DAMLA HANIM: Yayınımıza hocamızın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. Herkes hoş geldi. Biz ne yapacağız şimdi? İsrail’le mi görüşeceğiz? Kimdir, biraz bilgi ver.
DAMLA HANIM: Jeremy Gimpel ile bağlantı kuracağız. Ortodoks, Musevi, uluslararası tanınmış TV ve radyo sunucusu kendisi. İsrail National Radio’da yayınlanan radyo programı var. Ayrıca her Salı günü başka bir radyo programı daha sunuyor. Bu program Kuzey Amerika’da 30 milyon kişiye kablolu yayın aracılığı ile ulaşıyor. Program Eski ve Yeni Ahit’i konu alarak her kesimden insanı İsrail’in varlığı, Musevi tarihi ve ahir zaman konusunda bilinçlendirmeyi amaçlıyor. Jeremy Gimpel İsrail hükümeti tarafından üniversite, kilise ve sinagoglarda konuşma yapması için sık sık yurtdışına gönderiliyor. Evrim karşıtı, yaratılışı savunuyor kendisi. Bu röportajın videosu da daha sonra İsrail National News sitesinde ve Jewish Life TV Amerika’da yayınlanacak inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam o zaman konuşalım, buyurun. Mr. Gimpel, how are you?
JEREMY GIMPEL: Çok iyiyim çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Buyurun sizi dinliyorum Mr. Gimpel.
JEREMY GIMPEL: Etrafta Müslümanların Musevileri öldürmek istediğine dair birçok dolaşan haberler var. Acaba neden Sayın Adnan Oktar bir Müslüman olarak İsrail’i, bir Musevi devletini destekliyor.
ADNAN OKTAR: İsrail Kuran’da çok fazla geçer. Kuran’da bize Cenab-ı Allah Hz. Musa (a.s.)’dan bahseder. Hz. İbrahim (a.s.)’dan, Hz. Yusuf (a.s.)’dan, Yakub (a.s.)’dan. Şimdi Hz.Yusuf (a.s.)’ın, Hz. Yakub( a.s.)’ın, Hz.Süleyman (a.s.)’ın, Hz. İbrahim (a.s.)’ın, Hz. Musa (a.s.)’ın evlatlarını biz korumakla mükellefiz, sevmekle mükellefiz. Peygamber evlatlarından nefret etmek, Kuran’da bahsedilen ahlaka uygun bir tavır olmaz. Kuran’a uygun olmaz. Kuran’da Cenab-ı Allah ehli Kitap ile evlenebileceğimizi söylüyor. Onların yemeklerini yiyebileceğimizi söylüyor. Onlarla ticaret yapabileceğimizi söylüyor. Onlara düşman olmamızı söylemiyor. Dolayısıyla yobaz takımının, garip insanların, sevgisiz insanların, kanı ve acıyı, ızdırabı insanlara sunmak isteyen, şeytana uyan insanların mantığına göre hareket edemeyiz. Kuran’daki sevgi anlayışına göre hareket etmek durumundayız.
JEREMY GIMPEL: Müslümanlar ve Museviler arasında barış yapılması gerektiğini anlıyorum, ikinci olarak İsrail bildiğiniz gibi bir devlete sahip. Ve bu İncil’de onlara verilen bir hak. Acaba İslam dünyasında da onların burada devlet olmalarına dair verilen bir hak var mı? Bunun teolojik bir tabanı var mı İslam dünyasında?
ADNAN OKTAR: Tabii, Kuran’da Cenab-ı Allah orada doğacaksınız, orada yaşayacaksınız diyor ve oradan çıkarılacaksınız diyor. Ayet, Kuran ayeti. Dolayısıyla Kuran’ın hükmü olarak açık, net olduğu belli.
JEREMY GIMPEL: Kuran’da Musevilerin o topraklarda yaşaması için bir taban var, bir teolojik bir taban var.
ADNAN OKTAR: Pek tabii. Ayrıca bütün dedelerinizin mezarları da orada. Bütün atalarınızın mezarı orada. Bütün geçmişiniz, soyunuz oralarda yaşamış, orası sizin vatanınız. Orada yaşamanız son derece doğal, son derece makul. Kuran’da bir hüküm olmasa dahi bu böyle görünüyor fakat Kuran’da da açık hüküm olduğu için nettir. Aksini başka bir kişi iddia edemez.
JEREMY GIMPEL: İncil’de birgün bütün Musevilerin dünyanın dört bir yanından İsrail’e döneceği söyleniyor. Bugün bu oluyor, Asya’dan, Afrika’dan, Kuzey Amerika-Güney Amerika’dan Museviler İsrail’e dönüyorlar. Dolayısıyla Allah’ın bize vermiş olduğu bu vaat gerçekleşmiş oluyor. Şunu öğrenmek istiyorum, acaba İslam’da Müslümanlar da bunu Allah’ın bir vaadi olarak görüyorlar mı? Bunun gerçekleştiğini görüyorlar mı, bu konuda ne düşünüyorlar?
ADNAN OKTAR: Tevrat’ta Hz. Mehdi (a.s.)’la ilgili olan kısımlar Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleriyle aynen mutabıktır, büyük bölümü mutabıktır. Hemen hemen tamamı mutabıktır diyebilirim. Musevilerin yeniden İsrail’e dönmesi zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Hz. Mesih (a.s.)’ın çıkış alametidir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın devrinde olduğumuzun ispatıdır. Başka bir olay olması mümkün değildir. Mutlaka Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmiş olması gerekiyor İsrail’in yeniden orada kurulması, yeniden devlet olması için ikinci bir hüküm yoktur. Dolayısıyla hem hadislerde belirtilen olan olay tahakkuk etmiştir hem Tevrat’ta belirtilen bu olay tahakkuk etmiştir. İki yönden de Hz. Mesih (a.s.)’ın yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğinin açık alameti oluşmuştur.
JEREMY GIMPEL: Peki o zaman sizce neden Museviler ve Müslümanlar arasında böyle bir inanç çatışması oluyor, çünkü biz Tevrat’a inanıyoruz, aynı söylenen vaadlere inanıyoruz. Ve Babamız Hz. İbrahim(a.s.); hepimizin babası. Neden acaba bu şekilde bir çatışma var?
ADNAN OKTAR: Müslümanlara gelecek olan Hz. Mehdi (a.s.) ile Musevilere gelecek olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın ayrı ayrı kişiler olduklarını zannediyorlardı. Ben ikisinin aynı kişi olduğunu belirttim ve ispat ettim. Bu çok büyük bir güzelliktir, çok büyük bir nimettir, insanlar tarafından bu pek bilinmiyordu, bilinmeyen bir gerçekti. Halbuki Tevrat’ı dikkatlice incelediğimizde Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde belirtilen Hz. Mehdi (a.s.)’ye tıpa tıp uyduğunu görürüz. Zamanlama açısından da tam uyduğunu görürüz, alametler açısından da tam uyduğunu görürüz. Kan dökmemesi, barışı demokrasiyi getirmesi yönünden, muhabbeti, arkadaşlığı, dostluğu getirmesi yönünden, sanatı, bilimi insanlara getirmesi yönünden, her yönden mutabık olduğunu görürüz.
JEREMY GIMPEL: Çok ilginç. Acaba Mehdi(a.s.) Musevi mi olacak?
ADNAN OKTAR: Hz. Davut (a.s.) soyundandır fakat ben tabii inancıma göre Müslüman olacağına inanıyorum. Ama Museviler açısından da Ben-i Nuh olacağına inanıyorum.
JEREMY GIMPEL: Acaba Museviler ve Müslümanlar arasında barış sağlamanın anahtarı Sayın Adnan Oktar’a göre nedir?
ADNAN OKTAR: Sadece Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. Mesih (a.s.)’in bulunmasıdır. Bunun dışında mümkün değil. Dünya kan denizine döner, ızdırap ve acının bitişi diye bir konu olmaz. Nitekim de bitmiyor görüyorsunuz. Ama Hz. Mehdi (a.s.)’la süratle barış, kardeşlik, huzur, sanat, bilim, iyilik, güzellik dünyanın dört bucağına yayılacaktır, bereket ve bolluk olacaktır. İsrail’i çevreleyen surlar yıkılacaktır. İsrail uçsuz bucaksız vaat edilen topraklarda, bereket ve bolluk içinde, güzellik içinde yaşayacaktır, kardeşleriyle iç içe Filistinliler, İsrailliler kol kola girecekler, dans edeceklerdir, sevineceklerdir, bayram edeceklerdir. Mutlu ve sevinçli bir dünya olacaktır ama bu ancak Moşiyah, Hz. Mehdi (a.s.) ile yani Şiloh yoluyla olacaktır. Museviler buna inanırlar, tarih olarak da 2012’dir. Biliyorsunuz, Musevilerde bilinen bir tarihtir. O tarihe de girmiş bulunuyoruz. Şu an, Kral Mesih (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.)’ın hayatta olduğunu bize Tevrat da gösteriyor, Zohar’da da görüyoruz, hadislerden de anlıyoruz, ehli sünnet alimlerinin veyahut Caferi alimlerin açıklamalarından da anlıyoruz. Her şeyden anlıyoruz. Sadece akil insanların, aklı başında insanların, samimi dindarların bir araya gelip Hz. Mesih (a.s.) konusunda karar vermelerine olay kaldı, başka bir şey yok. Bu sağlandığında dünyaya süratle huzur, barış ve kardeşlik gelecektir.
