Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (17 Ocak 2012; 22:00)




DAMLA HANIM: Hayırlı akşamlar, ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programına başlıyoruz, inşaAllah. Gözümüzün içi, nurumuz Hocamız bizlere katıldı, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşlerimiz samimiyetsiz insanları iyi tespit etsinler. Her yerde samimiyetsiz insanlara karşı, insanları uyarsınlar. Şimdi bir insan takvayım diyorsa, mutlaka İttihad-ı İslam’ı savunmak durumundadır. Hem Kuran’ı savunacaksın, bütününü savunacaksın, Peygamberimiz (s.a.v)’i savunacaksın, sünnetini savunacaksın ama bunun dünyaya hakim olmasını istemeyeceksin, dünyaya yayılmasını istemeyeceksin. Bu samimi bir hareket mi? Burada bir anormallik var. Mesela adamı övüyorlar, övüyorlar, birçok özelliğini övüyorlar;bir tane maddesinde İttihad-ı İslam’ı savunur demiyor. Mesela “iyidir, hacca gitmiştir, ehl-i sünnettir, geceleri tespih yapar, gece namazlarına kalkar…” Tek kelime deonu duyalım; “İttihad-ı İslam’ı savunur” desene. Yok o. Burada bir fevkaladelik var. Kardeşlerimiz iyi düşünsün. Bu, çok şaşırtıcı bir şeydir. Hayret edilecek bir olaydır bu. Alimlerin, hocaların kitaplarına baksınlar, yazılarına baksınlar; eğer İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyorsa; hem de ne bahsetme, biliyor musun? Defalarca bahsetmesi lazım. Hayatına hakim olması lazım, gece-gündüz bahsetmesi lazım. Namaz gibi, namaz nasıl gece-gündüz kılınıyorsa, İttihad-ı İslam da gece-gündüz savunulur. Peygamberimiz (s.a.v) gecesini gündüzüne katıyordu, İttihad-ı İslam’ı hakim etmek için. Nefes almıyordu Peygamberimiz (s.a.v), İslam’ı yaymak için. En büyük farzdır İttihad-ı İslam. Adam önem vermiyorsa, bir fevkaladelik vardır. Hz. Mehdi (a.s)’ı ertelemek için uğraşıyorsa, bunda da bir fevkaladelik vardır. Hz. Mehdi (a.s)’ı ertelemenin amacı, direkt istememedir. “100 yıl sonra gelecek” diyorsa, bitti. Sahabe dahi kendi devrinde aramış Hz. Mehdi (a.s)’ı. Bak, sahabenin aradığı Hz. Mehdi (a.s)’ı, bu kişiler aramak istemiyorlar. Sahabe ahlakını esas alıyorsan, işte bak, sahabe ahlakında bu var. Hz. Mehdi (a.s)’ı aramış sahabeler. Namaz saflarının içerisinde bile aramışlar. Her namazdan sonra konusu olmuş Hz. Mehdi (a.s)’ın. Örtbas edilmesinde bir gariplik var.

Dünyanın ömrü bitti, o doğru; inanmak istemiyorlar ama. Biraz şaşırdılar tabii, ani karşılaştılar. Dünyanın ömrü bitti. Alim kalmamasından da anlamaları lazım. Yeni çıkan alimlere bakın, bir de eski alimlere bakın; eski alimler gibi alim geliyor mu? Gelmiyor. İyi, o zaman anlayın işte. Bir daha da gelmez. Son olduğunu gösteriyor bu. Son, dünyanın hiçbir yerinde eski alimler gibi alim çıkmıyor artık. Hiçbir yerde. Mesela Şeyh Nazım Hocamız gibi bir insan bir daha gelmiyor. Normalde olması lazım, olmuyor işte bak. Olsaydı, olurdu şu ana kadar. Bediüzzaman gibi bir insan gelmiyor bir daha. Mesela Süleyman Hilmi Tunahan gibi bir insan gelmiyor. Muhammed Raşit Erol gibi bir insan bir daha gelmiyor. Süratle tükeniyor. Bunda bir acayiplik görmüyor mu bu insanlar? Daha hala 300-500 sene sonrasından bahsediyorlar. 300-500 sene diye bir şey yok. Sonuna geldik artık. En fazla 70 sene var. Hz. Mehdi (a.s) da, Hz. İsa (a.s) da, hepsi bu zamanda; İttihad-ı İslam’da hepsi. Bu 70 yılın içinde. Bitti yani. Keyiflerini kaçırıyor bu ama doğru. Hem hadisle sabit, hem Bediüzzaman’ın ifadesi ile sabit, Şeyh Nazım Hocamız’ın ifadesiyle sabit; evliyanın, ulemanın, hepsinin ifadesi ile sabit. Net olay. Dünyanın şeklinden de anlaşılıyor. Bir bakın; dünya gençliğinin haline bir bakın, toplumun haline bakın; nereye doğru gidiyorlar bir bakın. Sanatçı da çıkmıyor. Mesela eski sinema sanatçıları gibi sanatçı görüyor musunuz? Eski ressamlar gibi ressam var mı? Eski heykeltıraşlar gibi var mı? Yok. Bilim adamı da çıkmıyor. Hiçbir şey çıkmıyor. Alim de çıkmıyor. Mürşit de çıkmıyor. Bitti dünyada. Bir tek Hz. Mehdi (a.s) var. Son, Hz. İsa Mesih (a.s) ile Hz. Mehdi (a.s). Ama onlar tabii olağanüstü olaylar. İkisi de çok olağanüstü. Allah’ın hikmeti, alimleri tüketti Allah ama Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ı gönderdi. Çok büyük olay.

İlker Bozhöyük, evrimle ilgili bir şey anlatmış; işte zigotlar falan. Kafanı karıştırma. Onların demagojisine dalarsan, boğulursun. Adamlara sor; “hemşerim, en temel maddeden başlayalım başlangıçta, proteinden başlayalım; herhangi bir şekilde tesadüfen olur mu, olmaz mı?” Mümkün değil. Mutlaka yaratılması gerekiyor. Herkes biliyor. Bitti. Bu kadar, başka bir şey söylemeye gerek yok. Burada bitiyor evrim. Kofuldan, mitokondriden falan bahsetmişsin. İstanbul’dan daha karışık kofulun yapısı, daha detaylı. Mitokondrinin yapısı İstanbul’dan daha detaylı. Bir hücrenin içi, büyük bir şehirden çok daha detaylı ve çok akıllı. Dünyanın bütün insanları bir araya gelse, bir hücrenin aklı kadar olmaz. Bütün dünyadaki insanların aklı, hücrenin aklı kadar olmuyor.

Bekliyor muyuz İsrail’i?Kimdir konuşacağımız şahıs?

DAMLA HANIM: Hocam, Dr. Ely Karmon. İsrail Savunma Bakanlığı’nda danışmanlık yapıyor kendisi. Uluslararası terör, Ortadoğu’nun güvenlik ve stratejik konularında tanınmış uzman bir kişi. Terör ve günümüzdeki gerilla hareketleri ile ilgili İsrail Ordu Askeri Akademisi de dahil olmak üzere, İsrail’de çeşitli yüksek okullarda eğitim veriyor. Herzilya Uluslararası Terörle Mücadele Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı, bilim adamı ve çeşitli kıdemli düşünce kuruluşlarının da üyesi. İsterseniz bu kuruluşları da sayabilirim Hocam. Amerikan Ordusu Savaş Akademisi, İsrail Atlantik Forumu, Birleşmiş Milletler Bölgesel Suç ve Adalet Araştırma Enstitüsü, Washington Yakın Doğu Politika Enstitüsü, Herzilya Politika ve Strateji Enstitüsü ve NATO’nun terör konularında çalışma gruplarında yer alıyor. Uzmanlık konularıyla ilgili çeşitli kitapları, çok sayıda makalesi ve konferansı var.

ADNAN OKTAR: Selamlar Dr. Ely Karmon, nasılsınız?

DR. ELY KARMON (Çeviri): Siz nasılsınız? Teşekkür ederim.  İyi akşamlar Sayın Oktar.

ADNAN OKTAR: İyi akşamlar, hoş geldiniz.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Beni programınıza davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim, katıldığınız için.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Ülkenizi ve insanlarınızı çok seviyorum. Türkiye bizim için çok önemli bir ülke. Dolayısıyla bir Türk kanalında misafir olmak, özellikle sizin gibi değerli bir insanın programında misafir olmak benim için çok onur verici, mutluluk verici.

ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Biz de İsrail’i, İsraillileri çok seviyoruz. Hz. Musa (a.s)’ın evlatlarını, Hz. İbrahim (a.s)’ın evlatlarını çok seviyoruz. Allah’ın bizlere emanetlerisiniz. Hep birlikte, kardeşçe, güzel, mutlu beraberliğimiz olacak. Birlikte güzel yaşayacağız. Altınçağı yaşayacağız. Mesihiyet’in, Mehdiyet’in o güzel günlerini hep birlikte göreceğiz, inşaAllah. Barış ve mutluluk içinde.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Çok güzel bir dilek bu. Herkesin, bütün dünyanın insanları için çok güzel bir dilek.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Buyurun sorularınızı alayım.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Aslında televizyonda soru sormaya çok alışkın değilim ama bildiğiniz gibi ben dini konulardan çok politika, terörizm, uluslararası ilişkiler gibi konularda uzmanım. Bunlar benim daha çok ilgi alanıma giriyor. Türkiye bildiğiniz gibi çok önemli bir rol oynuyor; hem bölgede, hemde İslami dünyada. Ve tüm dünya için. Özellikle Ortadoğu’nun bu çok hassas dönemlerinde.

