Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (20 Ocak 2012; 22:00)




DAMLA HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programına başlıyoruz inşaAllah güzeller güzeli Hocamız ile birlikte.

ADNAN OKTAR: Ben yabancı bir hanımefendi ile mi görüşecektim?

DAMLA HANIM: Evet Hocam. Katolik Hıristiyan yazar Stephanie Seldana kendisinin adı. Harward Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde doktorasını yaptıktan sonra, 2004 yılında Harward Üniversitesi tarafından, bursla Suriye’ye gönderildi. Burada bir şeyhten, Arapça Kuran-ı Kerim dersleri almaya başladı.  “Kuran-ı Kerim ile tanışmasını, hayatının en ilham deneyimi olarak” nitelendirdi. Hz. İsa (a.s) ve Hz. Meryem’e verilen önemi görünce, bundan çok etkilendi ve çalışmalarını bu yönde yoğunlaştırdı. New York Times’ın en iyi satanlar listesine giren Bread of Angels isimli kitabında, bu çalışmalarına geniş yer verdi. Şu anda çeşitli Katolik ve gazete ve dergilerin yanı sıra, New York Times Gazetesi’nde de köşe yazıları yayınlanıyor Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz Bayan Seldana. Nasılsınız?

STEPHANIE SELDANA: Çok teşekkür ederim iyiyim, siz nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, elhamdülillah çok iyiyim. Sizlerle tanışmak çok güzel.

STEPHANIE SELDANA: Sizinle de aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: Buyurun, sizi dinliyorum.

STEPHANIE SELDANA: “İlk sorum Kuran’daki Hıristiyanlarla ilgili ayetlere yönelik. Kuran’da çok bilinen bir ayet, “Hıristiyanları kendinize sevgi bakımından daha yakın olarak bulursunuz” diye. Dolayısıyla bu Kuran ayetlerine göre Müslümanların Hıristiyanlara şefkatinin ve saygısının olması gerekiyor. Bunu bir adım daha ileri götürmek istiyorum. Son on yılda Irak’taki Hıristiyan nüfusun yarısı ülkeden ayrıldı. Mısır’da da aynı şekilde kendilerini tehlikede hissediyorlar. Suriye’de tehlikede hissediyorlar. Müslüman liderlerin bu duruma yardımcı olmak, bunu düzeltmek için ne yapması gerekiyor? Ne söyleyebilirler? Özellikle Hıristiyanların kendilerini bölgede güvende hissetmesi ve oraya ait olduklarını hissedebilmeleri için.”

ADNAN OKTAR: Ahir zamandayız, Hz. İsa Mesih (as)’ın zamanındayız. Hz. İsa Mesih (as)’ın yeryüzüne inişi bir gerçektir. Hz. İsa Mesih (as) 2002 gibi Allahualem yeryüzüne inmiştir. Talebeleri ile şu an çalışma yapıyor. Bu anormalliğin, bu acımasızlığın, bu bağnaz tavrın çözümü Mehdiyet ve Hz. İsa (as) ile Hz. Mehdi (as)’ın birlikte hareket etmesidir. Bunun dışında bu deccal sistemine karşı bir çözüm yoktur.

STEPHANIE SELDANA: “Peki acaba sizce bunu söylemek bizi dini yükümlülüklerimizden muaf hale getiriyor olabilir mi? Çünkü bunu söylediğimiz zaman Müslümanlar ve Hıristiyanlar olarak yapmamız gereken şeyler var. Bizim de bu duruma yardımcı olmak için yapmamız gereken şeyler var. Böyle düşünürsek bizi bundan biraz uzaklaştırıyor mu?”

ADNAN OKTAR: Hz. İsa Mesih (as)’ı sevenler, Hz. Mehdi (as)’ı sevenler zaten ona talebe olarak onlar daha gelmeden ona zemin hazırlarlar. Dolayısıyla Mesih taraftarları Mesihi hareketler yaparlar. Yani Hz. İsa (as) gibi bir faaliyet içinde olurlar. Hz. Mehdi (as) taraftarları da Hz. Mehdi (as) gibi faaliyet içinde olurlar. Mesela siz Hz. İsa (as)’ın öncü talebelerisiniz. Bizler de Hz. Mehdi (as)’ın öncü talebeleriyiz. Biz de siz de bu deccal ruhuna karşı, bu acımasız, bu sadist ruha karşı, bu terör ruhuna karşı, bu dışlamacı, insan sevgisinden uzak, vahşet ruhuna karşı birlikte hareket ediyoruz.