JEREMY GIMPEL: O zaman sizce Mesih’in kim olduğunu nasıl bileceğiz, çünkü siz Müslüman olacağını düşünüyorsunuz, ben de onun Musevi olacağını düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.) benim inancıma göre Müslüman olacaktır, İslam dininde olacaktır. Fakat Musevilere Tevrat’ın aslıyla, gerçek Tevrat’la hükmedecektir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi böyledir. Musevileri başka bir inanca çekmek için zorlamayacak, onlara kendi kitaplarıyla hükmedecektir. Hıristiyanlara da İncil’in gerçeğiyle hükmedecektir. Müslümanlara da Kuran ahlakıyla hükmedecektir. Dolayısıyla insanların inancına müdahale eden bir tavrı olmayacaktır. Fakat Museviler açısından inancı Ben-i Nuh olacaktır. Ki bir Musevi için Ben-i Nuh olan bir insan kendi inançlarıyla çatışmaz. Yani inanç yönünden bir sorun olmaz. Bir de alametlerini sormuştu. Tevrat’ta çok detaylı anlatılıyor, Tevrat’a bakmamız lazım. Musevi alimlere, Rabbani alimlere sormamız lazım, Müslüman alimlere sormamız lazım. Onlar rahatça onu teşhis ederler. Çünkü tarif edilmiş ne yapacağı, nasıl faaliyet yapacağı uzun uzun tarif edilmiş. Tevrat’ta da uzun uzun tarif edilmiş. O alametlere göre Musevi alimler ve Müslüman alimler bir araya gelirlerse rahatça bulurlar. Hiç zor olmaz.
JEREMY GIMPEL: İlginç, bir Müslüman olarak İsrail’in birçok düşmanıyla çevirili olduğunu gördüğünde daha büyük ordulara sahip olan, daha fazla nüfusa sahip olan düşmanlarla çevirili olduğunu gördüğünde acaba ona göre Allah İsrail’i koruyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Her zaman güç Allah’ın elindedir. Peygamber soyu olduğu için kıyamete kadar İsrail’e hiçbir şey olmayacaktır. Ama şu an bunun sebebi hayatta olan Hz. Mehdi (a.s.) yani Kral Mesih (a.s.)’tir. Bunun vesilesiyle şu an böyle bir olay olmuyor. Yoksa Tevrat’ta da bu belirtilir, hadislerde de belirtilir. Kıyametin durmasına sebeptir Kral Mesih (a.s.). Allah kıyameti Kral Mesih (a.s.) vesilesiyle durduruyor. Yoksa çoktan kıyamet kopacaktı. Tevrat’ta da bunu görürüz, hadislerde de bunu görürüz. İnsanların farkına varmamış olması önemli bir şey değil ama şu an İsrail devletinin kurulmasının sebebi Kral Mesih (a.s.)’tir, yani Hz. Mehdi (a.s.)’dir. İsrail’in korunuyor olmasının sebebi de yine Kral Mesih Mehdi (a.s.)’dır. Allah onun sebebiyle İsrail’i koruyor. Yüze yakın delil gösterebilirim Tevrat’tan. İki yüzün üstünde de Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisini gösterebilirim bu konuyu ispat edecek.
JEREMY GIMPEL: Acaba neden bugün Orta Doğu’da Museviler ve Müslümanlar arasında bir çatışma neden var? Sizce Allah’ın bunu yaratmasındaki hikmet ne olabilir?
ADNAN OKTAR: İnsanları Mesih (a.s.)’in varlığını bulmaya zorlamak için. Mesih (a.s.)’i arayıp bulmaları için Allah insanları şu an zorluyor.
JEREMY GIMPEL: Arap dünyası İsrail’den ne öğrenmeli?
ADNAN OKTAR: Arap dünyası İsrail’den dindar olmayı öğrendi. O yönden çok büyük faydası oldu. Filistin’e ve özellikle Mısır’a, hatta Fas, Tunus, Cezayir’e, Lübnan’a dindarlığı öğretmiş oldu. Dindarlığı teşvik etmiş oldu. Çünkü daha önce Mısır sosyalistti, Filistin sosyalistti yani komünisttiler. Fakat İsrail’in dindar olduğunu gördüğünde gıpta ettiler adeta. Bir nevi olumlu anlamda bir rekabet duygusuyla, olumlu anlamda bir gıptayla onlar da dindar oldular. Ve çok daha dindar olmaya gayret ettiler. Bu yönden çok faydası olmuştur.
JEREMY GIMPEL: Acaba Museviler İslam’dan ne öğrenebilir?
ADNAN OKTAR: İslam’dan Hz. İbrahim (a.s.)’in öğretilerinin aynısını öğrenecektir, Hz. Musa (a.s.)’ın öğretilerinin aynısını öğrenecektir, Hz. Nuh (a.s.)’ın anlatımlarının aynısını öğrenecektir. Geçmiş Peygamberlerin güzel ahlakını, barışseverliklerini, akılcılıklarını, yardımseverliklerini, güzel olan her türlü yönünü öğreneceklerdir. Kuran’ı açıp baktığımızda bunları görürüz.
JEREMY GIMPEL: Sayın Oktar’ın İsrail’in en çok beğendiği özelliği nedir?
ADNAN OKTAR: Dindar olmanız hoşuma gidiyor, barışı istiyor olmanız çok hoşuma gidiyor, Mesih (a.s.)’i bekliyor olmanız, Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyor olmanız çok hoşuma gidiyor. Ama en çok peygamber soyu olmanız tabii. O çok güzel bir şey. Allah’ı seviyor olmanız ve birlikte Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini kuracağımızı bilmem, bütün Peygamber mezarlarının İsrail’de olması, birçok nedenden İsrail’i seviyorum, İsrail’in insanlarını da çok seviyorum.
JEREMY GIMPEL: Acaba kendisi Musevilerin şu anda Mescid-i Aksa’nın olduğu yere 3. tapınak kuracağına inanıyor mu?
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.), Şiloh kuracaktır. Museviler kuracak dersek Tevrat’a uygun hareket etmemiş oluruz. Kral Mesih (a.s.), Şiloh, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini orijinal haliyle yeniden tesis edecektir.
JEREMY GIMPEL: Nerede kuracak acaba?
ADNAN OKTAR: Ben geçenlerde yerini göstermiştim haritada. Eğer kuş bakışı çizimini temin edebilirsek gösterebilirim ama orta kısım diyebilirim. İki caminin orta kısmının biraz geri kısmı.
JEREMY GIMPEL: Çok ilginç, acaba Müslümanlar Hz. Süleyman(a.s.)’ın mescidinde dua ederken bizlere katılacaklar mı?
ADNAN OKTAR: Hristiyanlar, Museviler, Müslümanlar hepsi o mescidde dua edecektir.
JEREMY GIMPEL: Peki neden şimdi birlikte inşaa etmeye başlamıyoruz?
ADNAN OKTAR: Hz. Mesih (a.s.)’i bulmanız lazım önce, Hz. Mesih (a.s.)’e önem vermeyen bir inançta İsrail yıkılır, mahvolur, helak olur, Allah bereket, bolluk vermez. Huzursuzluk verir. Ama Allah Hz. Mesih (a.s.) vesilesiyle şu an İsrail’e bereket, huzur ve güvenlik veriyor. Bunu İsrail’in, İsrailli dindarların iyi görmesi lazım. Ki gördüklerine de inanıyorum ve Hz. Mesih (a.s.) olmadan bir şey yapmaya kalkmak Allah’a karşı saygıya uygun olmaz. Ve Allah buna müsaade etmez. Allah’ın müsaade etmeyeceği bir şeyi yapmaya kalkmak boşa gayret olur, sadece felaket getirir. Yapılacak en güzel tavır önce Kral Mesih (a.s.)’i, Hz. Mehdi (a.s.)’ı bulmaktır. Onun yönetiminde Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini kurup o güzel günlere dönmektir. Ta Jeriko’ya kadar kurbanların güzel kokusu et kokusu yayılacak, inşaAllah.
JEREMY GIMPEL: Adnan Oktar, İsrail’deki Musevilere ne gibi bir mesaj vermek ister acaba?
ADNAN OKTAR: Daha dindar olsunlar, Allah’ı daha çok sevsinler, Darwinizm’e, materyalizme karşı çok güçlü bir tavır göstersinler, bilimsel çalışma yapsınlar, bilime çok önem versinler, ayrılığı gayrılığı bıraksınlar. Hz. Mesih (a.s.)’i bulmak için Allah’a dua etsinler. Hep birlikte Kral Mesih (a.s.)’i gündem yapsınlar, Müslüman alimlerle de görüşsünler ve mutlaka Moşiyah’ı Hz. Mehdi (a.s.)’ı bulup başa geçirmeye gayret etsinler. Ve kendilerine lider etsinler, İslam aleminin başına da lider etsinler. Allah o zaman dünya tarihinde görülmemiş bir bereket, bolluk, güzellik ve ferahlık verecektir. Demokrasi, iyilikler, güzellikler, barış, sevgi, aşk bütün dünyayı kaplayacaktır. Bu belalar, terör, anarşi, savaşlar tamamen kalkacaktır, damla kan akmayacaktır, uyuyan kişiler uyanmayacaktır. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.); “insanların burnu dahi kanamayacaktır.” diyor. O kadar şefkatli, merhametli, güzel bir ortam olacaktır. Dolayısıyla Musevilerin daha dindarlaşması ve Hz. Mesih (a.s.)’e çok önem vermesi kilit konudur.