ADNAN OKTAR: Soru sorsanız çok hoşuma gider.Beraber olmamız, kardeş olmamız, mutlu yaşamamız bizim elimizde, çok kolay olan bir şey. Bütün mesele sık görüşmek, akil insanların bir araya gelmesi. Ama Allah’ın kitabında belirttiği, Tevrat’ta belirtilen, Kuran’da belirtilen kardeşliğin tesis edilmesi için mutlaka dindar insanların devreye girmesi gerekiyor. Din olmadan, materyalizm olarak, Darwinist düşünce olarak, insanların kardeş olması, birlikte beraber yaşaması, huzurlu yaşaması denendi. 100 yıldan beri sadece kan, acı ve ızdırap getirdi. Bölünme getirdi, nefret getirdi. Ve bu gittikçe tırmanmaya başladı. Ekonomik kriz getirmeye başladı arkasından, sanatı ve bilimi ortadan yok etti, insanları mutsuzluğa sürükledi. Aydın anlamda, gerçek anlamda dinin dünyayı mutlu edeceğini Allah bize gösterdi. Onun için Museviler olsun, Hıristiyanlar olsun, Müslümanlar olsun Hz. Mesih (a.s)’ın, yani Hz. Mehdi (a.s)’ın çevresinde toplanarak kardeşlik, barış ve demokrasi içerisinde mutluca yaşamalarını Allah’tan istemeleri gerekiyor.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Bugün radikalleşme çok fazla dini çevrelerde. İstanbul’da TV’de gördüm, Müslümanların bir ordu toplayıp İstanbul’u nasıl fethettiklerini. Bu bizim için Hamas için çok iyi bir örnek; bu şekilde bir ordu toplayıp, hatta Müslüman bir ordu toplayıp Kudüs’ü bu şekilde güçle kurtarmamız gerekiyor. Dolayısıyla eğer İstanbul’da öğrendiği ders buysa, İsrail bundan çok rahatsız oluyor.

ADNAN OKTAR: Eğer Darwinistler, materyalistler, dine ehemmiyet vermeyen kişiler, bu konulara da ehemmiyet vermezlerse, o zaman radikaller dünyayı cehenneme çevirirler. Ama Tevrat’ta belirtilen Kral Mesih’e, Peygamberimiz(s.a.v.)’in hadislerinde belirttiği Hz. Mehdi(a.s.)’a tabi olunduğunda, radikal düşünce, radikalizm dünyadan kalkar. Derhal kalkar. Radikalizmin durmasının tek yolu Mehdi(a.s.)’dır. Yani Kral Mesih’tir. Bunun dışında radikal düşünce gittikçe dünyayı sarar. Yani Hıristiyanlık’ta da sarar, Müslümanlık’ta da sarar, Musevilik’te de sarar. Ve kan gövdeyi götürür, dünya mahvolur böyle bir şeyde, kıyamet kopar. Ama Mehdi(a.s.) bütün unsurları yatıştırıp, barışı, sevgiyi, iyiliği, kardeşliği, güzelliği insanlara iade edecektir. Allah’ın insanlar için sunduğu bu nimeti onlara yeniden sunacaktır, yani vesile olacaktır. Bunun dışında radikal düşünceye karşı, tankla, topla, tüfekle karşı konamaz. Çok kanlı, çok ızdıraplı, çok acı günleri çeker bu. Ama Mehdi(a.s.)’a tabi olunduğunda hemen dünya yatışır. Hemen ılımlı hale gelir. Hemen sevecen hale gelir. Onun için bu konuya çok özenli dikkat çekmek lazım. Yani ateist bir mantıkla radikal düşüncenin, terörün, savaşların, acıların durması mümkün değil.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Sizin biraz televizyonunuzu inceledim, çalışmalarınızı inceledim ve radikalleşmeye karşı bu kadar güçlü bir ses olmanız beni çok mutlu etti. Size şunu sormak istiyorum, siz daha iyi bilirsiniz tabii ki, ülkenizde İsrail’e karşı olan negatif düşünceler ve Museviler’e karşı olan negatif düşünceleri ortadan kaldırmak için neler yapılabilir? Mesela Hamas liderinin Türkiye’yi ziyareti, bazıları onu bir kahraman gibi görüyor, kardeş gibi görüyor. Dolayısıyla Türkiye’de daha geniş bir insan kitlesine bu barışçıl ve dostane mesajınızı iletmek, onlara da bunu düşündürmek için ne yapmak lazım?

ADNAN OKTAR: Bu görüşmelerin tabii ki olumlu etkisi oluyor,  mesela önümüzdeki hafta İsrail’den milletvekillerini bekliyoruz, misafirlerimizi. Onlar da burada çeşitli görüşmeler yapacaklar. Bunlar da tabii daha ılımlı bir ortam sağlamada faydalı, ama çözümü Tevrat göstermiş. Eğer bir Musevi Tevrat’a ehemmiyet vermiyorsa, zaten Musevi değildir ve bambaşka bir şeydir. Ve Tevrat’a göre de, Allah helak edeceğini söylüyor, perişan edeceğini söylüyor, eğer Tevrat’taki bu barış ruhunu, bu sevgi ruhunu, Kral Mesih ruhunu kabul etmezlerse insanlar. Dolayısıyla Türkiye’de de hiçbir sorun kalmayacaktır, Afganistan’da da, Irak’ta da hiçbir yerde  sorun kalmayacaktır, Kral Mesih kabul edildiğinde, Mehdi (a.s.) farkedildiğinde. Bunun dışında acının ve belanın dünyanın üzerinde döndüğünü zaten herkes görüyor. Harıl harıl savaş hazırlığı var dünyada. Ve heryerde bir gerginlik var. Fakat Kral Mesih ile, Mehdi(a.s.) ile bunun derhal sona ereceğini Allah bize Tevrat’ta bildiriyor. Ve Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde çok kapsamlı anlatıyor. Bunu anlamazlıktan gelmek çok yanlış olur, akılcı olmaz. Aklın yolu birdir, mutlaka bu konuya akılcı yaklaşıp halletmek gerekiyor. Ve bu konuda Allah’ın emrini yerine getirmek gerekiyor.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Son sorum da şu olacak, biraz hassas bir soru. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler ile ilgili değil, daha çok stratejik bir seviyeden dünyaya baktığımda, son 10-15 yılda ben özellikle Pakistan hakkında birçok araştırmalar yaptım. Çünkü Pakistan’ın Orta Doğu, Orta Asya, Güney Asya’da olan biten üzerinde bayağı bir rolü oluyor. Orada olan bir savaş, birçok yeri etkileyebiliyor. Afganistan’la sınırı var, Avrupa’nın, koolisyonun çabalarına rağmen, buradaki karışıklıklar devam ediyor. Bundan daha da rahatsız edici olan ise, son 15-20 yıldır, Müslümanlar arasındaki  çok şiddetli kavgalar. Sünniler, Şia’lar, Sünniler’in kendi aralarındaki kavgalar. Bu bir fikir çatışması da değil; çok fazla kan döküyorlar. Dolayısıyla benim düşüncem, Müslüman liderler, özellikle dini liderler çok fazla çaba göstermiyor olabilir bu konuda insanları etkilemek için. Çünkü bu karmaşıklıkların çoğu da, dini liderlerden kaynaklanıyor. Anlamıyorum neden bu kadar radikal olduğunu. Ama belki Müslüman dünyasındaki dini liderler seslerini yükseltseler, o insanlar da belki onları dinleyebilir.

ADNAN OKTAR: Dini liderler, her biri ayrı bir fikri, her biri ayrı bir dünyayı, her biri ayrı bir görüşü savunuyor çoğu zaman. Ayrı başlar, ayrı ayrı akıllar, genellikle birbirini iterler. Tek bir aklın etrafında toplanınca insanlar başarılı olur. Ama 30 tane alimden tek bir tane Mesih çıkmaz. Onun için Tevrat’ta belirtilen hususları hurafe gibi görenler, hikaye gibi görenler çok büyük hata yapmış olurlar. 3000 yıldan beri beklenen, Museviler’in dua edip beklediği Kral Mesih’in vakti gelmiştir. Bakın Tevrat’ta alametlerini göreceksiniz. Bakın diğer Musevi tefsirlerine, aynı şekilde. Özellikle 2012’nin son önemli tarih olduğunu, Mesih’in tarihi olduğunu göreceksiniz. Bunlar hurafe veya hikaye değildir. İsteseler de, istemeseler de insanlar, Mehdi’ye ve Mesih’e uyacaklardır. Ve dolayısıyla İslam alemindeki bu parçalanmış, sizin saydığınız kan dökme olayları da Mesih’in yani Mehdi(a.s.)’ın çıkışıyla ortadan kalkacaktır. Yoksa kan gittikçe artarak devam eder. Musevi dindarlara karşı da devletin baskısı gittikçe artacaktır. Ve onların da devlete karşı tavrı gittikçe artacaktır. Şiiler’de yine olaylar devam edecektir, kan dökmeler devam edecektir. Sünni-Şii çatışmaları olacaktır. Hıristiyanlar devreye girecektir. Tek çözüm 3000 yıldan beri beklenen Kral Mesih’e, Mehdi(a.s.)’a tabi olmaktır. Bunu hikaye gibi görürse insanlar, dünyanın sonu geldi demektir. Ama Allah yine şefkatiyle, merhametiyle Mehdi’sini, Mesih’ini çıkaracaktır. Siz de göreceksiniz. İsrail halkı da görecek, bizler de göreceğiz. Hepimiz göreceğiz. Yalnız akil insanların, aklı başında insanların, iyi insanların birbirleriyle görüşüp, samimi olarak bu konuyu değerlendirmeleri gerekiyor.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Türkiye’ye de bekleriz.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Çok teşekkür ederim. Gelmek isterim fırsat olursa.

ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar, selam.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Ne zaman İsrail’e geleceksiniz?

ADNAN OKTAR: Çok istiyorum, valla kocaman bir Tevrat geldi el yazması Musevi dostlarım getirdiler. Onun sevinci içerisindeyim. Çok muhteşem bir şey. Kabı da çok güzel. Benim de hayalimdi, odamda duruyor. Onu da bir sevincim olarak belirtiyorum. Ama en kısa zamanda da İsrail’e gelip inşaAllah, sizlerle hep birlikte yemek yemeği, birlikte dostça sohbet etmeyi çok istiyorum. O yakın inşaAllah. Biraz daha gayret edersek inşaAllah güzel günleri hep birlikte göreceğiz. Sizleri seviyoruz.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Aslında sizin İsrail’e gelmeniz buradaki kamuoyunu çok güzel etkileyebilir. Dini liderlerin bu dostane yaklaşımını görebilirlerdi. Dolayısıyla sizi çok yakında burada görmeyi çok isteriz.

