhindeymiş gibi kullandıkları bir tane sözü var Atatürk’ün, orada da anlam onların anladığı anlamda değil.Yobazlığı kastediyor orada,Kuran’ı kastetmiyor.Çünkü yobazlar, “bunu Allah söyledi, gökten geldi” diyorlar.O da diyor ki; “gökten geldiği iddia edilen hurafelere biz uymayız” diyor.Bende diyorum ‘hurafelere uymam’ diye.Kuran’a bir sözü yok ki Atatürk’ün.Kuran’a karşı saygısını,sevgisini gösteriyor.İlahiyat fakülteleri kuruyor.Kuran’ı istemeyen bir insan İlahiyat Fakültesi kurar mı?Niye Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kursun o zaman? Niye imam hatipleri açsın? Niye Anadolu’ya on binlerce Kuran dağıtsın? Niye Elmalılı Tefsiri’ni yaptırsın? Laf mı bunlar?
“Canım Hocam, birde siz resimleriniz gösterilirken, kendinize ‘koçum benim, mübarek, yakışıklı’ diyorsunuz ya, bu benim çok hoşuma gidiyor. Hocam, siz bir şey dediğinizde ben engellenemez biçimde çok heyecanlanıyorum. Kendimi yine size yazarken buluyorum her defasında. SubhanAllah, hayret, maşaAllah” diyor.
Muzaffer kardeşimiz yazmış, Müge Hanım yazmış.Bu okuma, keşke böyle yüz tane bedenim olsa da her biri ayrı ayrı okusa.Sizin de yüzlerce bedeniniz olsa aynı anda anlatsanız.Şimdi ben burada yüzlerce mesaj oluştu,nasıl okuyacağım ben bunları?
Hakan Erdem; “Sayın Hocam, ben Boğaziçi Üniversitesi’nden Hakan; yalan yok, eserlerinizi okumadım. Hepsini okumak istiyorum, ilk ne okumalıyım? Varlığınızdan bile haberim yoktu.Ama bir defa izledim,bağımlınız oldum Hocam.Doğrusu sensin Hocam, dobra sensin güzel insan” diyor. Ama doğru söylüyor,hakikaten de öyle; dobrayım.Mesela İttihad-ı İslam; Kuran’a bakıyorum, İttihad-ı İslam farz.Yüzlerce ayet var; adamlar korkak, gizliyorlar.Ne korkuyorsunuz? Anlatın, ne mahsuru var anlatmanın? Boğazına mı çökecekler senin? Bakıyorum, Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerinin hepsi oluşmuş. Cayır cayır anlatıyorum.Diyor ki; “aman sırrantenevveret.” Niye sırrantenevveret? Ne mahsuru olur? Hz. İsa Mesih (a.s)’dan açık açık bahsediyorum; “gelecek” diyor Cenab-ı Allah, üç tane ayet var.Açık açık bahsediyorum,gizlemenin ne alemi var? Mesela hanımlardan hoşlanıyorum ben, çok zevk alıyorum, büyük nimet olarak görüyorum. Onlarla beraber sohbet etmek benim içimi açıyor. Onlar da beni seviyor,bende onları seviyorum.Saygıda,hürmette,nezakette kusur ediyor muyum? Etmiyorum. Onları koruyup kollamakta kusur ediyor muyum? Etmiyorum. Çiçeğe bakar gibi bakıyorum onlara. Acayip özenle koruyup kolluyorum, inşaAllah.