JEREMY GIMPEL: Ona göre acaba Kral Mesih bize ne zaman zuhur edecek?
ADNAN OKTAR: Gelmiştir, geldi sadece Rabbani alimlerin, Rabbani bilginlerin, büyük hahamların, büyük İslam alimlerinin bir araya gelip, Hz. Mehdi (a.s.)’ın varlığına karar verip onu aramaları gerekiyor. Aradıklarında geldiği için çok rahat bulurlar. Ben bir şey biliyor olmasam bu kadar rahat konuşmam.
JEREMY GIMPEL: Sayın Adnan Oktar’a çok teşekkür ediyorum. Umarım barışı ve güzelliği dünyada yaymaya devam eder. Ve umarım Kral Mesih dünyaya barışı getirir, barışı hakim eder.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, sizin dindar olduğunuzu biliyorum onun için sizi çok seviyorum. Selam, iyilikler, güzellikler üzerinizde olsun, bütün İsrail halkına selam, bütün Filistinlilere selam. Hepinizi çok seviyorum. Hıristiyan, Musevi, Müslüman oradaki bütün vatandaşlarınıza, hürmetlerimi, saygılarımı sunuyorum.
JEREMY GIMPEL: Selam.
ADNAN OKTAR: Selam.
ADNAN OKTAR: Tarih olarak Museviler için 2012, bizim verdiğimiz tarihle aynı 2012. Onlara göre de yetmiş yıl sonra her şey bitiyor, bize göre de yetmiş yıl sonra her şey bitiyor. Onlara göre de dünyanın sonundayız, bize göre de dünyanın sonundayız, aynı. Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametleri aynı, açıklamalar aynı. Musevi Rabbani alimlerden Kuran bahseder. Onlara sorulduğunda samimi olanlar söyler, bilirler, bilinmeyecek bir şey yok. İsrail zaten kurulamaz eğer Hz. Mehdi (a.s.) olmasa, zaten kıyamet kopacak. Allah’ın İsrail’i kurdurmasının nedeni, tek sebebi Hz. Mesih (a.s.)’dır, Hz. Mehdi’dir. Yoksa hiçbir şekilde kuramaz, yüzlerce seneden beri kuramayan şimdi nasıl kursun? O kadar az sayıda insanla nasıl kursun? Olmayacak iş. O kadar karşıtı varken nasıl kursun? Hz. Mesih (a.s.) geldiği için mucize olarak kurulmuştur, Hz. Mehdi (a.s.) geldiği için. Olay bu. Zaten Tevrat da; “ümitlerinizi kesmenize rağmen bekleyin çünkü gelecek” diyor. “Ümitlerini kesecekler, gelmeyecek” diyecekler diyor “buna rağmen bekleyin çünkü kesin gelecek” diyor. Bak, ben daha demin okudum. Şimdi kısa bir ara verelim.
VTR
DAMLA HANIM: Yayınımıza arslan Hocamızla birlikte devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm canım Hocam. Hemen hemen her gün İsrailli kardeşlerin sizinle görüşme yapması çok dikkat çekici, maşaAllah. Onlarla konuşmalarınız çok etkileyici canım Hocam. Bizler de çok şeyler öğreniyoruz, çok faydalanıyoruz, elhamdülillah. Özellikle bu akşamki İsrailli kardeşlerin sorduğu Mehdi (a.s.) ile ilgili ve çok alakalıydı. Ahir zaman karışıklıklarının farkındaydı. Sorular siyasi olmaktan ziyade dini idi, maşaAllah. Verdiğiniz cevaplar karşısında daha da meraklanarak heyecanlandı, konuşmalarından anlaşılıyordu. Ey sözleri güzel, yüzü güzel, muhabbetli canım Hocam, gönüller fatihisiniz, maşaAllah” diyor, bir hanım kardeşimiz yazmış, maşaAllah.
“Hayırlı geceler, Sayın Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Nasılsınız inşaAllah” elhamdülillah, “Hocam, Azerbaycanca kitaplarınızı indirebilecek bir site hazırladık. Adresini size gönderdim inşaAllah. Hocam, yakında doğacak çocuğuma adı sizin vermenizi istiyorum, bir isim lütfedin inşaAllah. Allah’a emanet olun inşaAllah.” Rauf yazmış. Yeni sitedeki kitaplar; www.harunyehyakitaplari.com
Bu siteyi kardeşlerimiz hazırlamış. Bak, bize hiç akıl fikir vermeden kardeşimiz hazırlamış. Aferin, eline koluna sağlık. Allah her harf adedince sevap yazsın, maşaAllah. Çok güzel olmuş.
Çocuğa isim; en güzeli şu an aklıma gelen, Ahmet Adnan olsun, evet inşaAllah.
“Selam hocam. Sizi buldum, kızmayın sizi bırakmam artık.” diyor.
“Üzeyir Allah’ın oğludur dediler Yahudiler” diyor. Var onu diyen bir Yahudi, Yahut kavmi var. Fakat onlar hemen hemen tarihe karışmıştır. Çok az insan olarak kalmışlardır. Museviler “Üzeyir Allah’ın oğludur” demiyor, demezler. Yahudiler diyor, Ben-i Yahut inşaAllah. Museviler şirkten şiddetle kaçınıyorlar, öyle şeylere çok titizler. Ama Ben-i Yahut denen bir kavim var geçmiş tarihte güçlü bir kavimmiş. Putperest bir kavim biraz, onlarda öyle bir inanç var.
“Selamun Aleyküm Hocam. Hocam, sizde öyle bir karizma var ki, maşaAllah. Münafıklar sünger gibi çekilip büzülüyorlar” diyor, “kıskananlar çatlasın Hocam” diyor, “sevgilerimle. Mehmet Vural” diyor. Doğru söylüyorsun.
Kutlu ve güzel bir devirdeyiz, hoş bir devirdeyiz. Bütün dünyanın gözü önünde Mehdiyet, Mesihiyet gelişiyor, bütün dünyanın gözü önünde. Çok büyük bir mucize bu, çok hayret verici bir olay, yani tarihi bir olay bütün dünyanın gözü önünde gelişiyor şu an. Bak, duyan şaşırıyor, duyan şaşırıyor. Mehdiyet, Hıristiyan, Musevi, Müslüman hep beraber olacaktır, birlikte yapacaklardır. Ayrı gayrı bir yol yok. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) açıklamış “Hz. Mehdi (a.s.) Hıristiyanlara İncil’le hükmedecek, İncil’in gerçeğiyle. Musevilere Tevrat’ın gerçeğiyle hükmedecek” diyor. Ne demek bu? Hıristiyanlar, Museviler bu birliğin içindeler. Türk İslam Birliği dediğimizde Hıristiyanları içine alan, Musevileri de içine alan, Müslümanların güzel hizmetlerinin olduğu bir birlik. Dolayısıyla İttihad-ı İslam denen olay budur, inşaAllah. Fakat bir kısım insanlar bunu yanlış anlamışlardır, hep asıp-kesmek olarak almışlardır. İşte, Hıristiyanları keseğiz, Musevileri keseceğiz, Caferileri, Şiileri keseceğiz. Onların dediğine göre on binlerce hızar makinesi çalışması gerekiyor, böyle elektrikli testere çalışacak; habire böyle milleti doğrayacaklar. Geriye de adam kalmıyor, hiç kimse kalmıyor yani. Budistler de gariplerim, onları da kesecekler. Çok fazla Şinto dinine sahip insan var, Şamanistler var, şu var bu var, putperestler var, bayağı bir insan var.
Jeremy Bey onunla görüştüğüm için teşekkür etmiş. Evet, mesajı şöyle:“Umarım Allah onun barış dolu mesajlarını dünyanın her yerine ulaştırır. Sizin için yapabileceğim bir şey olursa lütfen söyleyin. Allah sizi korusun” demiş.