STEPHANIE SELDANA: “Şöyle dediniz; ‘deccale karşı birlikte mücadele ediyoruz’. Sizi her gün milyonlarca insan dinliyor, size göre Müslümanlar ve Hıristiyanlar ve diğer dinlerden bütün insanlar bu şekilde durumu düzeltmek için ne gibi somut adımlar atabilirler? Sevgi getirmek için ve bu durumu düzeltmek için ne yapabilirler?”

ADNAN OKTAR: Hıristiyanlarla Müslümanlar mutlaka ittifak halinde olması lazım, birlikte hareket etmeleri lazım. Birbirlerini koruyup kollamaları, birbirlerine şefkat duymaları lazım. Deccaliyete karşı omuz omuza, samimi, candan bir mücadele vermeleri gerekir. Mesela sizlerle bu bağlantı, bu bir Mesihi bağlantıdır. Hz. İsa Mesih (as)’ın ruhunun bir yansımasıdır, Mehdiyet’in ruhunun bir yansımasıdır. Aynı şekilde Protestanlarla da, Ortodokslarla da -ama dindar olanlarla tabii- ittifak edersek dünyadaki bu zulüm kısa sürede ortadan kalkacaktır. Bu ittifak mutlaka olacaktır. Bunu Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri söylüyor. Hz. Mehdi (as) gelmiştir. Hz. Mehdi (as)’ın da zaten ana görevlerinden birisi Hıristiyanlarla ittifak etmesidir. Yani onlarla deccaliyete karşı mücadele etmesi. Ama fikri bir mücadele bu tabii, kan dökerek, can yakarak değil.

STEPHANIE SELDANA: Acaba kendisi Hz. İbrahim (as)’ın melekler kendisine misafir geldiğinde onlara nasıl davranmasıyla ilgili bu kıssayı anlatabilir mi? Acaba bu kıssanın insanların değişik inançlardan olan insanlara karşı tavrımızla ilgili bir ilgisi var mı? Bu konuda bize bir şey öğretiyor mu?

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Hz. İbrahim (as)’ın hiç bilmediği insanlardır bu gelen insanlar, tanımadığı kişilerdir; onları görür görmez davet etmiştir. Hemen semiz bir buzağıyı kestirmiştir, uşağına emretmiştir, en güzel şekilde bir sofra hazırlamıştır ve o kişileri buyur etmiştir. Tabii onlar melek oldukları için yemek yemekten kaçınmışlardır. O zaman Hz. İbrahim (as) bir olağanüstülük olduğunu anlamıştır. Çünkü çok uzaktan gelmelerine rağmen bu güzel insanların yemek yememiş olması, yemek yemekten kaçınmaları melek olduklarının delili olduğu için biraz insani olarak heyecan duymuştur. Ama Hz. İbrahim (as)’ın özelliğidir; hatta Halil İbrahim sofrası denir Türkiye’de; her gördüğü konuğa, herkese sofrasını açmıştır. İnancını sormadan, kişiliğini sormadan sevgi ve şefkat göstermiştir.

STEPHANIE SELDANA: “Hz. Meryem (as) Kuran’da çok önemli birisi, özellikle üzerinde duruluyor. Sizce Hz. Meryem (as), Müslümanların ve Hıristiyanların bir araya gelmesi ve birbirlerini anlamasında bir rol oynayabilir mi?”

ADNAN OKTAR: Allah, Hz. Meryem (as)‘ın bütün dünya kadınlarından üstün olduğunu söylüyor. Onu model almalarını söylüyor. Dolayısıyla tüm Hıristiyanların, tüm Müslümanların ve dünyadaki bütün kadınların Hz. Meryem (as)’ı örnek alması gerekir.

STEPHANIE SELDANA: “Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında devam eden bu diyalog sürecinde sizce ortak noktalarımıza mı odaklanmamız gerekiyor yoksa farklılıklarımıza mı?”