ADNAN OKTAR: Olabilir inşaAllah, yakın bir zamanda düşünüyorum inşaAllah. Selam.

DR. ELY KARMON (Çeviri): Selam.

ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.

ADNAN OKTAR: Politik yönden çözüm arıyorlar. Mümkün değil. Beyefendiye dikkat ediyorum; teknik, politik çözüm arıyor. Sel gibi kan aktı. O Amerikalı çocukların cenazeleri -aslan gibi delikanlılar- gemilerle, kamyonlarla taşındı. Peş peşe, üniversite mezunu, aslan gibi çocuklar. Irak’ta canımız, ciğerimiz, nur gibi kardeşlerimiz, hanımefendiler, çocuklar, bir milyonun üstünde insan şehit edildi. Filistin’i mahvettiler zaten. Acayip kan aktı. Filistin de, onlar da intihar eylemi yaptılar. İsrailli çocukların, kadınların kanı aktı. Izdırap, acı, kin, nefret dünyayı sarmış vaziyette. Ve gittikçe gelişiyor. Anlamazdan gelmeyecek gibi değil. Tek çözüm Kral Mesih, Hz. Mehdi (a.s)’dır. Demokrasi, barış, kardeşlik, sevgi hepsi bununla mümkün.

“Alimler anlaşır” diyor; bir kere Musevi alimler anlaşamıyorlar, her birinin ayrı görüşü var. Mesela bu bize geçenlerde gelen ekip, pek sevmiyor Museviler onları. Mesela başka bir Musevi grup var, “Allah aşkına onlarla görüşmeyin” diyorlar. Onlara gidiyoruz, “Allah aşkına onlarla hiç görüşmeyin, bizi seviyorsanız” diyorlar. Yani böyle bir ayrım meydana gelmiş. “Şiiler, Sünniler kardeştir” diyorlar ama bakıyorsun kan gövdeyi götürüyor. Öyle Sünni, Şii kardeşliği diye bir konu yok. Ancak Hz. Mehdi (a.s.) ile çözülecek bir olaydır bu. Hıristiyanlarda da öyle; mesela Katolikleri direkt deccal ilan ediyor Protestanlar. Alenen Papa’ya,“deccal o” diyorlar. Akıl almaz nefret ediyorlar. Halbuki çözüm çok kolay, bir tane aklın etrafında toplanılması lazım. Her zaman söylüyorum, “yüzlerce akıldan bir tane Mesih (a.s), Hz. Mehdi (a.s) oluşmaz. O da diyor ki; “alimler bir araya gelse.” Bir çok alim enaniyetli, kendini bayağı büyük görüyor. Televizyonlarda falan görüyorsunuzdur, en büyük benim kafasında adam. O yüzden de Hz. Mehdi (a.s)’ı da istemiyorlar. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’ın ondan daha üstün olacağını düşündüğü için, enaniyetine, gururuna ters düştüğü için şiddetle kaçınıyor. Bunlar enaniyet heykeli haline gelmişler, enaniyetten kudurmuş vaziyetteler. Azametlerinden, enaniyetlerinden geçilmiyor.

Bir bakın, gezin etrafı; ne halde insanlar, dünya ne halde. Facebook’a girin, ne konuşmalar var; birçok insanın ağzından akıl almaz lağım akıyor. Akıl almaz nefret ediyorlar birbirlerinden; o ondan nefret ediyor, o ondan nefret ediyor. Genç kızlar; kısaltılmış bir küfür var, o ona küfrediyor, o ona küfrediyor. Cinsel içerikli küfür ediyor genç kız. Başörtülü kızların konuşmalarına bakıyorum Facebook’ta, akıl alacak gibi değil. Bir kısmı acayip züppe olmuş. Müslümanlıkla alakaları yok bir kısmının, tam çakal. Nefret ettiklerini, öfkelerini açık açık herkese yansıtıyorlar aşağı yukarı. Sevdiğiniz bir kişi yok mu? Bir kişiyi seviyor olun, “şunu seviyorum” deyin. Herkesten nefret ediyorlar. Parti liderlerinden, insanlardan, alimlerden… Hepsinin bir nefret grubu var. İşte bu, ahir zamanın şiddetini gösteriyor; deccaliyetin şiddetini gösteriyor.

AYLİN HANIM: Hocam, “dini liderlerin toplantısında hepsinin ayrı bir fikri vardır. O fikirler de hep birbirini iter” diye açıkladınız.

ADNAN OKTAR: Evet. Sünni-Şii kardeşliği var diye üst perdeden söyleniyor ama öyle bir konu yok. Pratikte öyle bir şey yok. Bunun Mehdiyet’le çözülmesi saat hesabıyla olur, saat; en fazla 24 saattir. Mesela fıkıh konusunda, bana habire fıkıh konusunda yazı yazıyorlar. Şimdi fıkıh konusu mu esas, iman konusu mu esas? Adam Allah’a inanmıyor, bana fıkıh soruyor. Sana fıkıh anlatsam bile kılacak mısın namazı anlattığım gibi? Kılmayacaksın. Neyini soruyorsun o zaman, niye soruyorsun? Ama Allah’a inancı sor, imanın şartlarını sor, imanın alametlerini sor, Allah’a neden iman etmen gerektiğini sor, bunları anlatayım. Bu acil, bu zemin. Bunu hallettikten sonra, İttihad-ı İslam olduktan sonra, Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettikten sonra fıkıh en fazla 24 saat sürer. Nedir yani fıkıh, gayet kolay fıkıh. Karmaşık bir şey yok ki fıkıhta; yani günlerce, aylarca vakit alacak bir şey yoktur fıkıhta. Ama şu an fıkıh tartışmalarına giriyorlar. Onlar diyor ki;“Şiiliği muhafaza etmek dini muhafaza etmektir.” Öbürü de diyor ki;“Sünniliği muhafaza etmek dini muhafaza etmektir.” Vahabiler diyor ki;“hepsi kafirdir.” “MazAllah, Vahabilik yoksa din yoktur” diyor. Selefiye, hepsi aynı kafada, değişik bir yapı oluşturmuşlar birçoğu. Tabii iyi olanlar da var; samimi, dostça düşünenler var. Ama şimdi aklı başında olanların, böyle akil olanların bir araya gelip Hz. Mehdi (a.s) konusunda, Kral Mesih konusunda anlaşmaları lazım. Ondan sonra konu biter. Gayet kolay bir şeyi karmakarışık hale getirmişler. Sünniler de namaz kılıyor, Şiiler de namaz kılıyor. Hiç anlaşılamayacak bir konu yok. Sırf gurur savaşı ve bölünmüşlük savaşı var. Vahabiler mesela, çok takvadır Vahabiler; Şiiler de çok takvadır, Sünniler de çok takvadır, hiçbir eksiklikleri yok. Fakat çözüm Hz. Mehdi (a.s) ile olur. Yüz alim bir araya gelsin hiçbir şey olmaz. Ama getirirsen Pakistan’dan buraya garibanları, yedirir içirirsen, göster birini; sana müceddid de ilan ederler, ne istiyorsan yaparlar. Aynı cemaatten, aynı mezhepten bulursan. O aldatıcı olur, geçici olur; yani Müslümanları aldatmak gibi olur. Bir anlamı olmaz onun. “Toplayalım alimleri, alalım neticeyi” diyor. Her yıl toplanıyor Ekmeleddin Hoca’nın başkanlığında, toplantı yapıyor Müslüman alimler. Şerbetlerini içiyorlar, pastalarını yiyorlar, sigaralarını da içiyorlar; herkes evli evine, köylü köyüne; yani işine gücüne bakıyor, öyle bir konu yok. Yıllardan beri olur bu toplantılar. Hz. Mehdi (a.s) aşkıyla, Mehdiyet aşkıyla, Hz. Mehdi (a.s) aklıyla, Kral Mesih’in aklıyla bu olur. Başka türlü olmayacağı açık, boş yere uğraşırlar. “Alimler bir araya gelsin.”Zaten sürekli teklif ediliyor bu ve toplanıyorlar da ayrıca, toplanmıyor da değiller. O ona enaniyet yapıyor, o ona enaniyet yapıyor, çekip gidiyorlar. Yani her alim hemen hemen, bir çoğunda öyle oluyor; dünyanın en büyüğü o olduğu kanaatinde oluyor. Her cemaat kendini en büyük görmeye çalışıyor. Başka türlü zaten o cemaatte de durmazlar. Tek çözümün Hz. Mehdi (a.s) olduğu anlaşılıyor. Mesela Şiiler ne diyor? “En takva cemaat biziz.” Haklılar da, normal, makul yani. Çünkü Süleymanlı kardeşlerimiz, “en takva biziz” diyorlar, işin doğrusu bu. Mesela Nur talebesi, Fethullah Hocamız’ın talebeleri; “en takva biziz, en takva çalışan biziz” diyorlar. “Hayır, sizler de iyisiniz ama en iyi biziz” anlamında. En iyi olduğunu düşünmese oraya gider mi zaten? Haklı yani, ben ayıplamıyorum. Mesela Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin talebeleri, Menzil sofileri;“en doğru yolda olan biziz” diyorlar. Eğer ona inanmasa zaten başka doğru bulduğu yere gider. Bölünmüşlük net, tek çözüm Mehdiyet’tir. Anlamazdan gelirsen mücadele başlar, devam eder, Allahualem.