İşte yapılacak şey, Allah’ı daha çok sevmeleri, Darwinizme, materyalizme karşı tavır almaları ve Mesih’i aramaları, Mehdi (a.s.)’ı aramaları, o kadar. Aradıklarında bulacaklar, yani ben bulamayacakları birinden bahsetmiyorum, rahatça bulabilecekleri birinden bahsediyorum, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, kardeşlerimizin bir faaliyeti vardı, okuyabilirim izin verirseniz.15 Ocakta Bursa’daki kardeşlerimiz, Timurtaş Paşa Meydanında saat 13 ile 18 saatleri arasında, A9 TV broşürleri ve sizin kitaplarınızın dağıtımını yapmışlar. Çok fazla ilgi olmuş Hocam, maşaAllah. Halkımız, dinimizin doğru algılanmasına katkı sağlayan bu tip faaliyetlerin artması için o kardeşlerimize tavsiyelerde bulunmuşlar. Faaliyete katılan kardeşlerimizin isimleri şöyle: Dilek İşsever Öner, Nuriye Canan, Mustafa Emre, Timur Güven, Fahri Onbaş, Hakan İyihuylu, Abdurrahman Abuş, Emel Aslan, Munis Budak, Mina Berksan. Birde notları vardı Hocam size. Şöyle söylüyorlar: “Canımızın içi, güzeller güzeli, heybetli, nurlu, yakışıklı, çok fedakar, çok sevgi dolu, çok neşeli ve çok daha nice güzel kelimeleri bir araya getirsek, size olan sevgimizi yine ifade edemeyiz. Allah nice güzel ve başarılı faaliyetler nasip etsin bizlere, inşaAllah. Daha çok müjdeli haberler göndereceğiz, inşaAllah” demişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak, tertemiz benim milletim, fakirdir ama çok imanlıdır, çok dürüsttür, çok güzel ahlaklıdır. Benim canlarım, maşaAllah. Anneler, anneanneler, kız kardeşler. Bunlar Allah’a gönül vermiş, Allah’a derin bir sevgiyle bağ kurmuş muhteşem insanlar, maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin. Faaliyette bulunan kardeşlerimize de Allah hidayet versin, kitapların harfleri sayısınca Allah sevap versin. MaşaAllah ne güzel hizmet, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm, benim nur Hocam. Canım Hocam, gülümsememize sebep oluyorsunuz, neşemize, imanımıza sebep oluyorsunuz, inşaAllah. Bugün, Yaratılış Atlasınız evimize nur gibi geldi maşaAllah. Bu kadar heybetli olduğunu bilmiyordum kitabın. Çok muhteşem bir eser” diyor. “Bana bu kadar şok etkisi yaptıysa sadece görüntüsüyle, malum kişilere kim bilir neler olmuştur” diyor. “Nurlu ellerinizden öpüyorum canım Hocam. Duanıza muhtacım. Hocalarıma da Selamlar” diyor. Burcu Sipahi, Belçika’dan.
“Dünyanın en güzel insanı” en güzel insanlarından biri diyelim, inşaAllah. “Her gece size yazıyorum” diyor. Bir keresinde ‘Müslüman aynı hatayı iki kere yapmaz’ demiştiniz. Sultanım, bu konuyu biraz daha açıklayabilir misiniz? Balım Hocam, sizi çok seviyorum hem de çok. Belgin” diyor.
Çünkü bir hata yapıldığında insan şok olur, Allah esirgesin. Bir harama girdiğinde insan çok sarsılır. İkinci hatayı yapması için deli olması lazım. Çok vahim bir şeydir haram. İnsan namazını farz edelim sabah namazını kaçırmış olsa akşama kadar etkisinde olur onun. Acayip sarsar insanı, çok büyük bir olaydır. Dolayısıyla Müslüman öyle bir hatayı bir daha yapmaz, ayetin ifade ettiği anlam o, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, bir haber verebilir miyim size?Hocam, Risale haber sitesinde, ‘İttihad-ı İslam’ın önemi nasıl açıklanır’ başlıklı bir haber yapılarak, üstadın bu konudaki sözlerine yorumsuz olarak yer verilmiş.
ADNAN OKTAR: Çok iyi, gerçek Müslüman olan, gerçek Bediüzzaman’ın talebesiyse bir insan, Nur talebesiyse Mehdiyet, İttihad-ı İslam, İsa Mesih (a.s.)’ın gelişi ana konudur. Gece gündüz bunları işler. Ehemmiyet vermiyorsa, İttihad-ı İslam’a ehemmiyet vermiyorsa, adam Kuran’a ehemmiyet vermiyor demektir, anlamı bu, inşaAllah.
“Tüm dünya insanlarının hipnoz uykusunda olduğunu sizin konuşmalarınızı dinledikçe anlıyorum. İnşaAllah Müslüman ve Yahudiler arasındaki ve Hıristiyanlar arsındaki düşmanlığın deccalın etkisiyle oluştuğunu siz anlattıkça daha iyi anlıyorum, inşaAllah. Hocam, İsrailli konuğunuzla yaptığınız konuşmanızın sonundaki sözünüz müthişti. Şöyle dediniz: ‘İsrail’deki Yahudi, Hıristiyan, Müslüman tüm vatandaşlarımıza Selam.’ Osmanlı Padişahlarının sözlerine benziyor” diyor. “Müslim, gayri Müslim tüm tebaamın hizmetindeyim” diyor bir kardeşimiz, inşaAllah.
Milli enaniyet bir acayiptir. Yani “Biz sizden üstünüz, sizi yönetiyoruz. Siz kimsiniz?” gibi. Bu çok korkunç. “Biz sizin köleniniz, biz sizin hizmetinize talibiz, bütün dünyanın hadimiyiz, insanlara faydalı olmak istiyoruz.” Adil olan budur. Ama “biz büyüğüz, siz kimsiniz?” mantığı bu çok çirkin.
“Seni yaratan Allah’a kurban olayım” diyor, “ey benim nur sakallı, nur yüzlü, güzel yüzlü Hocam” diyor. “Sesinizi kamera arkasından duysam bile içime müthiş bir coşku ve sevinç geliyor anlatamam. Canımın içi Hocam, bizi niye bu kadar bekletiyorsunuz, canım Hocam? Yazık değil miyiz?” diyor, maşaAllah. Bir hanım kardeşimiz yazmış.
Kaan Selvi. “Hocam, her şeyinize gıpta ediyoruz” diyor. “Hocam, biz Mehdi’mizi bulduk. Deccaliyet de Darwinizm, materyalizm” diyor, “Allah uyuyanları uyandırsın inşaAllah” diyor. Mehdi; işte Darwinizm ve mateyalizmin karşıtı olan insanları birleştirmek, Hıristiyan alemini, Müslüman alemini, Musevi alemini bir araya getirip, ızdırap ağacından uzak tutan ve baskı yapmadan İslamiyeti onlara sevdiren bir zihniyet, inşaAllah.
“Merhabalar. Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Mustafa Kırmızı kanalınızla iletişim kurmak istiyor. Telefonunuza ulaşamadık. Bizimle irtibata geçer misiniz en kısa sürede” diyor. Adıyaman Mercan TV. Tamam, bağlantıya geçelim, inşaAllah.
“İyi akşamlar Sayın Muhterem Hocam. Şu anda Ordu’da arkadaşlarla kalabalık bir ekip sizi izliyoruz ve sizi çok seviyoruz. Bizi aydınlatıyorsunuz. A9 seyretmek çok büyük bir nimet” diyor, “bizlere de selam gönderirseniz seviniriz” diyor. Erhan Kara, hepinize Selam, bütün Ordu’ya Selam. MaşaAllah.
Dörtyol Hatay’dan Yunus Emre. “Hocam, her zamankinden şık gördüm sizi” diyor.
“Bize doğruyu, iyiyi, güzeli öğreten, Allah sevgisini ve korkusunu kalbimizde pekiştiren aslan Hocam. Daha önceki bir yazımda selam vermemiştim” diyor, İbrahim Karasakal. “Selam veriyorum” diyor, Aleyküm Selam.
“Çok önemli. Sultanım, lütuf buyurup her cümlesini okumanızı rica ediyorum” diyor, “yorumlarınız bizim için yol haritamız, inşaAllah. Velilerin serdarı, gönlümüzün dermanı, vaktin Süleyman’ı, Haydar-ı Kerrar, saki-i Kevser” diyor, imam-ı Ali’nin evladı olan Seyit Sultan Ahmet Muhammed Adnan Hocam.” Osmanlı Sultanları gibi, maşaAllah. Bu ne güzel giriş böyle. İnşaAllah öyle oluruz, inşaAllah. Velilerin ayağının tozuyuz, inşaAllah. “Yaşadığım yer sizde saklı kalsın inşaAllah. Her emrinize muntazırım” diyor. MaşaAllah, canım benim, ne kadar dindar bu hanım kız, maşaAllah.
Kısa bir ara verelim, sonra devam ederiz.
VTR: 1- Mustafa Sungur ağabeyin dünyanın ömrü ile ilgili konuşması.
2- Sait Özdemir ağabey, Bediüzzaman Hazretlerinin metafizik yönlerini anlatıyor.
3- Seyit Salih Özcan Hocaefendi: “Mehdi gelmiştir. Talebesi oluruz inşaAllah.”
4- Mehmet Kırkıncı Hocaefendi, bu yüzyılda İslamın dünyaya hakim olacağını anlatıyor.
DAMLA HANIM: Yayınımıza biricik Hocamızla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Risale Haber’e helal olsun, tebrik ediyorum. Aferin, maşaAllah. Bediüzzaman’dan alıntı yapmışlar. “Azametli bir kıtanın, şanlı bir devletin, değerli sahipsiz bir kavmin reçetesi İttihad-ı İslamdır.” Fakat şu çok önemli, Bedüzzaman’ın; “bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam'dır.” En büyük farz vazifesi nedir? İttihad-ı İslam'dır. O zaman günde en az beş kere İttihad-ı İslam’ı anlatmamız lazım, en az beş kere.
Başka neler var?