ADNAN OKTAR: Ortak nokta tabii ki. Yani Allah’ın birliği, Allah’ın varlığı, cennete, cehenneme inanmak, Allah’ın adaletine inanmak, sevgiye, barışa, kardeşliğe inanmak. Ortak noktalarda ittifak etmek tabii ki. Zaten Hz. İsa Mesih (as) geri kalan detayları halleder. Biz bu detayları halledersek Hz. İsa Mesih (as) da o detayları halledecektir. Ama Hıristiyanlar bu sözüme inansınlar. Hz. İsa Mesih (as) gerçekten dünyada, yeryüzünde. Bu dediğim doğru.

STEPHANIE SELDANA: Biraz daha bahsedebilir misiniz? Biraz daha açabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri son bin yılın en büyük müccedididir, yani en büyük din alimidir. O çok samimi, kesin bir dille, kesin delillere dayanarak, kendinden çok emin bir üslupla anlatıyor. “Hz. İsa Mesih (as) geldiği vakit, ilk geldiğinde kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Yakın talebeleri, seçkin talebeleri onu imanın nuruyla tanıyacak” diyor. Hz. İsa (as) uyur vaziyette bir Hıristiyan topluluğu içerisine bırakılmıştır. Müslümanlığı andıran bir topluluk içerisine bırakılmıştır, uyur vaziyette. Onlar onu uykusundan uyandırmışlardır. İlk kalktığında Aramice biliyor. Ama şu an İngilizce, Almanca, Fransızca; birçok yabancı dilleri öğreniyor. Hem Kuran hakkında, hem Tevrat, hem İncil hakkında çok detaylı bilgiye sahip oluyor ve bunu talebelerine de öğretiyor. Şu an faaliyet halinde Hz. İsa Mesih (as). Hz. Mehdi (as) da faaliyet halinde, her ikisi de ayrı ayrı kollardan faaliyet halindeler. Yalnız, Hz. İsa Mesih (as) dünya siyasetine etki ediyor. Dünyadaki önemli siyasetçilere, önemli askerlere, önemli insanlara yönelik bir faaliyeti var.

STEPHANIE SELDANA: Sizle ben değişik inançlara sahibiz. Ben genelde Müslümanları ve Hıristiyanları, evli olan bir kadın ve erkek gibi düşünüyorum. Dolayısıyla birlikte yaşamaya ve bir birimizi dinlemeye devam mı etmeliyiz? Sizin söylediğinizi kabul mü etmeliyim, yoksa size sorular sorup, kendi fikrimi beyan etmeli miyim?

ADNAN OKTAR: Zaten ortak noktaları vurgulamamız gerekiyor, en önemli konu bu. Allah’ın birliği, cennete, cehenneme inanmak, Allah’ın adaletine inanmak ve özellikle sevgi. Dünyada deccaliyetin ilk aldığı şey sevgidir. İnsanların birbirini sevmesi, şefkat duyması ve savaşların, kanın, terörün ve anarşinin kesinlikle son bulması, silahların yeryüzünden kaldırılması, bu konuda ittifak halinde faaliyet göstermemiz gerekiyor. Ama diğer konulara, detaylara girip tartışmaya girmek, şeytanın oyununa gelmiş oluruz o zaman. Tartışmaktan kaçınmak lazım. Allah Kuran’da diyor ki; “Onlarla, Hıristiyanlarla en güzel bir tartışma biçiminin dışına tartışmayın”. “Sadece onları Allah’ın birliğine davet edin” diyor Allah ayette. Yani böyle kırıcı tartışmalardan, sert üsluptan şiddetle kaçınmamızı söylüyor Allah ayette. Allah’ın birliği konusunda ittifak etmemizi söylüyor.

STEPHANIE SELDANA: Evet çok güzel, buna şunu eklemek istiyorum; birçok insan, Hıristiyanların ve Müslümanların birlikte yaşamasından bahsederken, sadece birlikte yaşamak diyor, çok az insan sevgiden bahsediyor. Sizce Müslümanlar ve Hıristiyanlar bu şekilde birlikte yaşamalılar mı ve birbirlerine ihtiyaçları var mı? Müslümanların buna ihtiyaçları var mı? Yani Hıristiyanlarla birlikte yaşamaya ya da Musevilerin veya Hıristiyanların Müslümanlarla birlikte yaşamaya ihtiyaçları var mı, yoksa sadece birlikte yaşamayı öğrenmemiz yeteli mi?