Şimdi bazı şahıslar, bazı küçük dergiler oluyor kimsenin tanımadığı. Bana akıl veriyor, yolda yürümekten aciz, garibanın teki. Sen kendine bak, bir de bana bak. Benim dünya çapında yaptığım faaliyete bak, senin yaptığın şu gariban faaliyete bak. Oturmuş bana akıl veriyor. Bir insan bir insana akıl verirken en az onun kadar bir faaliyeti olması lazım ki, o zaman o adamı dinlemek makul olsun. Ben milyonlarca insanın imanına vesile oldum, kitaplarım 73 yabancı dilin üstünde -hatta daha da fazla oldu, 80’e yaklaştı- tercüme edildi. Her yıl 20 milyon, 30 milyon kitabım internetten indiriliyor. Yüzlerce internet kurulumu yaptık, yüz milyonlarca insan izliyor, takip ediyor. 300’ün üzerinde kitap, yani üniversite gibi.Devlet okullarında okutuluyor resmi olarak. Allah beni vesile etti. Benim bir gücüm olduğundan değil, Allah’ın gariban bir kuluyum. Allah’ın gölge varlık olarak yarattığı bir gölge, başka bir şey değil; yani hiçlik diyelim, inşaAllah.

Mesela Fethullah Hoca’yı oturup eleştiriyor mesela; sen kimsin, Fethullah Hoca kim? Onun kadar hizmet et, kabul dinleyeceğim. Hatta yarısı kadar yap, yarısı kadar. Tozu kadar değilsin, tozu kadar. Bereketin kesilmiş, yolda yürümekten acizsin. Dikkati çekmek için; marul gibi üstüste sarılmış, leş gibi kokuyor, cahil kafasıyla oturmuş bana akıl veriyor. Anlattığını da anlamak mümkün değil ayrıca, karmakarışık yazmış; yani ne istediği de belli değil. Aşağılık kompleksi içinde ezik bir üslup.

Allah Allah, maşaAllah. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Adnan Hocam, Rahmetli Erbakan Hocamız’ın evladı ve Saadet Partisi’nin Genel Başkan Başdanışmanı Dr. Muhammed Ali Fatih Erbakan, sizlerin de duası ve desteği ile İttihad-ı İslam yolunda çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor, inşaAllah.” MaşaAllah. “Dr. Fatih Erbakan 20 Ocak 2012, Cuma günü,” mübarek gün, maşaAllah, “saat 19:30’da Atatürk Stadı Hakemler Lokali’nde gerçekleşecek olan Saadet Partisi İzmir İl Divan Toplantısı’na katılacak.” Çok güzel, bereketlendirir, çok iyi olur. “21 Ocak 2012 cumartesi günü saat 19:00’da İstanbul Esenyurt Meydanı Seramoni Düğün Salonu’nda, Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız’ı anma ve anlama gecesine katılacak.” Güzel, maşaAllah. Allah Allah, Allah Allah! Hızlanmışız, güzel. “22 Ocak 2012 Pazar günü saat 13:00’de Kocaeli Kartepe İlçesi Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezinde yapılacak olan, Saadet Partisi Kartepe İlçe Kongresine katılacak. Ardından aynı gün saat 15:30’da Kocaeli Çayırova Belediyesi Kültür Salonu’nda yapılacak olan Saadet Partisi Çayırova İlçe Kongresi’ne katılacaktır. Programlara tüm halkımız davetlidir, inşaAllah” diyor. Yakup kardeşimiz yazmış.

Fatih’e tam destek kardeşlerimizden; müthiş bir destek olsun, müthiş sevgi gösterin. Alkışlarınızla, muhabbetinizle. Yalnız öyle çocuğu sık sık bağrınıza basıp çocuğu zor durumda bırakmayın, kardeşlerimizden istirham ediyoruz. Ama sevginizi çok coşkulu gösterin. O bize Erbakan Hocamız’dan emanet. Aksi vefaya uymaz, sadakate uymaz, şefkate uymaz, merhamete uymaz, hiçbir şeye uymaz, çok acayip bir şey olur. Çok şevkli, çok candan; o bizim canımız, bayağı da efendi. Tam destek. Şevklendirin Fatih’i, inşaAllah. Hocalarımız da sever onu, herkes sever. Öyle bir şey yok. Büyüklerimizden, ağabeylerimizden diyorlar ya bazen muhalifler var; öyle bir şey çıkmaz. Sadece tecrübesiz dediler, doğru tecrübesiz. Artıyor tecrübesi. Askerliğini yapmadı dediler; doğru, onu da halleder, sorun değil. Başka da bir şey yok. Yani büyük bir şey varmış gibi, gerçekten bir şeye muhalefet edermiş gibi. Duyanda bir şey var zanneder, öyle bir şey olmaz. Öyle bir şey yok ki, oturup onlarla uğraşıyorsun. Geçici onlar; öyle sohbet, konuşma arasında öyle dedikodular olur, kale almayın. Tamam, kısa bir ara verelim, inşaAllah.

-VTR- Flamingolar

DAMLA HANIM: Yayınımıza canımız Hocamız’la devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şir Ali Vahabzade, Azerbaycan’dan yazmış. Canım kardeşim, sen tabii haklı olarak Ermenistan’ın daha önceki yaptığı katliamdan... Özetle; Ermeni düşmanı olmakla, Ermenistan düşmanı olmakla hiçbir yere varılmaz. Rus düşmanı olmakla, Rusya düşmanı olmakla hiçbir yere varılmaz. Arap düşmanı, Fars düşmanı, İran düşmanı olmakla; Yunanistan düşmanı olmakla hiçbir yere varılmaz. Rum derlerdi bizim çocukluğumuzda, Rum dedilermi irkilirdik biz, çocukluğumuzda öyle öğretmişlerdi bize. Birde baktık can, çok tatlı insanlar; bizim Türkler gibi, kardeşlerimiz gibi. Sirtaki oynuyorlar falan, bayağı şeker insanlar. Lisanları da çok hoş, Rumca hoş bir lisan. Suriye düşmanlığı vardı, bize onu öğretirlerdi. Suriye’yi hain gibi gösterirlerdi. Araplar, Arap dedi mi zaten, bitti; en aleyhinde konuşulan kavim onlardı. Ruslara moskof derlerdi. Ne oluyorsunuz kardeşim? Böyle olmaz. Eski kavgalar, eski olaylar unutulacak. Türk-İslam Birliği başka türlü olmaz. Yani o kafayla bakacak olursak, konuşulacak, görüşülecek kimse kalmıyor ki. Fransa’yla, İtalya’yla, herkesle bağımızı koparmamız gerekiyor, hepsiyle. Onun için kardeşimizin bu sözü makul değil,. Her halükarda sınırları kaldırıp, kardeş olduğumuzu ilan edip, sarılıp, muhabbet edip… Dağlık Karabağ ne olacak? Ne olacak; istediğin gibi git kullan, bomboş arazi. Ermenistan’ın o arazide zaten bir şey yaptığı yok, zaten arazinin ihtiyacı içinde de değil. Bir öfke sonucu oluşmuş bir kavga benim anladığım. Çünkü bomboş orası kimse yok, ben inceledim. Tabii ki herkes kendi toprağında istediği gibi yaşar. Ama Ermeniler Türkiye’ye de gelsinler, İran’a da gitsinler, İsrail’e de gitsinler. İsrail’deki insan buraya da gelsin. Dost olalım, kardeş olalım, iç içe yaşayalım, bir şey yok. Koskoca dünya, uçsuz bucaksız dünya, kime yetmiyor? Hırsa gerek yok. Ama Türk-İslam Birliği şart, Türk-İslam Birliği şart, bunun açıklaması yok.

Demin internette Harika Avcı’yla ilgili sözüm yayınlanmış. Harika Avcı çok muhterem, çok efendi bir hanımefendiydi. Çok çok şekerdi; çok güzel huylu, insancıl, çok temiz bir insandı. Çok çok temiz. Muhteşem yorumcu ve muhteşem sanatçıdır. Yani o sözlerim benim az, çok az. Yani cumhuriyet tarihinin en büyük kadın sanatçılarından bir tanesidir. Daha da söylemek isterim ama bu yeterli diye düşünüyorum. Ama değeri bilinmedi bence, unutulması yakışık almadı. Çok şahane insandı çok. Allah ömrünü uzun etsin; sağlık, sıhhat, iyilik, güzellik, mutluluk versin. Üzerindeki sıkıntıları Allah alsın, hidayet versin. Cennette kardeş etsin, ahirette kardeş etsin. Nur gibi insan, acayip güzel, acayip tatlı, maşaAllah.

Şir Ali Vahabzade, canım kardeşim, bak Azerbaycan’da adeta tecrit oldunuz kaldınız. Bir tane kardeşim, can kardeşim, ayrıldınız bizden. Tamam, içinizde öfke olabilir; peki bu neyi halleder yani, oluyor mu bu? Ermenistan olmadan Türk-İslam Birliği olmaz, ben söyleyeyim. Kilittir. Benim bir bildiğim var ki söylüyorum. Azerbaycan’la Türkiye birleşmiş olsaydı, Ermenistan birleşmiş olsaydı çoktan Türk-İslam Birliği’ni oluşturmuş olacaktık. Ötelediler ve geciktirdiler. EvelAllah yine yapacağız ama bu tip yazılar bu birleşmeyi engeller, bunu yapmayın. Biz bir hayır yapmak istiyoruz, bir güzellik yapmak istiyoruz; siz var gücünüzle oradan yıkmaya çalışıyorsunuz. Madem bize müsaade etmiyorsunuz; siz yapın diyoruz, siz de yapmıyorsunuz. Daha iyisini yapacaksanız siz yapın, buyurun.

Namazda yorgunluk olmaz, aşkla kalkacaksınız. Olur mu? Sabahleyin, Ya Allah Bismillah diye. Çok hayatidir sabah namazı; bütün namazlar hayati ama sabah namazı çok önemlidir ve sünneti de müekked sünnettir; yani vacip gibi mutlaka kılınması gerekir sabah namazının sünneti. Terk edilecek bir sünnet değil, inşaAllah.

Beşir İstemi, şehit aileleriyle ilgili yazmışsın canım kardeşim ama talebini yazmamışsın. Talebini söyle, ben bilmiyorum, yani istediğiniz şeyi bilmiyorum. Ben şehit ailelerine iş bulunması, maaş verilmesi için konuştum zamanında. Hükümet de bayağı bir adım attı ondan sonra, bayağı bir şeyler oldu. Ama halihazırda sorunlar varsa söyleyin, hemen gündeme getirelim.

