DAMLA HANIM: İsrail’den Kadima Partisi’nden milletvekili Dr. Marina Solodkin Hanım ile bağlantı kuracağız inşaAllah. Kendisi Moskova doğumlu, 1990’lardan bu yana İsrail’de politikada yer alıyor. 2 dönem bakan yardımcısı olarak görev almış. Düzenli olarak da Rusya radyo ve televizyonlarına demeçler veriyor. Ve çeşitli gazetelerde köşe yazıları yayınlanıyor. Marina Solodkin Hanım’ın Kadima Partisi lideri Tzipi Livni ile grup toplantısından bir fotoğrafı bu Hocam.
ADNAN OKTAR: Milletvekili yani bu hanımefendi?
DAMLA HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet. İsrailli milletvekili, halen. Kadima Partisi’nden.
DAMLA HANIM: Evet. Bu da sizi ziyarete gelen Tel Aviv Başhahamı Yisrael Meir Lau ile birlikte fotoğrafı burada da.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Tamam peki bağlanalım.
Efendim, nasılsınız? Hayırlı günler.
MARİNA SOLODKİN: Çok iyiyim teşekkürler. Siz nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Çok iyiyim. Allah daha iyi etsin. Allah hepimize güzellik, iyilik nasip etsin. Buyurun dinliyorum sizi.
MARİNA SOLODKİN: İsmim Marina Solodkin, Moskovo’da doğdum. 40 yıl boyunca Rusya’da yaşadım. Daha sonra 1991 yılında İsrail’e taşındım. 96 yılında İsrail parlementosuna girdim. Şu anda 5. dönemim parlementoda. Bakan yardımcılığı yaptım. Ayrıca Kadınlar Komitesi’nin başkanıyım. 15 yıl boyunca kadın hakları, göçmen hakları konusunda birçok kanun çıkardım. Ve İsrail’in ekonomik durumu benim için çok önemli. Türk tarihi ve Türk insanları benim çok ilgimi çekiyor. Dolayısıyla sizinle konuşmak benim için büyük bir imtiyaz, büyük bir ayrıcalık. Bunun için çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum. Şeref verdiniz, hoşgeldiniz. Sizleri Hz. İbrahim (a.s.)’ın evlatları olarak, Hz. Musa(a.s.)’ın, Hz. Yakup (a.s.)’ın evlatları olarak çok seviyoruz.
MARİNA SOLODKİN: Teşekkür ediyorum. Öncelikle tarih benim çok ilgimi çekiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün dönemi ilgimi çekiyor. 1920’lerde, 30’larda Türkiye’de kadınlar için birçok yeni haklar tanındı kendilerine. Çok eşlilik yasaklandı. Kadınlara oy verme hakkı verildi. Modern Türkiye’de, modern İslam’da bu hakların durumu konusunda biraz bize açıklama yapabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Atatürk’ün en güzel yönü,Mesihiyet’e, Kral Mesih’in çıkışına, Mehdi(a.s.)’ın çıkışına iyi ortam hazırlamış olmasıdır. Gelişmesine ortam hazırlamıştır. Demokrasiyi Türkiye’de yerleşik kılmıştır. Sanatın ve bilimin yolunu açmıştır. Ve en önemlisi; bağnazlığın, yobazlığın belini kırmıştır. Dolayısıyla şu an Türk İslam Birliği’nin yolu, sonuna kadar açılmıştır. Atatürk sayesindedir bu. Atatürk’ün sözü de vardır zaten, Türklük aleminin, İslam aleminin sonunda birleşeceğini ve bütün dünyanın kardeş olacağını belirtir. Bizim hadislerdeki tespitlerimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ün Mehdi (a.s.) öncüsü, yani Kral Mesih’e zemin hazırlayan bir insan olduğu yönündedir.