DAMLA HANIM: Hocam, kardeşlerimizin başka faaliyetleri vardı, ondan bahsedebilirim. Konya Selçuklu’dan Mehmet Emre Çiftçi, size bir mesaj göndermiş. “Selamun Aleykum canım Hocam, nasipse yarın Alanya’ya gideceğim, inşaAllah. Daha önce A9 TV tanıtım faaliyetim olmuştu Alanya’da. Bu kez Bahar Kılıç kardeşimin desteğiyle yapmış olduğum, başta güzeller güzeli, canımız Şeyhimiz Şeyh Nazım El-Kıbrısi Hazretlerinin ve Şeyh Ahmet Yasin Hazretlerinin, ayrıca diğer alim görüşlerinin değerli Hocalar, son olarak canımız Şeyhimiz arslan Muhammed Adnan Oktar Hocamızın da eserlerinden faydalanarak içinde bulunduğu, Hz. Mehdi (a.s)’nin geldiğinin kanıtları adlı 52 video ve 29 PDF kitabınızı A9 tv broşür kapaklı olarak DVD şeklinde hazırladım. Canım Hocam, hazırlanan DVD’lerden kaç tane götürmemi istersiniz Alanya’ya, inşaAllah? Canım Hocam, ayrıca broşür dağıtımım da olacak, inşaAllah. Dualarınızı bekliyorum.’’ demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, helal olsun kardeşimize. Ne kadar? Allah’ın ona nasip ettiği kadar. Kaderde olduğu kadar. Kaderinde olanı kadarla zaten karşılaşacak. Kaderinde olan konuşmayı yapmış. Kaderlerinde olan resimleri çekmiş. Bu resimler, daha onlar doğmadan, daha kainat yaratılmadan, bu resimler vardı. Bir daha göreyim ben canlarımın resimlerini.
ADNAN OKTAR: Bak, benim canlarım fakirlerde öyle, gani gönüllüler ama. Benim şanlı milletim böyle asildir. Fakirdir ama haysiyetlidir, imanına, dinine, vatanına, milletine, bayrağına canından çok önem verir. Helal olsun, maşaAllah. Harfleri adedince Allah hepsine sevap nasip etsin. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ensar isimli kardeşimiz yazmış. “Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Canım Hocam, sizin o yüzünüz bize ilham kaynağı oluyor. Sıcak sözleriniz bizi ısıtıyor, herkese kucak açan tavrınız bizi size daha çok bağlıyor. Bir gruba değil, çağlara hitap ediyorsunuz. Sevgilerle. Selam göndermeyi sakın unutmayın’’ diyor. Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bizleri onurlandıran o güzel sözlerinizle’’ diyor. Selam demiş. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
Bak, bu da erkencilerden. “Hocam, Allah rızası için programı biraz erkene alın’’ diyor. Müge Karakale. Mimarmış, maşaAllah. “Allah sizi başımızdan eksik etmesin Hocam’’ diyor.
“Selamun Aleykum’’ Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Canımız, kanımız Adnan Hocamız, neşenize hayranız. İmanımızın artmasına vesile oluyorsunuz, inşaAllah. Size bir şarkı gönderiyoruz, beğeneceğinizi umarak’’ diyor. Ayşe ve Dilek göndermişler. Çok şeker.
Ayça Sert. “Sevgili Hocam, sesinizi telefon sesi yaptım. Her an duyabiliyorum’’ diyor. Ne şekermiş bu böyle. MaşaAllah.
Semih Bahar. “Selamun Aleykum’’ Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Sultan Ahmet Adnan Hocam’’ MaşaAllah. “Hocam hizmetiniz için Allah razı olsun. Hz. Mehdi (a.s) geldiyse açık açık söyler misiniz kimdir?’’ diyor. Vay uyanık vay. MaşaAllah. Hırıstiyan ve Yahudilerle ilgili bizim kitapehli.com, orada var.
ADNAN OKTAR: Bak bak, Ankara’dan Nil Ergin Güven. “Hocam, herkes tesbihlerinize hayran. Ama ben de sizin kemerlerinizin tokalarına hayranım. Hocam ocak 31’de ikizlerim Hasan ve Burhan’ın doğum günü. Onlara doğum günü hediyesi almam lazım. Şu harikulade kemerlerinizi nereden aldığınızı söyler misiniz?’’ MaşaAllah.
“Değil bir sohbetinizi, sohbetlerinizin bir anını bile kaçırmadan izliyorum. Kaçırdığım her saniyeyi ömrümde ziyan olarak görüyorum. Benim bir sorum var. İmam İskender Evrenesoğlu isminde bir zat, Hz. Mehdi (a.s) olduğunu iddia ediyor. İyice kafam karıştı. Mehdiliğinin gerçekliği hakkında beni aydınlatırsanız sevinirim. İyi geceler’’ diyor. Bu gariban bu adamcağız. Mazlum bir insan, kendi halinde yaşlı başlı adam. Kuran'a hizmet ediyor, İslam'a hizmet ediyor, Kuran'ı bayağı detaylı anlatıyor. Kuran’la ilgili bir site kurmuş gayet güzel. Hz. Mehdi (a.s.) zannetmesi bazen cezbi ehlinde olur o kendinde olmaz, cezbe haline gelir, günlerce sürer o. O sulûk halindeyken makam-ı Mehdiyet vardır. Makam-ı gavsiyet vardır. Makam-ı Hızır vardır. O makamlara gelen insanlar kendilerini Hz. Mehdi (a.s.) gibi görürler, Hz. Mehdi (a.s.) zannederler. Mehdilik halleri üstünde zuhur eder. Mesela makam-ı Hızır vardır sulûkunu tamamlarken o makama gelir kendini Hz. Hızır (a.s.) zanneder. O gariban insanda sulûkunu tamamlarken Makamı Mehdiyette kalmış. Normalde sulûkunu tamamlayıp dönmesi gerekiyordu. Yani o bir tur gibidir döner, her makamdan geçer geri gelir. Geldiğinde de kendine gelir. Bu kendine gelememiş, orda kalmış. Onun için kendine “bana vahiy geliyor” diyor. Kendinde değil. Yani manevi sarhoşluk halinde. Sözüne itibar eden harama girer. Kendi sorumlu olmayabilir, kendinde değil çünkü. Onun için böyle mazlum, gariban insanları oturup hedef haline getirmek, bunları konuşmak doğru olmaz, yazık. Şefkatle bakın.
Levent Elmacı. Akbük Didim’den yazmış. Aydın. “Yayınlarınızı sevgi ve ilgiyle izliyorum’’ diyor. Bu, Ermeni düşmanlığını Allah aşkına bırakın. Bu, iş çıkacak bir şey olsa, ben söylerim. Bu, sadece zarar getirir. Hiçbir faydası yok bunun. Doğru bir şey olduğunda ben söylüyorum size zaten. Niye gizleyeyim? Söylerim. Ermenilere şefkatle bakın. Millet-i Sadıka olarak biz Osmanlı döneminde onları bağrımıza basıyorduk. Kilit noktalara geliyorlardı. Bizim çok fazla Ermeni Paşamız vardı. Mehmetçiği Ermeni Paşalara emanet ediyorduk. Yapmayın, etmeyin. Oyuna geliyorsunuz. Ermeni düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı, Hıristiyan düşmanlığıyla sadece kaybolur, ezilir gidersiniz. Şefkatle, sevgiyle yaklaşırsanız dünya hakimi olursunuz, inşaAllah. Bunu göreceksiniz, inşaAllah.
Mustafa Karaca. “Hocam, geceniz hayırlı olsun. Sizi çok seviyorum. Talebeniz olmak istiyorum’’ diyor. Gel, İstanbul’a gel. Yalnız nereden yazdığını belirtmemiş. Ama bir sahil kenti burası.
ADNAN OKTAR: kitapehli.com. İşte merak ettiği konuları kardeşlerimiz burada rahatça bulabilirler. Burada benim söylediğim konulara ait deliller, ayetler, hadisler hepsi var. Ben, delilsiz konuşmam. Bir şey konuşuyorsam, mutlaka delili vardır. Zannediyorlar ki, ben kendi keyfime göre hareket ediyorum. Değil. Mutlaka kaynağı var. Ben emin olmadığım şeyi yapmam.
“Selam, şahların şahı Hocam. MaşaAllah, bu aralar İsrail’i titretiyorsunuz’’ Recep Elçi ve ailesi. Sevinçten titriyordur İsrail, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Seyyid Adnan Hocam. Ortaköy’den yazıyorum. Buradayım, inşaAllah. Sahildeki iki kafede A9 izleniyor şu anda’’ diyor. MaşaAllah.
11 yaşındaymış bu Melih, bu sevimli. “Sayın Hocam, programlarınız çok hoş. Çok güzel konuşuyorsunuz. Yanınızdaki hanım kardeşlerimiz de çok efendiler. Çok güzel ahlakları olduğu anlaşılıyor. Onlara da saygılarımızı iletiyorum’’ diyor. MaşaAllah.
“Selamun Aleykum’’ Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Çok sevgili Adnan Oktar Hocamıza bir sorum olacak. Psikologlar ile ilgili Müslüman bir bayan olarak, Allah’a inanan bir insan olarak zor bir çocukluk geçirmiş olduğumdan dolayı psikologa gitmem gerekir mi? Çünkü ne zaman psikologa gitsem, kendimi iyi hissediyorum’’ O, telkin. Ne alakası var? Adam kenara geçiyor, eline kalemi, defteri alıyor falan. “Uzan yavrum şuraya, anlat bakalım’’ falan. O da “anlattıkça ferahlıyorum’’ diyor, gazoz içmiş gibi. Nerede ferahlayacaksın. İmanla insan ferahlar. “Kalpler ancak Allah’ın zikri ile felah bulur’’ diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yoksa orada uzun oturuşta, dinlenmede falan, boş demagojide, sohbette öyle bir şey olmaz. “Bunun bir faydası var mı? Yoksa yanılıyor muyum?’’ Yanılıyorsun. “Lütfen beni bu konuda aydınlatır mısınız? İslam ve Müslümanlar için yaptıklarınızdan dolayı size çok teşekkür ediyorum.’’ Ben akıl hastanesinde yatarken güzel bir psikolog hanım kız vardı.