“Adnan Oktar Bey’in İsrail vekiliyle görüşmesi doğru bir şey mi peki?” Yanlış bir şey mi peki? Yanlış değil. Ne yapalım, savaş mı yapalım? Barış olsun kardeşçe mutlu mu yaşayalım? Güzel olanı seçiyoruz. Kavgayı mı körükleyeyim, savaşı mı körükleyeyim, nefret mi körükleyeyim? Tabii ki demokrasiyi, barışı, kardeşliği ve sevgiyi savunuyorum.

Eyüp Korkmaz; “Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam, programınızı çok seviyoruz ve ayrılamıyoruz. Nur elinizi sürdüğünüz tespihinizi isterim ben de.” Ah ah, hiç tespih kalmayacak bende, inşaAllah.

Asya isimli bir hanım; “Hocam siyah size çok yakışmış, maşaAllah. Sizi çok seviyorum, inşaAllah. Sizinle tanışırım, inşaAllah. Güzeller güzeli Hocam” diyor.

Oğuz Demirde müzik düşmanlarından. Oğuz, evde dinliyorsun, cayır cayır dinliyorsun her gün. Televizyon da seyrediyorsun, müzik de dinliyorsun. Lafa gelince işte biz takvayız, müzik dinlemeyiz. Yalansa yalan de, ispat edeyim.

Abdullah Albayrak, “Hocam, programınız çok güzel, Allah razı olsun” diyor.

Bekir Köse; “Sevgili Hocam, sizi çok seviyoruz ve ilgiyle izliyoruz. Hocam, iki oğlum var.” Allah bağışlasın. “Biri 5 yaşında, biri de 7 yaşında. Çok yaramazlar ama sizin kanal açılınca pür dikkat sizi izliyorlar, sizi çok seviyorlar. Ayrıca yanınızdaki kardeşlerimiz çok güzel konular anlatıyorlar, maşaAllah. Hocam, çok yakışıklısınız. Sakalın bir insana bu kadar yakıştığını sizde gördüm. Hayırlı akşamlar” diyor. MaşaAllah.

Mehmet kardeşimiz, o da yine Atatürk’e kafasını takmış kardeşlerimizden. Elli kere söylüyorum; Atatürk olmasaydı Hz. Mehdi(a.s) olamazdı, İttihad-ı İslam olmazdı, Türk-İslam Birliği olmazdı. Dini, İslam’ı en güzel yaşayan ülke Türkiye. Bunlar olmazdı, bayağı bir şeyler olmazdı. Bu kadar güzelliği, nimeti Atatürk’e borçlusunuz, Allah’ın dilemesiyle. Ben benim bu canlarımla oturup bu şekilde konuşabilir miydim, böyle müzik dinleyebilir miydim? Asardılar adamı yani. Nasıl müzik dinleyeceksin, nasıl televizyon seyredeceksin? Buhar ederler adamı, Allahualem. Allah vermesin. Yobazlık çok acımasız, çok gaddar, çok psikopat bir sistemdir. Hem münafıkanedir, hem çok alçaktır, hem dessastır, hem fitnecidir, hem karaktersizdir. Böyle bir sistemi savunmayın. Atatürk güzellik meydana getirdi, barışçı demokrasiyi getirdi, özgürlüğü getirdi; bilimi, sanatı getirdi. İşgali kaldırdı. Aksi düşünmek nankörlük olur.

“Hocam, sizin kadar sesiniz de çok güzel. İslam’ı sizinle daha çok seviyoruz. Yüzünüzün nuru sesinizle birleşince muhteşem oluyor” diyor. Evet, maşaAllah. Allah razı olsun.

“Hocam, bu ara çok ara veriyorsunuz. Sizin sohbetlerinizi çok seviyoruz. Lütfen araları azaltın” diyor.

DAMLA HANIM: Hocam, Metin Şen isimli kardeşimizin size bir mesajı vardı.Şöyle söylüyor; “Selamun Aleykum Seyyid Ahmet Muhammed Adnan, aslan, yakışıklı, heybetli Hocam.” MaşaAllah. “Ortaköy’de, kitap ve broşür çalışması yapıyorum. A9’un ve kitaplarınızın girmediği ev bırakmamaya kararlıyım, evelAllah. Canım Hocam, sesinize, cisminize, yüzünüze ve sizi yaratana aşık, duanıza muhtaç kardeşiniz, Ortaköy’den Metin Şen.”

ADNAN OKTAR: Aslanım benim. Ortaköy önemli; güzel bir semttir, bizim eski semtimiz. Can kardeşimize kardeşlerimiz destek olsunlar. Aferin, maşaAllah. Allah hizmetini daim etsin, Allah sana bereket, bolluk, iyilik, güzellik, sağlık, sıhhat versin. Ortaköy’e nur saçıyorsun, maşaAllah.

“Ahmet Muhammed Hocam, ben Bülent Doğan. Almanya’dan size, bilgisayarda hazırlayıp arabamın camına yapıştırdığım resmi yolluyorum. Evrimin geçersizliğini anlatan Almanca birkaç cümle ile ve evrimin yanı sıra okulda yaratılışın da öğretilmesi gerektiğini yazdım. Sizi çok görmek ve elinizi öpmek istiyorum Hocam” diyor. “Lütfen adresinizi ve telefonunuzu verebilir misiniz?” diyor. “Allah sizi Hz. İsa (a.s)’a talebe eylesin, Hz. İsa (a.s)’ı görmeyi nasip etsin, sizleri deccalin şerrinden korusun” diyor. Aferin, bak, kardeşimizin yaptığı kendi çapında çok etkili. İnsanlar merak edip, arabasının yanında gelip, nedir diye okuyabilir. Aferin, güzel yapmış. MaşaAllah, elhamdülillah.

M. Şanlı, “Keşke Adnan Hocam gibi benim de sevenlerim olsaydı. Ben de sorsaydım da, beni de ne kadar sevdiklerini anlatsalardı” diyor. MaşaAllah.

Avukat Meltem,“sizin tabirinizle yazmak istiyorum. Hocam, siz ne kadar şekersiniz, ne kadar güzelsiniz, ne kadar hoşsunuz” diyor. “Geceleri yatmadan telefonuma indirdiğim programlarınızdan izliyorum, genelde müzikli bölüme denk geliyorum ve keyfim yerine geliyor. İlmi konular ayrı güzel. Bir hukukçu olarak size sormak istediğim; şu ülkenin gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk-İslam Birliği ile ilgili görüşlerinizi biliyorum, bu konuda somut bir girişiminiz var mı? Bir de az önce izledim, bazı soruların çözümü için, yanlış anlamadıysam ‘Mehdiyet gerekiyor’ dediniz, bu ne demek? Ayrıntılandırmanızı rica ediyorum. Sürçü lisan ettiysem af ola. İyi yayınlar diliyorum.” Şeker Meltem, avukat Meltem, tanımıyorum bu sevimliyi ama o da çok şeker bir şeydir. MaşaAllah.

“Şahsına karşı her zaman muhabbet ve hürmet beslemişimdir Hocam, aleyhinizde hiç kimseyi konuşturmam” diyor. Toplumun küçük bir dilimine hitap eden bir tarzdan bahsetmişsin. Olur mu? Toplumun büyük bölümüdür. Toplumun büyük bölümü modern hanımlardan oluşur, modern gençlerden oluşur. Türkiye’nin yüzde 80’i-90’ı öyledir. Yani çok az bir kısım hanım kardeşlerimizin başları kapalıdır, çok küçük bir bölümünde de çarşaf vardır. O insanları dışlayan zihniyetle, İslam’ı boğmaya kalktılar. Büyük bir oyun oynandı, ben o oyunu bozdum; olay bu, bundan ibaret. Çünkü adama diyorsun ki; “sen eğer Müslüman olursan müzik dinletmem sana.” “Böyle temiz, şık giyinemezsin; makyaj yapamazsın, eğlenemezsin, gülemezsin. Konuşamazsın, sokağa da çıkamazsın. Öyle bir sistem getireceğim” diyorsun. Adama “öl” diyorsun sen adeta. Adam da var gücüyle sana tavır alır. O zaman bilmeden İslam’a tavır alıyor. Durduk yere insanları İslam’a karşıt hale getiriyorsunuz. Ben bu şeytani oyunu bozmuş oldum.

Büyük kitle Türkiye’de modern, aklı başında, aydın düşünen insanlardan oluşur. Müzik de dinler benim milletim; düğünlerde oynar, mastika oynar, Ankara misket oynar; gülerler, oynarlar, neşelenirler, güzel giyinirler. Şık giyinirler hanımlar; genç kızlar makyaj yaparlar, bakımlı tertemiz giyinirler. Sen bu insanları fasık olarak görürsen, İslam dışı olarak görürsen, çok büyük zulmetmiş olursun. Toplumun küçük bir bölümü dersen bu insanlara, bu da ayrıca bir fitne olmuş olur. Ben, ağırlık bu kardeşlerimize yöneliyorum; senin tarif ettiğin bu kardeşlerimize yöneliyorum. Ama aynı zamanda hiç kimsenin yapmadığını yapıyorum, çarşaflı hanımları gündeme getiriyorum ve onlara hitap ediyorum. Çoğu insan dışlamıştır çarşaflı hanımları, toplumdan yok edilmişlerdir. Evlerde, odalarda kapalıdır bu hanımlar; kimse bilmez. Ben onlara da sahip çıktım, başörtülü hanımlara da sahip çıktım. Dolayısıyla toplumun tamamına sahip çıkıyorum. O yüzden görüşün doğru değil, sende görüyorsun. İnşaAllah. Kısa bir ara verelim.

ADNAN OKTAR: Bu nedir böyle eşek kafası gibi?

EBRU HANIM: Kaplan kafatası getirtmiştiniz. Yetmiş dokuz milyon yıllık, Çin’den, Jilin’den çıkartılmış bir fosil.