MARİNA SOLODKİN: Anlıyorum, peki ılımlı İslam ve radikal İslam arasındaki farkı açıklayabilir misiniz? Bildiğimiz kadarıyla radikal İslam, kadınlara düşmanca bir tavır içinde, bize ılımlı İslam’ın duruşu hakkında bilgi verebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Ilımlı İslam, radikal İslam diye bir şey yoktur. Deccaliyet vardır ve Mehdiyet vardır. Radikal İslam dedikleri deccaliyetin ta kendisidir. Ilımlı İslam dedikleri de İslam’ın doğrudan kendisidir. İslam zaten ılımlıdır. Ilımlı derken, sevgi, barış ve kardeşliği savunur. Ve dolayısıyla Mehdiyet’i temsil eden görüşe ılımlı İslam diyoruz. Radikal İslam denilen de deccaliyetin, şeytaniyetin ta kendisidir.
MARİNA SOLODKİN: Teşekkür ediyorum, bir sene önce Fransa’da Marsilya’daydım. Orada birçok Müslüman kadın gördüm, burka giyiyorlardı. Yüzlerini hatta gözlerini bile kapatıyorlardı. Sizin bu gelişmeye karşı bakışınız nedir acaba?
ADNAN OKTAR: Ben hanımların kıyafetleri konusunda hanımlara saygı duyarım. Benim kız arkadaşlarım var, modern giyiniyorlar. Hatta dekolte giyinen hanımlar da geliyor, konuşuyoruz. Çarşaflı hanım kardeşlerimiz de var. Benim düşüncem, hanımların kıyafetlerine hiç karışılmamasıdır. İsteyen burka giysin, isteyen çarşaf giysin, isteyen başörtüsü giysin, isteyen dekolte kıyafet giysin. Isteyen ultra modern kıyafet giysin. Insanları kıyafetinden dolayı baskı altına almayı ben faşizan bir tavır olarak görürüm ve beğenmem. Mesela Museviler, Musevi hanımlar kapalı giyiniyorlar, bir kısmı başını traş ettiriyor, öyle inanıyor, yapabilir. Bir kısmı fötr şapka giyiyor,giyebilir. Bir kısmı başka türlü üst örtüsünü, şalını alıyor yani ketenden yapılan o şalı üstlerine alıyorlar. Saçlarını yandan uzatıp aşağı sarkıtıyorlar, yakışıyor da, ilginç de oluyor yani. Bence hiçbir kıyafete, hiçbir dini sembole müdahale edilmemesi gerekir. Modernliğin, aydın olmanın, demokrasinin gereği budur. Ama zorla burka giydirmek, zorla çarşaf giydirmek, bu ahlaksızlıktır.
MARİNA SOLODKİN: Teşekkür ederim. Bence haklısınız. Dediğiniz gibi Musevi dininde de radikalleşme görüyoruz. İsrail’de bazı şehirlerde kadınlar burkaya benzer bir şey giyiyorlar. Ve düşünüyoruz, bu kadınlar nasıl çalışabilir, nasıl okula gidebilir, nasıl erkeklerle eşit olabilir?
ADNAN OKTAR: Yani kendi hallerine bırakmak lazım. Ben kadınları seviyorum, müdahale etme yanlısı değilim. Ama benim arkadaşlarımın büyük bir bölümü modern kıyafetlidir. Bir kısmı başörtülü, şu anda da var yanımda, başörtülü hanım arkadaşım da var. En güzeli insanları serbest bırakmak ama baskıya müsaade etmemek. Mesela ultra modern giyinen gençler de var, dışarıda görüyorum, hanımefendiler var. Yani bir insanı zorla bir kıyafetin içerisine sokmaya kalkmak çok aşağılayıcıdır. Neden hoşlanıyorsa onu yapsın bence, neden mutlu oluyorsa onu yapsın. Ama insanları tabii aydınlatmak, bağnaz fikirlere karşı uyarmak, doğrusunu anlatmak, aydın, modern dünyanın, sevgi dolu dünyanın, ki Kuran’ın anlattığı da budur, ne kadar insan için hoş olduğunu, ne kadar insan için güzel olduğunu, ne kadar mutlu edeceğini anlatmak gerekiyor. Biz de bunları yapıyoruz. Ama baskı ile hizaya getirme metodları insancıl bir tavır olmaz, vahşiyane bir tavır olur.