Bir de ben her zaman söylüyorum. Benim cami cemaatine yönelik bir anlatımım yok. Onlar zaten namazında niyazında. Benim cemaatlere yönelik falan da bir şeyim yok. Güzel onlar zaten, maşaAllah. İyi ifade ediyorlar. Ben, İslam’ı tanımayan, modern gençlere, aydın kardeşlerimize, mesela Sosyalistler, Marksistler, hatta Satanistler, bu diskodan çıkmayan hayta gençler falan, benim hedef aldığım, konuştuğum kişiler onlardır. Ama oradan vatandaşlarımız seyrediyorsa, iftihar ederim, çok hoşuma gider. Fakat benim cemaatleri, toplumu hedefleyen bir üslubum yok dikkat ederseniz. Bir de kendimi evliya, mehdi gösterme derdinde değilim. Bak, ben oynuyorum, şarkı söylüyorum, ağzıma geleni söylüyorum, konuşuyorum. Eğer öyle bir derdim olmuş olsa, göze girmek için İsrail düşmanı olduğumu söylerim, Hıristiyan düşmanı olduğumu söylerim, Yahudileri, Hıristiyanları, Şiileri falan, var ya öyle tipler, şirin görünmek için, onları karşıma alan, onları yok etmek isteyen bir politika izlerdim, öyle bir kafam olmuş olsaydı. Ve evliya havalarına girerdim. Evliya üslubu takılırdım. Gayet samimiyetsiz bir tavır gösterebilirdim. İki yüzlü bir tavır gösterebilirdim. Fakat ben öyle şeyden nefret ederim. Ben, neysem oyum. İçimden ne geliyorsa samimi kanaatim, samimi inancım ne varsa onu anlatıyorum. Anlattıklarım da doğru. Bayağı aklı başında. Ben bir şey yaptığımda, bir şey konuştuğumda, an an düşünerek konuşurum. Yanlış bir şey yapmam. Ne yapıyorsam Kuran’a uygundur. Her ne yapıyorsam. Milimi milimine uygundur. İnşaAllah. Bakın, şuradan anlayın samimiyetimi; benim gördüğüm, eğer yanlış görmüyorsam hiçbir cemaatte bu kadar İttihad-ı İslam gündemde değildir. Hepsini çok seviyorum. Vardır bir bildikleri. Hepsine değer veriyorum, hepsinin kölesiyim, hepsinin hizmetçisiyim, talebesiyim. Ama benim kadar İttihad-ı İslam’ı gündemde tutan yoktur. “En büyük farz vazife’’ diyor bak Bediüzzaman. Ben Bediüzzaman’ın has talebesiyim. Has talebe böyle olur. En büyük farzı, en büyük vakit içerisine alır. En büyük vazife olarak alır. En büyük konuşmayı bu konularda yapar. “En büyük farz vazife’’ dediğine göre. Öbür türlü ne demektir? “Benim bu kadar kanaatim yok’’ anlamına gelir. Yahut kanaati geldiği için yapıyordur, fakat bir kere anlatmayı yeterli gören insanlar olabilir. Ben bunların yeterli olduğuna inanmıyorum. Mesela namazı beş defa kılıyorsak, günde ben en az beş kere İttihad-ı İslam’ı anlatmakla mükellef olurum. Şeyh Nazım Hocamız “Hz. Mehdi (a.s) geldi’’ diyor. Ama bak, o hakkını veriyor. “1940’dan beri Hz. Mehdi (a.s)’i bekliyorum’’ diyor. Her gün Hz. Mehdi (a.s)’den bahsediyor adeta. Tam hakkını veriyor. Samimi çünkü.
Risale Akademi tarafından düzenlenecek olan "Hutbe-i Şamiye Ekseninde İslam Birliği ve Küresel Barış Konferansı"nda tebliğ sunacak isimler belli oldu. 4 Şubat 2012 tarihindeki konferans Ankara'nın Kızılcahamam ilçesindeki Asya Termal Tesislerinde gerçekleştirilecek.’’ “İsimleri ve tebliğ başkanı şöyle: Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ; Bediuzzaman’in Tesbitleri Işığında İslam Birliğinin Ayak Sesleri ve Küreselleşme. Prof. Dr. Servet ARMAĞAN; İttihad-ı İslam ve Said Nursi’’ helal olsun “Prof. Dr. Mümtaz’er TÜRKÖNE; İslâm Dünyası İçin Yeni Ortak Payda: Demokrasi. Prof. Dr. Himmet UÇ; İslam Dünyasının Sosyolojik Bir Eleştirisi, Hutbe-İ Şamiye'de Eleştirinin Düzeyi. Yard. Doç. Dr. Cüneyt GÖKÇE; İslam Kardeşliğinin Temelleri. Yrd. Doç. Dr. Cahit KÜLEKÇİ; Hz. Peygamber (AS) Dönemi Ümmet Anlayışı ve İttihad-ı İslam Fikrine Yansımaları’’ MaşaAllah. “Yard. Doç. Dr. Osman ÖZKUL; Küresel Bir Barış Sağlamak Mümkün müdür? Yard. Doç. Dr. Ömer Lütfi PEKER; İttihad-ı İslâm Bağlamında İman, İslâm ve Adalet İlişkisi. Yard. Doç. Dr. Halim ULAŞ; Said Nursi Bakış Açısıyla: Müslümanların Geri Kalmalarının Sebepleri ve İslamî Uygarlığın Filizlenmesinin Yolları. Dr. Suad ALKAN; Birlik ve Barışta İnsani Yeni Kültür Değerleri. Dr. Abdulkadir SEZGİN; Din Stratejileri, Din Birliği ve Küresel Barış. Dr. Yasin YILMAZ; İttihad-ı İslam ve Bediüzzaman’’ “Abdulkadir MENEK; İslam Dünyasında Muhabbet. Mustafa AKCA; Mehdiyet ve İslam Birliği’’ Tabii, Şahs-ı Manevi deyip geçiştirecekler ayrı mesele de, fakat mühim olan mehdiyeti anlatmış olması. “İsmail AKSOY; İttihad-ı İslamve Kur’an’ın Hâkimiyeti. Kadir AYTAR; Nurani Bağların İslam Birliği ve Dünya Barışına Katkıları. Bestami Said ÇİFTÇİ; Hutbe-i Şamiye Ekseninde İslam Birliğinin Eğitim Boyutu. Metin KARABAŞOĞLU; El-Emel: Sosyal Kazanımları ile Birlikte Ümit. Mehmet Ali KAYA; Bediüzzaman'a Göre Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık’’ Helal, maşaAllah. Ne zaman diyor Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık? “1980’de başlayacak, 1990’da yükselecek, 2000’lerde Hz. Mehdi (a.s) en yoğun faaliyetine başlamış olacak’’ diyor. Mehmet Ali KAYA, bunu anlatacak. “Said ÖZADALI; "İttihad-ı İslam" mı? "İttihad-ı Müslümanlar" mı?’’ Bu da yine mehdiyetin bir anlatımı. “Mustafa ÖZCAN; Müslümanların Dünyaya Rehberliği. Recep USER; Sosyal Ağlar İttihad-ı İslam'a Nasıl Hizmet Edebilir? Müfit YÜKSEL; Bediüzzaman ve Ezher Şeyhi Şeyh M.Bahît’’ Bakın, 23 tane Hz. Mehdi (a.s) talebesi ismi saydım. Ve 23 tane mehdiyetle ilgili konu. Belki 23’ünün de Hz. Mehdi (a.s)’nin varlığından haberleri yoktur. Ama 23’ü de istese de istemese de Hz. Mehdi (a.s)’e tam anlamıyla, kamil anlamda hizmet için şu an talebe konumuna girmişler. Oradaki toplantının tamamı mehdiyetle ilgilidir. İttihad-ı İslam eşittir mehdiyet, mehdiyet eşittir İttihad-ı İslam. Bak, Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık, Mehdi (a.s) için Bediüzzaman’ın kullandığı ifadelerdir.
Biraz sonra Bediüzzaman’ın hem İttihad-ı İslam ile ilgili sözlerini okuyacağım hem Mehdi (a.s.) ile ilgili. Kaçış yok. İsrailliler de anlamazdan geliyorlardı, onlara kabul ettirdik. Mesih’ten ümitlerini kesmişlerdi. Zaten Tevrat’ta diyor ki, bak: “Ümidinizi kessenizde bekleyin, çünkü gelecek” diyor, bak “ümidinizi kesseniz de yine bekleyin, çünkü kesin gelecek” diyor Tevrat’ta, maşaAllah. Çünkü Allah Katında gelmiş Mesih (a.s.), bitmiş.
Şimdi bir iman hakikati seyredelim, sonra devam edelim.