ADNAN OKTAR: Eğer ittifak edip Allah sevgisini, şefkati merhameti, barışı ve kardeşliği dünyaya öğretmezsek mağlup oluruz. Deccal galip gelir o zaman. Dünya o zaman cehenneme döner. Biz ittifak etmeye ve birlikte sevgiyi, barışı, kardeşliği, Allah’ın birliğini anlatmaya mecburuz. Bu bir lüks değil, bir mecburiyettir. Tevrat’a göre de bu böyle, İncil’e göre de böyledir, Kuran’a göre de böyledir. Dolayısıyla aksi durumda felaket kapıdadır. Mutlaka ittifak etmemiz gerekiyor. Mutlaka birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Özellikle deccaliyet tamamen yeryüzünden kalkıncaya kadar. Çünkü deccal insanlara kavgayı, nefreti, öfkeyi öğretti. Sevgiyi unutturdu insanlara, doğal sevgi insanlarda kalmadı. İncil’de ona dikkat çekilir, doğal sevginin kalkması olayına. Doğal sevgiyi kaldırmıştır deccal. Yapmacık sevgiyi insanlara öğretmiştir. Bu çok korkunçtur. Onun için Hıristiyanlar hiç çekinmeden, hiç içlerinde bir şüphe ve kuşku olmadan Hz. Mehdi (as) yanlısı, Mehdiyet yanlısı, Hz. İsa Mesih (as)’ı seven, O’na talebe olmak isteyen Müslümanlarla mutlaka ittifak edip geceli gündüzlü bu önemli görevi yerine getirmeleri gerekir. Aksi çok çok yanlış olur.

STEPHANIE SELDANA: Şu anda sizi birçok insan dinliyor, özellikle Müslümanlar. Yani onlara sizin mesajınız, eğer başka inançlardan insanlarla iş birliği yaparlarsa, hayatlarının daha güzel olacağı yönde mi?

ADNAN OKTAR: Ahiretleri çok güzel olur ve dünyaları çok güzel olur. Biz, bu dünyanın güzelliği için değil tabii amacımız. Asıl ahirette Allah rızasını kazanmak için, Allah’ın sevgisini kazanmak için gayret ediyoruz. Ama buna bağlı olarak dünya da cennete dönecektir tabii, Altınçağ olacaktır. Bütün silahlar kalkacaktır. Dünyada artık kan dökülmeyecektir. Kurtla aslan birlikte yaşayacaklardır. Bu hem Tevrat’ta da belirtilen, hem de Peygamberimiz (sav) hadislerinde belirtilen bir olaydır. Zaten kıyamet de hemen yakındır. Yaklaşık yetmiş yıl sonra ne Hıristiyanlık kalacak, ne Musevilik kalacak, ne Müslümanlık kalacak. Şu önümüzdeki 10 yıl içerisinde hem Hz. İsa Mesih (as)’ı göreceğiz, hem Hz. Mehdi (as)’ı göreceğiz. Biz var gücümüzle bunun için gayret edelim. Dünyayı mamur etmek amacı olmadığını da insanlara söylemek lazım. Çünkü  dünya 70 yıl sonra zaten bozulacak. 2120 gibi de zaten kıyamet kopacak. Biz sadece dünyayı düzeltmek amacıyla hareket etmiyoruz. Asıl amacımız, bir daha söylüyorum, Allah’ın rızasını kazanmak,  Allah’ın sevgisini kazanmaktır. Ama ona bağlı olarak da Allah dünyayı tabii ki adeta cennet haline getirecektir. Bunu göreceksiniz, hep birlikte göreceksiniz. Bu konuşmamızı bant olarak saklayın, 10 yıl sonra izlediğinizde sözümün doğru olduğunu göreceksiniz.

STEPHANIE SELDANA: Bana sormak istediğiniz ya da konuşmak istediğiniz başka konu yoksa, benim sorum bu kadardı.