MARİNA SOLODKİN: Size katılıyorum, kadınların bu elbiseyi giy, ya da şu elbiseyi giy şeklinde bir baskıya uğramamaları gerekiyor. Sizce biz kanun yapıcılar, bu baskıya karşı bir kanun yapmamız gerekiyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabii, demokrasi çok büyük bir nimet. Demokraside insanlar normal yaşantıyı sağlayabilirler. Demokrası olmadığında insanların akli dengesi, ruh dengeleri, yaratıcı güçleri, telif güçleri bozulur. Rusya’da uygulanmıştı biliyorsunuz baskı, insanlar insanlıktan çıktılar. Çin’de uyguladılar, insanlıktan çıkarttılar, garip varlıklar haline getirdiler. Sanat da, bilim de ölür baskıda. Demokraside insan beyninin bütün yetenekleri ortaya çıkar. Sanatta, bilimde, edebiyatta, kültürde müthiş bir gelişme olur. Ne kadar demokrasi güzel olursa, ne kadar özgür zemin olursa insanlık için o kadar iyidir. Kuran’ın da anlattığı budur. Tevrat’ta da biz bunu görüyoruz.
MARİNA SOLODKİN: Çok teşekkür ediyorum. Bir İsrailli olarak, benim ülkem İsrail ile, sizin ülkeniz Türkiye arasındaki ilişkilerin daha da iyi olmasını istiyorum. Ne yazık ki, son 2 seneden beri ilişkilerin gerilediğini görüyoruz. Biz kanun yapıcıları olarak, vatandaşlar olarak, dindar insanlar olarak bu konuda ne yapabiliriz?
ADNAN OKTAR: Daha dindarlaşmak gerekir, yani İsrail halkı daha dindar olsun. Türk millet de daha dindar oluyor. Tevrat’ın hükmüne mutlaka Museviler’in uyması gerekir. Özellikle Kral Mesih konusunda, Kral Mesih’in vasıfları konusunda, ne zaman geleceği konusunda bir kısım Musevi kardeşlerimiz anlamazlıktan geliyorlar. Bu çok yanlış bir hareket. Kral Mesih, Allah tarafından, bütün insanlığa kurtarıcı olarak gönderilen, demokrasiyi, sevgiyi, barışı, kardeşliği, iyiliği insanlara anlatacak olan ve yerleştirecek olan, dünyadan savaşları kaldıracak ve kanı, ızdırabı kaldıracak olan bir insandır. Dolayısıyla Kral Mesih’i ve Mehdi (a.s.)’ı arayan bir Musevi toplumu Allah tarafından desteklenir. Allah’ın yardımını alır. Ama Kral Mesih’e önem vermedi mi, Tevrat’a önem vermemiş olur, dolayısıyla haşa Allah’a önem vermemiş olur. O zaman da felaket yol bulur gelir. Onun için dünyanın kurtuluşunu biz, Kral Mesih’e yani Mehdi(a.s.)’a bağlanmakta olarak görüyoruz biz. Tevrat’ın açık hükümlerine göre de bu böyledir. Zaten Musevi kaynaklarına baktığımızda da yine 2012 tarihinin özellikle Kral Mesih’in devrinin başlangıcı olduğunu görüyoruz. Bütün Rabbani alimler, Rabbani bilginler, özellikle yüksek dereceli hahamlar bu gerçeği bilirler. Ki zaten Torah incelendiğinde, Zohar incelendiğinde bu gerçeklerin ortada olduğu görülür.