“Hocam Sungur Ağabey’in camide ilk kez tanıştığı birine, yani size; hem Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini kabul etmesini, hem de Hz. Mehdi (a.s) nur talebesi değil de bambaşka biri olacağını söylemesini nasıl yorumluyorsunuz? Yani Hocam sizin isminizi sormasını ve bir kağıda yazarak bazı hesaplamalar yapmasını korkumdan soramıyorum bile, belki kızarsınız diye. Bir de Hocam, yaklaşık iki sene kadar önce, talebeleri ile bulunduğu bir ortamda sizinle konuşurken Üstad’ın kendisine; ‘Hz. Mehdi (a.s)’ı ben göremeyeceğim ama sen göreceksin’ dediğini biliyoruz. Bunu da yorumlarsanız seviniriz, inşaAllah.Siz daha iyi bilirsiniz” diyor.Yani özetle;“duyalım artık” gibi.Ama hakikaten Sungur Ağabey’in bu olayı çok büyük olay.Bakın,dikkat edin; ilk defa görüyorum ben,ilk defa tanışıyorum.Kardeşler görüşüyorlardı,ben tanışmamıştım.İlk defa camide karşılaşmıştım; “Selamun Aleykum kardeş” dedi, “Aleykum Selam” dedim.“Adın ne senin kardeş?” dedi.“Adnan Oktar” dedim.“Nerelisin sen kardeş?” dedi.Onu der demez hemen cebinden onu çıkardı.“Ankara’lıyım” dedim.Cebinden çıkardı, adımı-soyadımı yazdı. Ebced hesapları yapmaya başladı. Sonra ben Hocamız’la biraz daha ilerledim. Defalarca anlatıyorum, çünkü çok harika bir olay bu.“Hocam, Hz. Mehdi (a.s) Nur talebesi mi olacak?”dedim. Ben hani onun hem hoşuna gitsin, hem de bana karşı sevgisi de artsın gibisinden, çünkü hani “Nur talebesi olacak” diyecek. Ben de,“ben de Nur talebesiyim Hocam” diyecektim.“Arkadaşlarım da Nur talebesi, hepimiz Nur talebesiyiz” diyecektim.“Hayır, Bediüzzaman; ‘Nur talebesi olmayacak’ dedi” dedi.Nur talebesi değil dedi Hz. Mehdi (a.s).“Bediüzzaman öyle söyledi” dedi.“‘Nur talebesi olmayacak’ dedi” dedi.Kısaca söyledi bu şekilde,fazla cümleyi uzatmadı. “Peki Hocam, o zaman nasıl olacak?” dedim. “Bambaşka olacak” dedi,böyle elini açarak;“bambaşka olacak.”Acayip hoşuma gitti o zamanlar,çok acayip.Demek ki, Sungur Ağabey net biliyor Hz. Mehdi (a.s)’ın şahıs olarak geleceğini.Ama sorulduğunda, ısrarla; “şahs-i manevi” diyor herkese.Demek ki gizlemek için yapmışlar. MaşaAllah.
Mahmut Arıcı, canım Mahmut kardeşim, Allah’a inanmıyor insanlar, sen namazın detaylarından bahsediyorsun ama. Anlatayım ama Allah’a inanmıyor. Şimdi ne ifade edecek onun için? Yanlış biliyorsunuz onu; siz zannediyorsunuz ki, namazdan bahsedince namaz kılar. Öyle bir şey yok,Allah’a inanmıyor.Allah’a inanırsa,namaz çok kolaydır.Bir Fatiha, İhlas’la kılarsın namazı.Sırf Fatiha’yı, İhlas’ı bilsin, mükemmel kılar.
“Adnan Hocam sizi A9 TV’den tanıyalı yaklaşık otuz gün oldu. Bu süre içerisinde size iki-üç kere yazdım. Bugün size şunu yazacağım. Benim bildiğim, tanıdığım ve okuduğum insanlar arasında,” yani gördüğüm insanlar arasında,“yaşayan ve olduğu gibi görünen ve de göründüğü gibi olan maşaAllah tek insan sizsiniz” diyor Halil Çınar kardeşimiz. Hakikaten öyle, ben şekilden şekle girmiyorum. Adamla yayın öncesinde konuşuyorlar; “nasılsın?” “İyiyim, teşekkür ederim, siz nasılsınız?” diyor. Yayına giriyor, adam kafayı çiziyor. Delirdin mi? Ne oluyor? Bambaşka bir şey oluyor on dakikanın içerisinde. Kaval çalıyor, uçuyor,bir şey oluyor adama.
“Canım Hocam, dünyanın dört bir yanından çok akıllı ve çok duyarlı yazarların sizinle istişaresi çok güzel. Hayır peşinde birleştirici tabiatlı insanları Allah hep size gönderiyor, inşaAllah.Canım Hocam, hayra çağıran güneş gibisiniz.Bizler de sayısı gittikçe artan hanımlardan oluşan yörüngeleriniziz” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış, maşaAllah.