VTR- Sevimli canlılar (Yunus balıkları)
DAMLA HANIM: Hocamızın güzel sohbetiyle devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, “İttihad-ı İslam, İslam Birliği dairesinde kardeşleri kazanır” diyor. “Eskiden Hıristiyan devletleri bu İttihad-ı İslam’a, (İslam Birliğine) taraftar değildiler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için,” terör çıktığı için yani, “hem Amerika hem Avrupa devletleri, Kuran’a ve İslama, (İslam Birliğine) taraftar olmaya mecburdurlar” diyor Bediüzzaman.
“Bu zamanda en büyük farz vazifesi, (görevi) İttihad-ı İslam’dır (İslam Birliğidir) İttihad-ın (Birliğin) hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib (kollara ayrılmış) muhit (her şeyi kuşatan) merakiz (karar yerleri) ve maabid-i İslamiyeyi (İslamın ibadet yerlerini) birbirine rabtettiren (bağlayan) bir silsile-i nuraniyi (nurani silsile, soy) ihtizaza getirmekle (harekete geçmekle) onunla merbut (bağlanmış) olanları ikaz (uyarma) ve tarik-i terakkiye (yükselme, ilerleme yoluna) bir hahiş (istek) ve emr-i vicdani (vicdani emir) ile sevketmektir. Bu İttihad-ın (Birliğin) meşrebi (yolu) muhabbettir (Sevgi beslemektir). Husumet (düşmanlık) ise cehalet (bilgisizlik) ve zaruret (ister istemez) nifakadır (iki yüzlülüktür).” Birde, münafıklıktır diyor, nifaka münafıklıktır. Yani karşımızdaki zıt kuvvetler diyor, fakirlik, münafıklık ve cehalettir diyor. “Gayr-ı Müslimler (Müslüman olmayanlar) emin olsunlar ki, bu İttihad-ımız (Birliğimiz)” yani İttihad- İslam, “ bu üç sıfata (vasfa) hücumdur (karşı çıkmaktır, saldırıdır). Gayr-ı Müslime (Müslüman olmayana) karşı hareketimiz iknadır (razı etmektir).” Fakat münafıklara karşı tavır nettir diyor, cehalete karşı, fakirliğe karşı tavır nettir. Döverek, söverek, hakaret ederek değil. “Zira onları medeni (faziletli, terbiyeli) biliriz.” Hıristiyanları ve Musevileri nasıl bilirmişiz? Medeni. “Faziletli, terbiyeli biliriz. Ve İslamiyeti mahbup (sevilen, sevgili) ve ulvi (yüce) göstermektir” amacımız diyor, “zira (çünkü) onları munsif (insaflı) zannediyoruz. Laubaliler (geveze) olanlar iyi bilsinler ki, dinsizlikle kendilerini hiçbir ecnebiye (yabancıya) sevdiremezler.” Dinsizlik yaparak bir Hıristiyana kendilerini, bir Museviye sevdiremezler. “Zira (çünkü) mesleksizliklerini göstermiş olurlar.” Yani boş, bomboş adam olduklarını göstermiş olurlar. “Mesleksizlik, anarşilik sevilmez. Ve bu İttihad-a, (Birliğe) tahkik (araştırma) ile dahil olanlar, onları taklit edip çıkmazlar.” Bir daha çıkmazlar diyor, yani o güzelliği görüp çıkmazlar. “İttihad-ı Muhammedi (İslam Birliği) (aleyhissalati vesselam) olan İttihad-ı İslamın ( İslam Birliğinin) efkar (fikirler) ve meslek ve hakikati (gerçeğini) efkar-ı umumiyeye (halkın fikirlerine) arz ederiz.” diyor Bediüzzaman. İttihad- İslam ile ilgili çok fazla konuşması var, ben bir konuşmasını aldım.
Mahmut Öztürk. “Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Sizin her tavrınızı beğeniyoruz” diyor, “müzik ve dansa yer vermeniz çok hoşuma gitti” diyor, “İslamda dans var mıdır Hocam?” diyor. Olmasa Mevlana döne döne dans eder miydi? Mıtrip heyeti o güzel müziği icra eder miydi? Mevlana bilmiyor muydu? Mevlana müziğe güzel dediğine göre, ki en büyük alimlerdendir, müzik demek ki güzelmiş. Dansa da güzel dediğine göre demek ki güzelmiş dans, inşaAllah. “Hocam, çok yakışıyor” diyor. “Namazları Hocam, beş vakit mi kılmamız gerekiyor?” diyor. Tabii ki beş vakit. Ayet, hadis, icma-i ümmetle sabittir, inşaAllah.
“Darwin’e ait kayıp fosiller 165 yıl sonra bulundu.” Bu da Mehdiyet’in alametlerinden bir tanesi. Bak, bir oyun daha patlamış oldu. “Eski ahşap bir dolabın içinde Charles Darwin’e ait 165 yıllık fosiller bulunmuş. 314 parça fosil bulundu. 314 fosilin tamamı yaratılış ispatı” diyor. Bak, 314 parça Darwin’in dolabında bulunan fosilin tamamı yaratılışı ispat ediyor. Darwin de zaten bu fosilleri incelemiş. “bunların hepsi yaratılışı ispat ediyor” diyor, “eğer evrimi ispat eden bir delil bulamazsak benim teorim bitmiştir” diyor. Vay dedem vay, vay dedem vay. Aradan bayağı bir vakit geçti, 165 yıldan beri toprağı milim milim kazdılar, tek bir tane ara fosil bulunmadı Darwin dedem. Dediğin doğru çıktı, hakikaten evrim teorisi yokmuş. “Eğer ara fosil bulunmazsa; aradık bulamadık şu ana kadar” diyor, “bir tane çıkmadı” diyor, “her türlü yer katmanını aradık bulamadık” diyor. “Eğer hiçbir şekilde bulunmazsa” diyor, “fostur benim teorim” diyor. Fosiller fos hale getirmiş adamın teorisini, inşaAllah.
EBRU HANIM: Aralarında 300 milyon yıllık club moss ağacı fosili de varmış hocam. Günümüzde de birebir aynı.
ADNAN OKTAR: Tamamı yaratılışı ispat eder tarzda. Bir tane Darwin’in evrim teorisine hizmet edecek fosil yok. Zaten kendi devrinde kendisi söylüyor bunu: “Bir tane yaratılışı ispat etmeyen, yaratılışa zıt bir fosil bulamadık” diyor, “hep yaratılışı ispat eden bulduk” diyor, “bir tane evrim teorisini ispat eden fosil bulunmuş değil” diyor, “yer katmanları aranıyor, aranmaya devam edecek “diyor, “eğer hiçbir şekilde bulunamazsa benim teorimi yok bilin” diyor. Dedem, dediğin doğru çıktı, biz de yok biliyoruz artık.
Şimdi kısa bir ara verelim, inşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Hocamızın güzel sohbetiyle devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki Bediüzzaman: “Muhbir-i Sadıkın (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in) ahir zamanla ilgili ihbarını aynen tasdik etmiş, vukuatla ispat etmiş ve ediyor ve inşaAllah daha edecek.” Alametler çıkacak. “Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (Risale-i Nur’u) çıkaramaz. Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairsinde (Risale-i Nur’un) asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir.” Buradaki açık olan bir ifadeyi bambaşka bir şekle sokmaya kalkmak çok büyük terbiyesizlik ve vicdansızlıktır. Bediüzzaman’a karşı saygısızlıktır, ilme karşı saygısızlıktır. İnsanların zekasıyla alay etmektir, hatta küstahça bir tavırdır. Kardeşim, buradan ne anlıyorsan odur dersin. Bir adam nasılsın dersen, nasılsın demektir, yani nasılsın demek sandalye anlamına gelmez. Kapı diyorsun, bugün hava güzel anlamında söyledi diyor. Kapıyla havanın güzel anlamıyla ne alakası var?
Bak ne diyor: “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde (Risale-i Nur’un) asıl sahipleri, yani” bak yani diyor, “yani Mehdi ve şakirtleri” talebeleri, “Cenab-ı Hakkın izniyle gelir.” Kim geliyormuş? Mehdi (a.s.) ve talebeleri. Ne zaman geliyormuş? Ahir zamanda. Kardeşim sorsana Bediüzzaman’a. Üstadım diyoruz, ne zamanda gelecek bahsettiğiniz kişi? Ahir zamanda, bak ta ahir zamanda, birde, ta demiş. Uzatmalı ta var, bak ta ahir zamanda. Peki ahir zamanın özelliği nedir diyoruz? Hayatın geniş dairesinde diyor. Radyolar, televizyonlar, internet ve her şeyin olduğu dönemde. Neyin asıl sahipleri efendim diyoruz? Risale-i Nur’un asıl sahipleri diyor, Risale-i Nur’un asıl sahipleri. Biz anlayamadık üstadım, nedir? Yani diyor bak, yani, yani Mehdi ve şakirtleri. Mehdi var ve şakirtleri var. Ne zaman geliyormuş? Ta ahir zamanda. “Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz.” Ben Mehdi (a.s.) geldiğinde ölmüş olacağım diyor, ölü olacağım, mezarda olacağım diyor. Kardeşim, bu konuşmanın üzerine daha konuşacak bir şey yok, bu çok net. Bu ne büyük küstahlıktır, Bediüzzaman adına yalan söylemek. Hayır kardeşim, Mehdi gelecek dedi, gelmedi diyebilirsin, dedi ama gelmedi de. Ama gelecek diyor, gelecek diyor, tarihini de vermiş, İstanbul’da 1980’de gelecek diyor. İnanmıyorsan ayrı mesele. Dersin ki, demiş ama ben göremiyorum diyebilirsin Mehdi (a.s.)’ı. Şahs-ı manevi diyor, burada nerede şahs-ı manevi geçiyor? Şahs-ı manevi derken zaten söylüyor, şahs-ı manevisi diyor. Bak, “Mehdi ve şakirtleri Canab-ı Hakkın izniyle gelir” diyor. Mehdi (a.s.) şakirtleriyle beraber geliyor. “Ta ahir zamanda gelecek” diyor, “ben de o vakitte ölmüş olacağım” diyor, ölüyken onları seyredeceğim mezarda diyor.