ADNAN OKTAR: Benim ondan bir ricam olacak, Hıristiyanlarla ittifakımızı güçlendirelim. Bu konuda bizlere daha çok yardımcı olsun. Daha iç içe olalım, daha birlikte hareket edelim. Özellikle Darwinizm’i-materyalizmi dünyadan yok etme, bu aldatmacayı insanlara anlatıp doğrusunu gösterme, Allah’ın yarattığını onlara ispat etme konusunda ittifak edelim. Allah’ın birliği konusunda, Allah sevgisi konusunda insanlara bilgi verelim. Birlikte bu faaliyetleri yapalım. Bu konularda ittifak edelim. Bunu yaygınlaştırmada bana yardımcı olmasını istiyorum.

STEPHANIE SELDANA: Benim de eklemek istediğim bir şey vardı; benim de yazdığım bir kitap var, Suriye’de geçirdiğim zamanla ilgili. Burada öğretmenimi anlatıyorum. Kendisi Müslüman bir hanım, bana Kuran’ı öğretti, her hafta gelip benle otururdu, konuşurdu, sonra da bana kendi mescidinde İngilizce öğretmemi rica etmişti. Dolayısıyla bu, iki farklı inanç arasında çok büyük bir sevgi ve dostluk olabileceğini gösteren bir örnek bence.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel. Bunun sayısını inşaAllah hep birlikte arttıralım.

Sevgilerimi, saygılarımı, selamlarımı sunuyorum, inşaAllah görüşmek üzere, Türkiye’ye de bekliyorum.

STEPHANIE SELDANA: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kısa bir ara verelim devam ederiz.

DAMLA HANIM: Hocamızın güzel sohbetiyle devam ediyoruz, buyurun Hocam.

ADNAN OKTAR: Fransa’da bir konferans mı, bir şey dediniz.

DAMLA HANIM: Evet Hocam bilgilerini verebilirim,inşaAllah.Fransa’daki konferanslarımız Çarşamba günü başladı. Sadun, Emir, ve Ufuk kardeşlerimizin üçüncü konferansları bugün Avrupa’nın en büyük camilerinden biri olan d'Evry Courcouronnes  Camisi’nde oldu. Cuma namazını takiben, saat 1 gibi başladı ve biraz önce sona erdi. Fosil, afiş ve kitap sergisi çok büyük bir ilgi gördü Hocam, maşaAllah. Gün boyunca, yaklaşık 1500- 2000 kişi sergileri gezdi ve konferansları dinledi. Fransa’nın en önemli televizyon kanallarından biri olan Kanal Plus, tüm gün çekim yaptı, çeşitli röportajlar gerçekleştirdi. Bu kanal, Fransa’da sizin eserlerinizi temel alan çalışmalarla ilgili bir belgesel hazırlayacak Hocam, inşaAllah. Yarın Rouen şehrinde iki konferans olacak. Pazar günü Paris’in en önemli salonlarından biri olan Maribel Salon’unda bir konferansımız olacak,inşaAllah. Bu konuda bilgi almak isteyen kardeşlerimiz; hyfrance@gmail.com adresine yazabilirler Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, 2012 çok güzel başladı, maşaAllah. Güzel gelişecek, güzel şeyler olacak, hep birlikte göreceğiz. En muannid adam bile, en muannid bile imana gelecek.

Müslümanlığı öyle gösterdiler ki, bir kere Müslümanlık kan dinidir diye gösterdiler, kan dini olarak, kan akıtır. Yahudileri keser, Hıristiyanları keser, Müslümanlardan Alevileri, Bektaşileri, Vahabileri, Caferileri hepsini keser, dinden döneni keser. Adam, ben Müslüman değilim diyebilir, Allah’ın kaderde ona yaratacağı bir şey. Nasıl iman verdiyse, imanını da alabilir. Hadiste; “Akşam imanlı olur, sabah imansız kalkar” diyor. “Gündüz imanlı olur, akşam değişir” diyor. Olabilir, niye kesilsin adam? Zaten “komünist, dinsiz, imansız, pırasa gibi doğranacak” diyor da, fakat diğerleri de doğranacak bu şekilde diyor. Bir kere kan var, sevgi yok, nefret üzerine kurulu sistem. İltifat yok, muhabbet yok, dostluk yok. Dedikodu var, kin var ve nefret var. “Bunu Allah için yapıyoruz” diyor. Zaten içinde nefret var, konu arıyor, oda onu tatmin etmiş oluyor.