“Sayın Hocam, benim adım Ali Berberoğlu. Balıkesirliyim, İstanbul’da yaşıyorum.Allah’ın izniyle ve sizin izninizle, inşaAllah elinizi öpmeye gelebilir miyim? Selamun Aleykum.Ali Berberoğlu.” Ali, ben sizin ellerinizi öperim, ayaklarınızı öperim. Siz benim canım, kardeşimizsiniz, inşaAllah.
Rümeysa; “Hocam, bir sorum olacaktı. Siz Hz. Mehdi (a.s)’ın kim olduğunu biliyor musunuz? Lütfen cevaplayın.”Ne diyeyim ben?
DAMLA HANIM: Hocam, bir bilgi verebilir miyim? Türk vatandaşlarının vizesiz giriş yapabileceği ülke sayısı yetmiş bire çıkmış Hocam.MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah.
“Şu anda yaşayan insanlar arasında, gördüklerimin arasında bana en sevgili olan,Allah için aşık olduğum canım Hocam, buradayım inşaAllah” diyor Dilek.
Oktay Sağız; “Hocam, söylemeden geçemeyeceğim, çok karizmatik görünüyorsunuz.”
“İman hem nurdur, hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden kişi kainata meydan okuyabilir canım Hocam gibi,maşaAllah” diyor Mustafa Şen. Tabii,“bir kişi” diyor Bediüzzaman, “bir kişi hakkıyla iman ederse bütün kainata meydan okur ve kainata da hakim olur” diyor.
“Çağımızın eşsiz güzeli Seyyid Muhammet Adnan Hocam, buradayım” diyor Serdar kardeşimiz.
Rusya ayaktaymış, maşaAllah.
“Sevgili Hocam, ben ve arkadaşlarım, hanımım, çocuklarım, baldız ve doksan yaşındaki amcamla hep beraber buradayız” diyor. MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin. Doksan yaş, maşaAllah,ne güzel.Çok şahane oluyor,evde dede ve nine.Acayip büyük nimet,çok şeker oluyorlar.Gayretli gayretli camiye gitmeleri falan,ne kadar hoş, maşaAllah.Evde namaz kılmaları.Çok büyük nimettir nineler,dedeler.Kıymetini bilsinler,çok şeker olur.
“Müslümanların gönlüne taht kuran, onların kalplerine Allah sevgisini aşılayan Yusuf oğlu efsane Hocam.Hollanda sizi dinliyor” diyor.MaşaAllah.
Ama o çok hoşuma gitti,bayağı hoş; “Yusuf oğlu Mesih.” Tevrat’ta geçiyor,Hz. Mehdi (a.s)için Tevrat’ta o şekilde geçiyor.Baba ismi Yusuf olarak geçiyor,benim babamın ismi de Yusuf.3 bin yıllık kitap Tevrat, maşaAllah.Hz. Mehdi (a.s)’abu benzerlik tabii insanın çok hoşuna gidiyor.Hangi insanın hoşuna gitmez? Ahlakımız benzese hoşumuza gider,tipimiz benzese hoşumuza gider,ismimiz benzese hoşumuza gider.Benim de hoşuma gidiyor tabii.
Bu son hadisin belgeleri var mı? Onu yayınlayalım,çok muhteşem bir konu o.
-VTR-Peygamberimiz (s.a.v) Şam’ın Haresta Bölgesindeki Olayları Hz.Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alameti Olarak Bildiriyor
ADNAN OKTAR: Bu nedir? “Bu haberi ana sayfada Haydar Baş ekibi sürekli bulunduruyor” diyor.
DİDEM HANIM: İnternet sayfalarında bu haber sürekli bu şekilde duruyormuş.
ADNAN OKTAR: “Said Nursi’nin haçlılarla ittifakı ve ahir zaman fitneleri.”Ne diyorlar?
DİDEM HANIM: Bediüzzaman’ın Hıristiyanlarla yaklaşımına kendilerince eleştirel bir üslup kullanmışlar.