MARİNA SOLODKİN: Size bazı konularda katılıyorum, bazı konularda da katılmıyorum zannediyorum. Çünkü mesela 1.Dünya Savaşı’ndan bir örnek verebilirim, Türkiye bazı yanlış ittifaklarda bulundu. İmparatorluğu kaybetti. Hatta bütün ülkeyi kaybedecekti, sonra Mustafa Kemal geldi, Türkiye’nin seküler olması gerektiğini, laik olması gerektiğini söyledi. Dolayısıyla dindar olmamız gerektiğini söylerken bir kere daha aynı hata olmaz mı? Yanlış ittifaklara kapı açılmaz mı?
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin kaybı, Osmanlı Dönemi’ndeki toprakların kaybı, tek nedeni dindar olmamasıdır. Dindarlığı kaybettiler, o zaman Darwinizm, materyalizm Osmanlı içerisinde gelişti. Osmanlı aydınlarının büyük bölümü Darwinist, materyalist oldular. İmanlarını kaybettiler, inançlarını kaybettiler. Bunun sonucunda bir bela olarak Osmanlı yıkılmıştır. Tek nedeni budur. Şu an dindar olmaya başladı Türkiye. Ekonomi de şahlandı. Bütün Avrupa’da ekonomik kriz varken, Türkiye’de ekonomik kriz yok. Zengin ve gelişen bir ülke konumunda. Tek sebebi dindar olmasıdır. Ve tek sebebi de yine, Mehdiyete, Mesihiyete yani Kral Mesih’in gelişine olan saygı ve sevgileridir. İsrail’de de gelişme olacaktır. İsrail de gittikçe dindar oluyor. Ve İsrail de Kral Mesih’e bağlanacaktır. Hz. Süleyman’ın(a.s.) mescidi yeniden yapılacaktır. 3000 yıldan beri beklenen büyük kurtuluş, o altın çağ başlamış olacaktır. Tevrat’ta hikaye anlatılmıyor. Tevrat’ta bu konuda anlatılanlar gerçek. Musevi milleti, yüzyıllardan beri ezilerek yaşamıştır. Hep aşağılanarak, kovularak, ızdırap içinde yaşamıştır. Ilk defa huzur ve güvenlik içerisinde büyük bir zenginlik ve ihtişam içerisinde yaşayacaktır. Uçsuz bucaksız bir coğrafyada; Lübnan’da, Mısır’da her yerde olacaktır İsrail halkı. Ve bayram edeceklerdir. Bu Kral Mesih sayesinde yani Mehdi (a.s.) sayesinde olacaktır. Bunun dışında Allah’ın lanetini insanlar göreceklerdir. Yani şu anki çekilen ızdırabın nedeni, Allah’ın lanetinin insanlar üzerinde yayılmasıdır. Yani Kral Mesih’e ve Mehdi(a.s.)’a karşı tavırlarından kaynaklanan bir lanet vardır şu an dünyanın üstünde. O lanet, Kral Mesih’e ve Mehdi(a.s.)’a insanların saygısı ve sevgisi arttıkça yavaş yavaş Allah tarafından kaldırılacaktır. 2014’lerden itibaren, siz de göreceksiniz, ekonomik kriz çözülmeye başlayacak, İsrail daha dindar olacak, bunu da göreceksiniz. İsrail, Kral Mesih’i başlarına geçirecekler ve İsrail’i çeviren duvarlar yıkılacak. Uçsuz bucaksız bir coğrafyada bayram gibi huzur içinde, güven içinde yaşayacaksınız.
MARİNA SOLODKİN: Cevabınız için çok teşekkür ediyorum. Bazı konularda görüşlerimiz aynı olmasa da her ikimiz de ülkerimizin barış içinde yaşamasını istiyoruz. Teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, o konuda ittifak halindeyiz. Diğer konuda da ittifak halindeyiz inşaAllah.