ADNAN OKTAR: Kaç yıllık?

EBRU HANIM: Yetmiş dokuz milyon yıllık.

ADNAN OKTAR: Yetmiş dokuz milyon yıl. Hani kaplanlar evrim geçiriyordu; aslanlar bilmem ne şekilden şekle giriyorlardı? Buyur, orijinal fosil. Yeri ne demiştin?

EBRU HANIM: Jilin’den, Çin’den çıkartılmış bir fosil. Jurassic dönemine ait.

ADNAN OKTAR: Baksana dişleri falan porselen gibi olmuş, maşaAllah.

İşte, ekip seyretsinler. Biz bir şey diyorsak ispat ediyoruz. Dedem ne diyor? “Hocamız fosil gösteriyor” diyor; tamam ama gerçek fosil. Siz ne gösteriyorsunuz? Boşluk. Diyorum; “fotoğraf gösterin, ona da razıyım.” Fotoğraf da göstermiyorsun, boşluk gösteriyorsun. Böyle hava. Yani ben olduğum müddetçe evrim teorisi, bilmem ne falan, öyle bir olay olmaz. Arkadaşlarım olduğu müddetçe, benim kitaplarım olduğu müddetçe… Onlarda yok olacak şeyler değil, inşaAllah.

Berrin Savaş; “Canım Hocam, ben 16 yaşındayım ve sizi aşkla seviyorum. Keşke ben de sizin talebeniz olsam, sizi tanısam Hocam.” Zaten talebeyiz, ben de senin talebenim ama o şartla. “Bu sevimli kuşu ekledim, bu kuşun adını siz koyun, bu ad benim uğurlu adım olsun Hocam” Bakayım, kuş bu mu? Çok güzelmiş, maşaAllah. Hayret hayvanın bu kadar güzel olması.Bu kuşun adı ne olsun. Portakal olsun ismi. Ama ne şeker şey bu.

İsviçre’den Adem yazmış, “Hocam, konferans verecek misiniz?” diyor.

Bakın, şimdi Bediüzzaman ile ilgili mühim bir şey söyleyeceğim, bayağı önemli. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’ye radyolardan yapılan müzik yayını ile ilgili soru soruyorlar. “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ne, radyolardan yapılan müzik yayını ile ilgili, “ne diyorsunuz?” diyorlar. “Radyolardan müzik yayını yapılması caiz mi, makul mü, nedir?” Said Nursi;“evet, beşer hakikate muhtaç olduğu gibi,” insanlar hakikate muhtaç olduğu gibi, “bazı keyifli hevasata da ihtiyacı var” diyor. Ben Bediüzzaman’ın bu sözünü bilmiyordum, yeni öğrendim. İttifak halindeyiz Üstadımız’la, aynısı.

Evrimcilerle hiç konuyu uzatmayın, direkt proteinleri söyleyin. Ben konuyu uzatıyorum ama biraz da burunlarını sürtmek için yapıyorum. Ne kadar boş olduklarını anlasınlar diye. Yoksa fosillerle de uğraşmam ama teker teker, bak kaya parçası gibi fosili getiriyoruz, önlerine koyuyoruz. “Sizde bana bir fosil getirin” diyorum; musluktan hani bir ses gelir ya sular akmadığında, öyle bir ses duyuyoruz. Dede de oradan yalvarırcasına konuşuyor, “ne olur, siz Müslümansınız, evrim teorisinin geçersizliğini anlatmayın, yaratılışı anlatmayın. Müslümanlığa yakışıyor mu?” diyor. Müslümanlığın özü zaten yaratılıştır. Hz. Musa (a.s) ilk önce yaratılışın varlığını anlatıyor. Evrim teorisi deccaliyet tarafından savunuluyor. Ne işin var senin deccaliyetle? Bilmeden deccaliyete yardım etmiş oluyorsun.

“Canımızın içi biricik Hocamız, her gün sizi izliyoruz ve sizi çok seviyoruz Hocam” diyor. Amerika Birleşik Devletleri Texas eyaletinden, kimler?

DİDEM HANIM: Hüma, Ebru, Esra, Burcu, Mine ve Ayça.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Texas’ı sallıyorlar yani. Texas’ın aslanları, maşaAllah. Texas önemli bir yerdir, söyleyeyim. Hz. İsa (a.s)’ın böyle gezindiği yerlerdir. Bir sır vereyim. Yani Amerika’nın her yerinde değil, şu an öyle.

ADNAN OKTAR: Christina ve Eray, Finlandiya’dan yazıyor. Helsinki, “Selamlar Hocam, maşaAllah, süpersiniz” diyor.

Hollanda’ da bir kardeşimiz yazmış, “Sayın Hocam, sohbetlerinizi çok beğeniyoruz, sizi ve yanınızdaki arkadaşlarınızı çok takdir ediyoruz. Mütevaziler, güzel ahlaklılar” diyor. “Atatürk’ü övdüğünüz ve Türk-İslam Birliği’ni savunduğunuz için gurur duyuyoruz sizlerle” diyor. MaşaAllah.

Kerim Ahmet Koç; “Hocam, programınızı çok beğeniyorum. Kanatsız meleklerinize saygılarımı sunuyorum” diyor. Melek gibi demek istiyor ama öyle denmez tabii, melek gibi kardeşimiz diyecek, inşaAllah. “Maddi durumum iyi değil Hocam, kitaplarınızı okumak istiyorum, bana yardımcı olur musunuz, saygılarımla” diyor Kerim Ahmet Koç. Kerim’e kitap gönderelim.

“Değerli Hocam, sizi Sivas’tan takip ediyorum, konuşmalarınızı dikkatle takip ediyorum, gözlerimi dahi kırpmadan izliyorum. Allah ferasetinizi, basiretinizi, ilminizi daim ve bereketli kılsın, inşaAllah. Saygılarımla, Cem Tokgöz.”

Batman’dan Muhammet Fatih, Batman’dan yazıyor, maşaAllah;“Ahmet Muhammed Adnan Hocam, Selam” demiş. Yalnız şu selamlarda ‘slm’, bu yeni çıktı, bu internet ağzı; bunu bırakın, yakışmaz. “Selam,” böyle aslan gibi ‘Selam’ deyin. Selam bereket getirir, güzelliktir, değil mi? Başka şeylerde kısaltma yapın, boş laflarda yapın kısaltmayı, değil mi? Dedikodu da yapın. Allah adının anılmasında, bereketli-güzel sözlerde kısaltma olmaz. Selamın bereketi vardır, inşaAllah.

Abdullah Duman, Düzce;“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Ahmet Adnan Hocam, bir insan hem bir cemaate bağlı olup hem de sizi sevemez mi, nedir bu cemaat taassubu Hocam?” diyor. “Birkaç senedir bir cemaatin müdavimi olan ben, bu cemaatten sizi ve yayınlarınızı takip ettiğim için eleştiriliyorum. Ne olursunuz, bu konu ile ilgili açıklayıcı bilgi verirseniz, benim durumum da olan kardeşlerimi aydınlatmış olursunuz. Allah’a emanet olun, Allah yar ve yardımcınız olsun, inşaAllah.” Cemaatler tabii ki taraftarlarını kaybetmek istemezler. Belki koparsın diye düşünüyorlardır. Çünkü taraftarın kopması demek güç kaybı demektir. Aslında garanti verirseniz, yani o topluluğu, arkadaş grubunu destekleyeceğinize dair garanti verirseniz öyle tedirgin olmazlar. Bir şekilde, kaybedeceklerini düşündükleri için oluyor. Halbuki, benim Süleymancı kardeşlerim var; Nur talebesi, Fethullah Hocam’ın talebesi olan kardeşlerim var; çok fazla ülkücü var bizde, maşaAllah. Saadet Partisi’ni savunan kardeşlerimiz var, Nakşibendi kardeşlerimiz var. İstifade ediyorlar kitaplardan, ben de iftihar ediyorum, teşvik de ediyorum. Özellikle Şeyh Nazım Hocamız’ın talebeleri var, çok fazla mesela. Ama o çıkmaya kalksa da ben kabul etmem. Mesela adam dese ki;“ben Şeyh Nazım Hocam’ı bıraktım, sizin peşinize geldim;” ben öyle adamla görüşmem, tehlikelidir o adam. Şeyh Nazım gibi bir insanı bırakıyorsa, ben görüşmem öyle bir insanla.Bırakmanın alemi ne, niye bırakıyor, ne alakası var, ne faydası olacak ona, niçin bırakılsın? Bırakma; daha çok sev, daha çok bağlan, kitaplardan da istifade et, bizle de görüş, konuş, değil mi? Bu ne demek yani, inşaAllah.

Kaan Arslan, Kaan kardeş, Ermenistan’a düşmansın, tamam, yıllardan beri düşmansın. Dağlık Karabağ’ı verdin, inim inim inliyor Azerbaycan. Ne kazandın? Dost olsaydık Dağlık Karabağ’ı da geri alırdın, Ermenistan da avucumuzun içi gibi olurdu, Türkiye’nin toprağı olurdu. Onlar da buraya gelir, istedikleri gibi kullanırlardı. Kardeşçe, dostça yaşardık. Düşmanlık mı bereketli, dostluk mu bereketli? Dostluk bereketlidir. Düşmanlıkta sadece ezilme ve azaptan başka ne var? Dostlukta bereket, bolluk, güzellik, iyilik, ferahlık, her şey var. Sanat da var, bilim de var, demokrasi de var, ilerleme de var, her şey var. Ama düşmanlıkta sürekli kayıp var. Düşmanlıkla bizi bak Türkiye’de adeta abluka içine aldırttılar bir ara. Koskoca Osmanlı İmparatorluğu’ndan küçük bir ülke kaldı geriye. Düşmanlık bunu sağlar. Dostlukla her yeri yeniden kendimize bağlarız; sevgiyle, muhabbetle. Sevgi olmadan olmaz, nefretle hiç bir yere gidilmez. İddia edilen Ergenekon terör örgütü bu aptalca kafayı insanlara verdi düşmanlık politikasıyla; bizi gittikçe küçültüp, gittikçe eritecek bir politika izlediler. Kürt kardeşlerimizle de aramızı açmaya çalışıyorlar. Geçenlerde ben Van için, “çadırdaki kardeşlerimizi kurtaralım” dedim, yani güzel rahat yerlere... Kaç tane çakal bana yazı yazdı, Kürt kardeşlerimize düşman. Yani acayip pislik tipler var, acayip alçak insanlar var, nefretle dolmuş adam, pislik. Bunlar ülkeyi paramparça etmek istiyorlar, bir tek Ankara ve çevresini bize bırakmayı düşünüyorlar. Onu da zaten alırlar elimizden -Allah esirgesin- öyle bir kafa içindeler. Bu akılsızlara itibar etmeyin. Sevgiyle büyürüz biz; sevgi en büyük silahtır, en büyük güzelliktir, inşaAllah. Allah’ın tecellisi olarak, inşaAllah. Bir nimettir. Her şeyin en güzeli Allah’tır, tecellisi olarak.