ADNAN OKTAR: Haydar Baş Hoca Müslüman bir insan, namazını-niyazını aksatmayan bir insan. Böyle bir yazıyı nasıl oraya uygun görüyor, inanılır gibi değil.Demek ki Haydar Hoca’nın kontrol edemediği bir yapı var orada.Said Nursi Hazretleri çok mübarek ve muhterem bir insandır. Hıristiyanlarla “Allah’ın birliği konusunda, La ilaheillallah konusunda ittifak edelim” diyor. Dünyanın büyük bir bölümü dinsiz, Allahsız oldu. Allah’a hiç inanmıyor. Allah birdir demiyor. Ne kadar? En %99’u dinsiz oldu dünyanın. Böyle bir durumda Hıristiyanlara saldırılıyor, Müslümanlara saldırılıyor, Musevilere saldırılıyor. Ne diyor Bediüzzaman; “Hıristiyanlar, Müslümanlar ittifak etsinler, bu saldırıları birlikte önleyin, La ilahe illallah konusunda anlaşalım, diğer konular sonra halledilir” diyor. Çünkü dünyanın tamamı La ilahe illallah derse onlara Muhammeden Resulullah dedirtmek kolay. Ama adam La ilahe illallah demiyor. Onun için La ilahe illallah diyenlerin birlikte hareket etmesini söylüyor Bediüzzaman. Haydar Hoca bunu çirkin görüyorsa o zaman bunun mantığını açıklaması lazım. Kuran’a göre bu doğru Bediüzzaman’ın yaptığı, ayet var. “La ilahe illallah konusunda Hıristiyanlarla ittifak edin” diyor Cenab-ı Allah. “Onları La ilaheillallah’a davet edin” diyor. Ayet açık, Bediüzzaman da bu Kuran ayetini uyguluyor. Bu Kuran ayetini uygulamasını eğer yanlış görüyorsa bu acayip bir şey olur. Onun için biz Haydar Hocamızdan rica ediyoruz ya bu yazının mantığını bize açıklasın ya da bu yazıyı buradan kaldırsın. Çok ayıp. Hiç yakışmamış.
Vahşi kapitalizm, Darwinizm’in meydana getirdiği deccali bir sistemdir.
“Selamun Aleykum, aslanlar aslanı canım Hocam” diyor.“Gördüklerimin içinde en iyisi olan” diyor. “Ben İzmir’den yazıyorum. Lütfen ismimi okumasanız çok iyi olur Hocam. Çünkü üst düzey koruma polisiyim. Sevgili Hocam, İslamiyet’i korkusuzca tebliğ ediyorsunuz,maşaAllah.Size zarar vermek isteyen çok insan vardır.Eğer uygun görürseniz kanımın son damlasına kadar sizin yanınızda korumanız olmak istiyorum. ‘Hemen gel’ deyin, hemen istifa edip geleyim Hocam. Mübarek ellerinizden öpüyorum” diyor. Allah razı olsun, onun sevabını aldın sen, inşaAllah. Niyet ettin ya sen ona; çünkü üst düzey koruma memur olup da görevinden ayrılıp gelmek, ona niyet etmek, çok büyük sevap.Allah razı olsun.Cenab-ı Allah’ın korumasındayız.Ben vazifemi yapmadan bana bir şey olmaz,aklını takma, inşaAllah.Vazifem bitince zaten Allah alır.İnşaAllah yanına alır.Ama vazifem bitmeden de hiçbir şey olmaz, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, Urfa’dan Mahmut Şah Harem kardeşimiz şöyle bir mesaj yollamış size:“Abdulkadir Badıllı Hocamız’ı ziyaret ettik, inşaAllah.‘İtihad-ı İslam’ın yakın olduğunu’ söyledi.‘Şahs-ı manevi diye bir şeyinde kesinlikle olmadığını’ söyledi.”Bu kardeşimiz ayrıca Türkiye Muharip Gaziler Derneği, Şanlıurfa Şubesi Başkanı Hasan Aslan’ı ziyaret etmiş ve sizin kitabınızı hediye etmiş Hocam. Dernek Başkanı bir ricada bulunmuş.Derneğe Urfa’da fazla ilgi ve yardım olmuyormuş.“Hocam, canlı yayında Urfalı kardeşlerimize bir şeyler söylerse bu konu hakkında çok iyi olur,inşaAllah” diye rica etmiş.Hocam, son resimde ortada bulunan kişi Şanlıurfa Kapalı Cezaevinde öğretmenlik yapıyormuş.Mahmut Şah Harem kardeşimiz kendilerine kitap hediye etmiş,o da koğuşlara dağıtacakmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bizi coşturdular, maşaAllah.Urfa koç yiğit yatağıdır.Benden talepleri teker teker söyle,bende teker teker yeniden vurgulayayım bakayım.