Şimdi sana biri gelse, dese ki, Mehdi gelecek, ama şahs-ı manevidir dedi. Tamam dersin, peki nasıl olacak? Bak diyor ki, şöyle bir yazı okuyor sana: “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Sen bayağı zeki bir insansın, halktan bir insan, yani milletimizin bir ferdisin. Ne anlıyorsun bu açıklamadan?
CEYLAN HANIM: Bir şahıs ve talebelerinden bahsediyor Hocam ve sonradan geleceğinden bahsediyor, kendisi vefat ettikten sonra, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, yani çok zeki üniversiteli gençlerin bir kısmı buna kanıyorlar. İnanıyor adam; hakikaten şahs-ı manevi diyor, diyor. Nerede şahs-ı manevi diyor? İnanılır gibi değil, koskoca adamlar, üniversite mezunu; ben gördüm, kaç kişi gördüm. Asıl olan diyor, imani konular diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesi imani konu değil mi? İttihad-ı İslam imani konu değil mi? Ana konu diyor, en büyük farzdır diyor Bediüzzaman. Bediüzzaman bilmiyor mu bunu? Ne diyor Bediüzzaman: “”Ben Mehdi’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Ona ortam hazırlıyorum” diyor, “çiçekler baharda gelir, biz kışta geldik” diyor, onlar baharda gelecekler” diyor, “ben onlara yer hazırlıyorum” diyor, bak onun pişdar bir neferiyim diyor. “Hiçbir cihette o ahir zamanın acip şahsı gibi olamam” diyor. Bakın, acip şahıs diyor, hiçbir cihette ahir zamanın acip şahsı gibi olamam diyor. Bak, pişdar ve öncü bir askeriyim ben onun diyor. “Çiçeklere zemin izhar etmek lazım gelir” diyor, “anladık ki biz bu görevimizle bu çiçeklere zemin izhar ediyoruz” diyor, görevimiz bu bizim diyor. Bediüzzaman’ın üslubu çok net.
Bazıları da keyif, zevk peşindeler, eğlencelerinin peşindeler. İşte evlensin, yesin, içsin, akik taşlı yüzük böyle. O diyor, tebliğ görevini yaptı diyor, şimdi bizim görevimiz saltanat görevi diyor. Saltanat safhası var ya Mehdi’nin diyor, biz saltanat safhasındayız diyor. Bak uyanıklığa bak. O diyanet safhasıydı diyor, şimdi saltanat safhası diyor. Biz de saltanat safhasında olduğumuz için, işimize, gücümüze bakıyoruz diyor, eğleniyoruz diyor. Yolumuzu buluyoruz anlamında. Ama ben buna inananlara şaşıyorum. Cahilliğinden inanan ayrı, ama vicdansızlığından inananlara hayret ediyorum yahut inanmış gibi görünenlere.
Bak, yine Bediüzzaman ne diyor: “Hem bu üç vezaifi birden” üç vazife birden, yani hem imani, iman hakikatlerini anlatmak, hem Kuran’ın hayata uygulanması hem saltanat hem siyaset. “Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta, yahut bir cemaatte bu zamanda bulunması” yani 1912’ler, “bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi” yok etmemesi, “pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” Yani üç görevi birden yapacak bir Mehdi’nin o devirde gelmesi, 1912’lerde mümkün değil diyor Bediüzzaman. “Ta Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi’nin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazreti Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” Benim zamanımda olması mümkün değil diyor. Ne zamanmış? Ahir zamanda diyor. Bak: “Al-i Beyt-i Nebevi’nin cemaati nuraniyesini temsil eden” yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek ceddini temsil eden, “Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide.” Bak, Mehdi’de gelecek, cemaati de gelecek ahir zamanda, onların, yani Mehdi ve cemaatinin bir fikir sistemi çıkacak, ancak onlar içtima edebilir diyor. Bak ne kadar net. Mehdi (a.s.)’dan da bahsediyor, cemaatinden de bahsediyor ve onlardan meydana gelecek şahs-ı maneviden bahsediyor. Ama bu üçü ne zaman olacak diyor? Benden sonra ahir zamanda olacak diyor.
“Sevgili Muhammed Adnan Hocam. Bu Darwin’in dolabında bulunan fosillerin sayısı çok manidar değil mi? 314 diyor, Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin sayısı. “Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah” diyor.
Alevilerde de, mesela Alevi kardeşlerimizde saz eşliğinde semah yapılır, çok nefistir semah dansları, inşaAllah. O da yine Allah aşkıyla coşmaktan olur. Mevlevilerde olur. Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız, bu yaşında maşaAllah canım benim, ayağa kalkıp böyle ilahiyle güzel hareketlerle raks ediyor, maşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin Hocam da öyle, mesela geçenlerde elinde mendille, çok coşkulu olarak böyle Allah’ın adını anarak dans ediyor, maşaAllah. Cennette de var dans, inşaAllah.
Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Hz. Ayşe (r.a.) annemiz, başını omzuna dayamıştı Resulullah’ın. Orada gençler dans ediyorlarmış böyle, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de oradaki gençlerin danslarını seyrediyorlarmış, hareketli. Detay da veriyor bak, omzuna dayamıştı başını diyor Hz. Ayşe (r.a.). Şimdiki yobazlar olsa Peygamberimiz (s.a.v.)’e de, Hz. Ayşe (r.a.)’a da saldırmaya kalkarlardı. Tabii biz de gereğini yapardık ayrı mesele, inşaAllah. Böyle bir şey mümkün olmazdı demek istiyorum, inşaAllah.
“Hocam, ben Malatya’dan yazıyorum” diyor. “Pamuk ellerinizden öpüyorum” diyor, Sonay yazmış.
Selim. “Hak yolda dümdüz ilerleyebilmem için dua eder misiniz?” Diyor. Allah seni hak yoldan hiç ayırmasın. Sıratı mustakim, urvetül vuska, Hablullahil metin olan Allah’ın yolundan, Kuran yolundan seni hiç ayırmasın.
Serkan Kuvvetli, Almanya’dan, “burada” demiş. “Üç yıl önce vesile oldu güzel dostum Hakan sizi tanımama. Ey benim candan Hocam, gözümüzü açtınız, kalbimize sevgi koydunuz, vesile oldunuz. Allah dostu nur Hocam, Allah’a her an şükreder oldum. Allah kalbimin en derininde. Siz ne güzel insansınız, maşaAllah. Dili hep hayırda ve güzellikte. Siz bizlere Allah’ın bir lutfusunuz. Eksik olmayın hiç hayatımızdan. Arslanlar arslanı, mürşidim, benim cesur Hocam” diyor. “Ah ah Hocam. Bir bilseniz sizi ne kadar seviyorum. Ama eminim ki, siz de seviyorsunuzdur. Allah sizi hep korusun” diyor, “Hocam duanızı bekliyorum şu an ve her an” diyor. Allah sana güzellikler ve hidayet nasip etsin.
Selçuk Öztürk. “Bu yakışıklılığın sırrını nerede tutuyorsunuz maşaAllah. Söyleyin de biz de feyizlenelim muhterem Hocam. MaşaAllah çok güzelsiniz, maşaAllah” demiş. Güzelliği yaratan Allah’tır. Güzelliği beyninizde yaratmasa, renk, ışık göstermese hiçbir şey göremeyiz. Allah yaratıyor.
“Esselamun Aleyküm canım Hocam. Deccaliyet, resim, müzik ve güzel sanatları, bilimi sahiplenmeye kalktı, yobazlar da buna çanak tuttu. Ama bir şey unuttular, Allah’ın güzel insanı; ‘bir durun bakalım dedi. Müzik, sanat ve bilim İslamın en güzel yönleridir’ dediniz” diyor, “ve deccal ve yobaz sistemini Allah’ın izniyle yıktınız” diyor. “Bu ciyaklamalar şimdi bize müzik gibi geliyor canım Hocam” diyor, “ailemin dışında dünyada kimseyi ben bu kadar sevmedim. Bizim için dua edin Hocam” diyor. MaşaAllah, Sakarya’dan bir kardeşimiz yazmış. Erol.
“Ah canım Hocam. Coşmanız bile ne güzel ne hoş, maşaAllah. Ama coşmanız kadar da var” diyor. 4 Şubatta Ankara Kızılcahamam’daki toplantının konusu hep İttihad-ı İslam maşaAllah. Buyurduğunuz gibi 2012 bambaşka ve özel bir sene olacağının emarelerini vermeye başladı inşaAllah, elhamdülillah. O halde İttihad-ı İslam için, nurlu gönlünüze ittihadımız için, Hasdur Ya Allah” demiş, maşaAllah.
Saat kaç oldu? Hadi hemen gidelim, herkes yatsın. İnşaAllah.