Mardin Midyat’tan, Okan Kerem; “Selamun Aleykum Hocam, sizlerin anlatmış olduğunuz Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki bilgiler, Şiiler, Aleviler gibi diğer mezheplerde nasıl tasvir edilip anlatılmıştır? Birde sizlere Selam eder, Rabbi Rahim’imden sizlerin çalışmalarınızda üzerinizden inayet elini çekmesin Cenab-ı Allah ve siz değerli Hocalarımın bilgilerinden faydalanmayı, doğru ve topluma yarar sağlamada bizlere nasip ve müyesser kılsın. Allah kulluğu doğru yapmamıza vesile kılar, inşaAllah. Allah’a emanet olunuz” diyor, Okan Kerem.

Hz. Mehdi (a.s) konusu o kadar berrak ki, o kadar yalın ki, kasten karmakarışık hale getiriyorlar. Biri çıkıyor, diyor ki;“kuyunun dibinde bin küsur seneden beri bekliyor” diyor. Kuyunun dibinde, “uçsuz bucaksız karanlık kuyu içinde bekliyor” diyor. “Zaman zaman da çıkıyor görüntü halinde” diyor. Böyle izahlarla Müslümanları mahvetmenin mantığı ne?Bizi insanlara, ülkelere düşman ederek küçülttüler, yöntem bu. Şu senin düşmanın, bu senin düşmanın, şu düşmanın; küçük bir ülkede adeta sıkıştık kaldık sonucunda. Osmanlı döneminde biz sevgiyle büyüdük, muhabbetle yayıldık. Resulullah (s.a.v) zamanında sevgiyle, muhabbetle ta İspanya’ya kadar Müslümanlar ilerlediler. Dehşetle nefretle değil, sevgiyle, sevgiydi o zaman silah, inşaAllah.

DAMLA HANIM: Hocam, Toledo’da yapılan Serbest Dünya Güreş Şampiyonasında takım halinde, dünya şampiyonu olan Serbest Dünya Güreş Şampiyonu takımımızın resmi vardı, Demirel ile birlikte.

ADNAN OKTAR: Göreyim bakayım. Süleyman Demirel, maşaAllah. Bak Demirel’in ne kadar eski bir insan olduğunu buradan anlamak mümkün. Say bakayım isimlerini.

DAMLA HANIM: Ahmet Ayık, Hasan Güngör, Mahmut Atalay, Tevfik Kış, Nihat Kabanlı, Seyit Ahmet Ağralı, Mehmet Esenceli, Necmettin Çıkmaz, Ünver Beşergil, Hasan Sevinç ve Bekir Aksu.

ADNAN OKTAR: Eskiden pehlivan vardı, şimdi Allahualem pek pehlivan da kalmadı. Yani fırtına gibi eserlerdi. Ali Rıza Alan’ın ben dünya şampiyonasını seyretmiştim, 52 kiloda dünya şampiyonuydu; yaşıyor hala. Ama unutuldu, çok ayıp bence, çok ayıp unutulması.

“Adnan Hocam, sizin üzerinizde bu kadar dikkat olması, bu kadar çok insanın sizi izlemesi sizin gücünüzü gösteriyor” diyor, maşaAllah. Yani “olağanüstü bir izleme var” diyor. Ankara’dan yazmış, maşaAllah.

“Hocam, ekran karşısında ne iseniz günlük hayatınızda da öylesiniz bence. Zaten eleştirilerin sebebi de bu, ekranda farklı davranmıyorsunuz” diyor. Ben yapmacıklıktan hiç hoşlanmam, neysem o, inşaAllah.

“Seyyid-i Sultan Muhammed Adnan Hocam,” Allah Allah, bir tane daha güzel, haşmetli bir isim daha. “Selamun Aleykum. Siyonizm hakkındaki görüşlerinizi paylaşabilir misiniz Adnan Hocam?” diyor. İki türlü siyonizm var. Bir ateist siyasi siyonizm var, onun ne yapacağı ne edeceği belli değil; biraz gaddar, acımasız bir sistem o. Diğer siyonizm de, Musevilerin İsrail’de iskanı düşüncesi. Aslında ona siyonizm demeye de gerek yok. Yani İsrail’in bulunduğu bölgede yaşama hakkının savunulması. Bu makul. Ama eskiden çok gaddar bir siyonizm anlayışı vardı hakikaten, çok acımasızdı. Şimdi Hz. Mehdi (a.s) Mesih’in gelmesiyle bu gaddarlık kalktı, yani İsrail’deki o acımasız sistem ortadan kalkmış oldu. Bu durulmanın sebebi, sakinleşmenin sebebi Kral Mesih, Hz. Mehdi (a.s)’dır. İnsanlar şu an onun farkına varmıyorlar. Yoksa İsrail çok yırtıcıydı, bütün bölgeyi kana bulayacaktı. Mahveder, hakikaten askeri gücü de var, imkanı da var; teknik güce sahip bu yönden. Çok acımasız bir katliamı uygulamak istiyordu. Ama Mesih (a.s)’ın, Hz. Mehdi (a.s)’ın müsaade etmemesiyle kuzu gibi oldular. Zaten Tevrat’ta da var bu; aslan kuzuya dönüyor, “yırtıcı, vahşi hayvan olan aslan kuzu gibi olacak” diyor, “oğlak aslanla beraber yaşayacak” diyor. Sakinleşmelerinin nedeni budur ve gittikçe daha halim oluyorlar dikkat ederseniz. Yani siyonizmin o yönünü, o gücünü Kral Mesih, Hz. Mehdi (a.s) kaldırmıştır. Bundan sonra İsrail’den öyle bir yırtıcılık beklemeyin, olmayacaktır, inşaAllah. Gittikçe daha barışçıl, daha sevecen, daha demokrasi taraftarı, daha kucaklayıcı bir çizgi içerisinde olacaklardır. Şu an Mehdiyet’in, Mesihiyet’in, yani Kral Mesih’in etkisi altındadır İsrail. Hem İsrail devleti, hem İsrail halkı bu etkinin altında şu an; yani Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altındalar, ondan bu sükunet. Aynı şekilde Filistin’in de sakinleşmesinin sebebi Mehdiyet’tir. Sessiz sedasız Mehdiyet her yere mührünü vurmuştur, sessiz sedasız.

“Allah’ına kurban, kademine turab olduğum Evlad-ı Muhammed, Mehbub-u Rabbani olan Seyyid Sultan Ahmet Muhammed Adnan Hocam,” Allah Allah, ne kadar güzel bir hitap! “Hak erlerinin imamısın ki, tevhid meydanında sırtını yere getirecek pehlivan yoktur. Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili farklı hadisleri bir araya topluyorsunuz, inşaAllah. Ben acizane Global Yayıncılık aracılıyla Ahmet Kudusi Hazretleri’nin bir kitabını göndermiştim. Kitabın adı ‘Ganimet-ül Ebrar Hazinet-ül Esrar.’ Ancak üzerinden iki-üç ay geçti. Niğde’nin evliyasından, II. Abdülhamit Han zamanında yaşamıştır. Üstadın bu kitapta, kıyamet zamanını ve Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru ve vakti, ne vakitten beri beklendiği hakkında Allah erlerinin manevi işaretleri üstüne yazılmış bilgiler var. Birde şöyle yazıyor Hocam, sayfa 332 de;“Hz. Mehdi (a.s) Mekke’ye gider, Mekke’de Cuma namazını kılmaya başlayacaklar. Fakat imamın burnu kanayacak. Bir imam daha öne geçecek fakat onun da burnu kanayacak.” 1300’lerden itibaren Hz. Mehdi (a.s)’ın bekleneceğini söylüyormuş o kitapta. Yani 1300’den sonra 1400.

“Diyarbakır’da öğretmenlik yapan köleniz Hilal” diyor. Ah canımın içi, ben senin kölenim. MaşaAllah, ne güzel sevgisi. MaşaAllah. Diyarbakır’da hem de, maşaAllah, koçyiğitlerin, canlarımızın bulunduğu yerlerde, maşaAllah.

Karaktersiz basit insanlarda olur; yönlendirebilirsin. Bir şey söylersin angut kazı gibi inanır, ne söylesen ona göre şekil alır. Yani kendi aklını, kendi vicdanını, basiretini kullanmaz. Mesela Resulullah (s.a.v)’e de herkes bir çok şey söylüyordu; Hz. Ebu Bekir (r.a) bir baktı, bitti. Hz. Ali (r.a) mesela bakar bakmaz… Daha çocuktu Hz. Ali (r.a), küçücük çocuk. Hemen Peygamberliğini kabul etti, çocuk canıyla, o güzel canıyla, maşaAllah. Allah onu şehitlikle şereflendirdi, ne güzel, maşaAllah.