DAMLA HANIM: İnşaAllah. Türkiye muharip gaziler derneği, Şanlıurfa şubesi başkanı Hasan Aslan derneğe fazla ilgi olmadığı için sizden ricada bulunmuş, canlı yayında anlatmanızı,kardeşlerimize bir şeyler söylemenizi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Urfa koç yiğit yatağı, canlar yatağı ama nasıl bir yardım? Maddi yardım mı, kitap yardımı mı; ne olduğunu söylerlerse. Biz mesela naçizane kitap gönderelim. Maddi yardımsa zaten isimleri duyuldu, inşaAllah. Kardeşlerimiz, gani gönüllü olanlar gereğini yaparlar, inşaAllah.Allah mübarek etsin, Allah kalplerini açsın.Allah bereket versin.Bereket çok önemlidir,Allah hayırlı yolda hizmetlerini yoğunlaştırsın.Evet, başka neydi?
DAMLA HANIM: Son resimde ortada bulunan kişi Şanlıurfa Kapalı Cezaevinde öğretmenlik yapıyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne kadar mübarek bir görev.Orada o kardeşlerimiz cezaevinde;bir kısmı hakikaten öylesine oraya geliyor,yani mazlum oluyorlar,birçoğu mazlum oluyor, inşaAllah.Bir kısmı da hakikaten suç işlemiş oluyor ama Allah affetsin, inşaAllah.Fakat orada İslam’ı-Kuran’ı anlatmak,tebliğ yapmak,o insanların namaz kılmasına vesile olmak ne büyük mutluluk,ne güzellik.Cezaevinde namaz çok lezzetlidir,Allah’ı anmak çok lezzetlidir.Bayağı güzeldir, maşaAllah.Orada Allah’la baş başa olmak çok çok güzeldir.Allah mübarek etsin.İsmi geçen bütün kardeşlerimize Allah hayır,bereket,iyilik,güzellik,hidayet nasip etsin.Kalplerine inşirah,ferahlık versin Cenab-ı Allah. MaşaAllah.
Haydar Baş Hoca şunu bilsin, Bediüzzaman yüz binlerce,milyonlarca insanın imanına vesile oldu.Sırf şu bile Bediüzzaman’ı sevmek için kat kat kat yeterli.Onun için orada samimi davranmak lazım.Haydar Baş Hoca’yı belki teşvik edenler,tahrik edenler,yönlendirenlerde olmuş olabilir.Hocamız Hz. Ali (r.a) meşreplidir;istirham ediyoruz, bu yazıyı kaldırsın.Bu ayıbı temizlesin.Ben çok şaşırdım ve hayret ettim.Yakışmamış,hiç yakışmamış,çok ayıp olmuş.Biz bunu unutmaya çalışalım, bu yazıda oradan kalksın,bizde unutalım.
Urfa, Maraş, Diyarbakır, Mardin, Siirt,hep koç yiğit yataklarıdır. Elazığ, Elaziz, Erzurum… Erzurum dedin mi bitti, konu kapanıyor. MaşaAllah. Karadeniz boydan boya. Dünyanın en güzel memleketindeyiz, elhamdülillah. İnsanlarımızda güzel, memleketimiz de güzel, maşaAllah. İttifak edeceğiz, inşaAllah. Aleviler candır can, acayip güzel. Sazı eline aldı mı ne güzel; Hz. Ali (a.s)’dan,Cenab-ı Allah’tan,Hz. Muhammed (a.s)’dan. O kadar güzel aşkla şevkle söz ederler ki, çok anlamlıdır Alevi türküleri.Acayip anlamlıdır,çok güzeldir.Kalbe ferahlık verir.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...