İsa Mesih (a.s) Avrupa’da da, Amerika’da da faaliyet yapıyor; İsrail’de de yapıyor. Ama Teksas bizim en çok izlendiğimiz eyalettir, dikkatinizi çekiyorum. Teknik inceleme yaptığımızda, teknik dökümler geldiğinde Teksas’ta yüz binlerce insanın bizi izlediğini tespit ettik. Bir şey var Teksas’ta, bir acayiplik var. Yani durduk yere böyle bir şey olmaz. Niye diğer eyaletlerde yok? Diğer eyaletlerde çok düşük. Küba’da da var bizi takip eden ama çok düşük, az sayıda.

“Hocam, Fox TV’de bir haber çıktı. Haber şöyle; Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri ‘İstanbul’da büyük deprem olacak’ demiş. Açıklar mısınız? İbrahim Karaserkan.” Bilim adamları uyarmıyor mu? Onun gibi uyarıyor, “dikkatli olun” diyor Hocamız.

“Sayın Adnan Yahya Hocam,” ilk defa böyle isim duyuyorum. Olur olur, o da olur. “Ben Almanya Lübeck şehrinden Selçuk Gürleyik. 46 yaşındayım. Hayatımın büyük bir bölümünü anlamsız, imansız, alkolik ve sarhoş geçirirdim. Sizi daha önce hiç tanımıyordum. Güzel karımın sayesinde sizleri tanıdım. Baştan çok büyük tepkiler verdim. İçeriğini bilmeden kitaplarınıza ve size saldırgan bir tutum takındım. İnşaAllah, beni affedersiniz. Sizleri daha iyi tanıdıkça, programlarınızı takip ettikçe iman ettim, namaz kılmaya başladım, Kuran okumaya başladım. Hayatıma huzur verdiniz. Allah sizlerden razı olsun. Vesile oldunuz, inşaAllah. Selçuk Gürleyik.” Ah benim canım kardeşim, Allah hidayetini arttırsın, maşaAllah, elhamdülillah.

“Adnan Hocam, diğer bazı hocalara göre çok farklı.”“Dinden soğutmuyor insanı” diyor. Helin yazmış. Sevimli Helin, bayağı da şeker bir şey.

“Hocam, ben sizin 14 yaşında genç bir takipçinizim. Hocam, saygı çerçevesinde hiçbir büyüğümü, küçüğümü sizin hakkınızda aleyhte konuşturmuyorum, inşaAllah” diyor. Kıyafetlerimi beğeniyormuş, maşaAllah. Ankara’dan Hüseyin. MaşaAllah.

“Ben Emre Hocam, Yahudi düşmanlığının İslam’daki yeri nedir? Tespihiniz de çok güzel Hocam. Sakallarınız da çok nurlu. Emre Ceylan.” Allahualem nezaketiyle istiyor tespihi ama şimdi ayıp olmasın gibilerinden.

“Hocam sizi feyz alarak dinliyoruz” diyor kardeşimiz.

“Sultan Muhammed Adnan Hocam” Artık Osmanlı sultanları gibi böyle… Çok güzel bir hitap, maşaAllah.

“Ben Karaman’dan Meral Bay. Karaman Belediyesi’nin Mevlana Kadınlar Lokali’nde çalışıyorum Hocam, inşaAllah. Lokale gelen bayanlara A9 TV broşürü dağıtıp, kitaplarınızı hediye diyorum. Elimden geldiğince anlatmaya çalışıyorum, inşaAllah. Burada konferanslar düzenlemeyi düşünüyorum. Dualarınızla, inşaAllah. Sizi çok görmek istiyorum; kabul buyurursanız, inşaAllah. Sizi çok seviyorum. Dua ve himmetinizi bekliyorum. Karınca kararınca yaptığım hizmetlerden, sizi seven miniklerin fotoğraflarını ayrıca gönderiyorum.” Var mı bu köftelerin resimleri? “Miniklerin, Harun Yahya Üniversitesi minik kütüphanesini gönderiyorum. İnşaAllah, ellerinizden öpüyorum” Çok şekerler. Harun Yahya Üniversitesi’nin elemanları bunlar. Badem şekeri bunlar. Allah ömürlerini uzun etsin. Dünya tatlısı bunlar. Ne güzel dönemdeler, elhamdülillah. İslamiyet’in hakimiyetini bitamam, tam anlamıyla görecekler, maşaAllah. Hizmetinizin ecrini Allah kat kat arttırsın, inşaAllah. Meral Bay, Karaman. Telefon numarasını vermiş kardeşimiz.

Bir kardeşimiz yazmış, “Adnan Hocam siz neden seviliyorsunuz? Çünkü bizim gibisiniz; şarkı dinliyor, gülüyorsunuz, spor ve sanat konuşuyorsunuz. Evliya taklidi hareketleriniz yok. Çok candan ve çok içtensiniz” diyor. Tabii, adamlar bambaşka bir varlık gibi kendini gösteriyor. Allah’ın gariban bir kulusun. Benim sokaktaki çöpçü kardeşim evliyadır, senin haberin bile yok. Sen kendini evliya gibi gösteriyorsun. Sen onun belki tırnağı etmeyeceksin. Kendini o kadar büyük görecek ne var? Müslümanlığı bambaşka bir hale çevirmeye kalktılar. Ölüm haline getirdiler adeta. Müzik yasak, resim yasak, sanat yasak, heykel yasak, gülmek yasak, konuşmak yasak, televizyona çıkmak yasak, sokakta yürümek yasak. “Öl” diyorsun. “Bu anlattığınız nedir?” diyoruz, “Müslümanlık” diyor. Müslümanlığı anlatmıyorsun sen, deccaliyeti anlatıyorsun. Müslümanlık; sevgi, barış, kardeşlik, muhabbet, coşku, sevinç, sanat, bilim, iyilik, güzellik, her türlü iyi olan, her türlü güzel olan şey. Nereden çıkarıyorlar bunları? Akla bak. Bir de o kadar samimiyetsizler ki, “müzik dinlemeyin” diyorlar, akşama kadar kendileri müzik dinliyorlar. İşte başka şeyleri yasaklıyorlar, bakıyorsun gayri meşru olarak kendisi yapıyor.

Benim canlarım muhtemelen zemin katta yaşıyorlar, zor şartlarda. Ama ehl-i iman. Ashab-ı Kehf gibi benim kuzularım, benim canlarım, maşaAllah. Mesela Mardin’de, Batman’da, Diyarbakır’da ve zor yaşanan yerlerde de, en güç hayat şartlarının olduğu gecekondularda, benim canlarım benim kitaplarımı okuyorlar, ibadetlerini yapıyorlar, maşaAllah. Kat kat fazla sevap alıyorlar, inşaAllah.

“Benim canım, gözümün nuru Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah, anlattıklarınız aklıma Bediüzzaman’ın şu sözünü getirdi; ‘bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez.’” Hay atasına rahmet, ne güzel konuşmuş Bediüzzaman. “Bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez. Çünkü o kırk sene zarfında bir tek sünneti yerine getiren bazı hocalar on kebaire ve haramlara girmeye, bir kısım sünnet ve farzları bırakmaya kendilerini mecbur bildiler.” Bak, çok manidar. “Çünkü o kırk sene zarfında bir tek sünneti yerine getiren bazı hocalar on kebaire ve haramlara girmeye, bir kısım sünnet ve farzları bırakmaya kendilerini mecbur bildiler.” Bazı yobaz takımında öyle oluyor; sünnet yapacağım diye, o kadar çok azim farzları, büyük farzları terk ediyorlar ki haddi hesabı yok.

Dövme konusunda ben biraz tedirgin oldum. Şimdi iğnesi mikrop kaptırabilir cildinize, oradan biraz tedirgin oluyorum. Bir de, damara rast gelir diye çekiniyorum. Onu ben tıbben bir inceleyeyim. Pek ona kafam yatmadı. Damara gelmeyecek derecede olması lazım. O da nasıl olabilir? 0,25 mm falan gibi olması lazım ki hiçbir şekilde damara dokunmasın. Bir de çok steril olması gerekiyor. O şartlar da her zaman kolay olmaz. Sarılık falan kaparlar, tehlikeli işler.

Uğur Tatlısumak, telefon numarasını vermiş kardeşimiz. “Sayın Hocam, inanın yıllardır söylenemeyen gerçekleri ifade etmenize hayranım.” O doğru. Hakikaten hiç lafı uzatmadan, özlü, net, çok açık söylüyorum. İttihad-ı İslam farz. Birçok hoca söylemekten kaçınıyor. Bir gariplik var, bir şey var. Bunun üstüne gitsin kardeşlerimiz. Bunda bir anormallik var. Kuran’ın bütününde İttihad-ı İslam var. Adam söylemiyor. Ne zararın olur? Kesecekler mi seni? Ne korkuyorsun? Söyleyemiyor. Bir acayiplik var. Hz. Mehdi (a.s)’ın mutlaka bu yüzyılda gelmemesini istiyor. Ne mahsuru var bu yüzyılda gelse? Canını mı alacak, ne çekiniyorsun? Niye Peygamberimiz (s.a.v)’in çıkan, mucize olan hadislerini söylemiyorsunuz? Neden? 100’e yakın mucize hadisi var çıkan. Israrla söylemiyorlar, bir gariplik var bunda. “Özellikle İslam Birliği’ne ve Şii, Sünni mezheplerine yaklaşmanız benim ruhumu coşturdu. İçimdeki karanlıklar ve hüznün yerini, nur ve aydınlık ve surür zevki aldı. Bu ümidi yaşamaya vesile olduğunuz için size çok teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar dilerim” diyor Uğur Tatlısumak kardeşimiz.

“Selamun Aleykum. Engin bilgilerinizden faydalanmak, size katılmak istiyorum, inşaAllah” diyor. Zaten kardeşiz. Müslümanlar kardeş. Ertan Türkeç.

“Hocam bizi A9 Kanalı’nın tiryakisi yaptınız. Allah sizden razı olsun. Sizin sureleri, ayetleri anlatma şekliniz, bakış açınız çok candan, sevdirici. Allah sizden razı olsun. Hollanda’dan bol bol selamlar” diyor kardeşimiz. Mustafa Öksüzkaya.



2012-01-18 07:56:52
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top