Şimdi Hıristiyanlar ayrı gidiyorlardı, önümüzdeki yıllarda beraber hareket edecekler Müslümanlarla. Museviler de beraber hareket edecek. Yani Ehl-i Kitap ve Müslümanlar birlikte hareket edecekler. Bu beladan kurtulacağız. Bediüzzaman diyor ki; “Ayrı ayrıyken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet bu  ittihat neticesinde galip olacak istidadındayken cismi beşerisiyle semavatta bulunan Hz. İsa (as)’ın semavi nüzulü kati olmakla beraber, tam bu esnada Cenab-ı Allah’ın semasından nüzul eder”. Tam ortam müsaitken, inşaAllah. Şimdi bugünler böyle geçecek, bayağı bir şeyler yapacağız. Konferanslar, 1000 küsur dedin, değil mi, kaç?

DAMLA HANIM: Evet, 1500-2000 kişi, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, daha önce 40-50 kişiydi gelenler. Birden 2000. Kim gönderiyor? Allah gönderiyor. Kim kabul ettiriyor? Allah kabul ettiriyor. Peş peşe de konferanslar, bu konferansı yapan kardeşlerimizi tebrik ediyoruz, Allah razı olsun. Allah her adımlarınca, her nefes almaları kadar sevap yazsın. MaşaAllah, ahir zaman mücahitleri, iftiharla anacaklar bu güzel günleri, sevinçle.

Her kesimi kucaklayıcıdır Mehdiyet. Mini eteklisini, dekolte giyenini, çarşaflı olanını, çarşafsız olanını, Hıristiyanını, Musevisini, Budistini, dinsizini, imansızı, komünistini hepsini şefkatle kucaklayan bir sistemdir Mehdiyet. Biz de talebeleriyiz, Hz. Mehdi (as) talebeleriyiz. Bağnazlıkta, ancak kendi cemaati, kendi topluluğu vardır. Onlar da kendi içinde nefret ederler birbirlerinden. Ben biliyorum, öyle bir topluluk var. Birçok toplulukta bunu bilirsiniz, acayip nefret ederler birbirlerinden, meşhur. Halbuki Allah bizi sevmek için yaratıyor. İbadet için ve sevmek için. Allah’ı seveceğiz, Allah için de insanları seveceğiz.

Başka öyle resim göstereceğiniz var mı?

DAMLA HANIM: Ankara ve İstanbul’daki metrolarda bir hafta süreyle led ekranlarda, A9 Tv tanıtımı başlamıştı. Halkımızın çok dikkatini çekmiş, maşaAllah. Kardeşlerimiz de resimlerini göndermişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu da Allah’ın ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde insanlara sunduğu bir nimet. Bak Bediüzzaman diyor ki; “Benim devrimde Hz. Mehdi (as)’ın çıkması mümkün değil. Ta ki ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o tohumlar sümbüllenir, o daire genişlenir, biz de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Şimdi biz o devirdeyiz. Hz. Mehdi (as) öncüsüyüz, görüyorsunuz gelişmeleri, maşaAllah.

Acayip güzel Şeyh Nazım Hocam, o dünya tatlısı, o benim canım, o benim birtanem. Şeyh Nazım Hocamız’a dua etsinler. Çok iyi geliyor dua Müslüman’a. Baktım daha iyi olmuş. Öyle tatlı, öyle şakacı, böyle bir olay yok dünyada. Şeyh efendiler genelde kendilerini biraz ağırdan satarlar,birçoğu öyle. Acayip mütevazi, akla hayale gelmeyecek şakalar yapıyor, acayip tatlı şeyhim.

“Megan Fox’u yanlış yere çıkarmışlar. Adnan Hocamız daha uygun bir format olur” diyor, Selahaddin Yıldırım. Nedir bu olay?

DİDEM HANIM: Hocam, Megan Fox diye ünlü bir bayan var, şu an Türkiye’de ve Beyaz Show’a çıkmış. Fakat Twitter’da yüzlerce asıl sizin programınıza çıkması gerektiğiyle ilgili yazı yazılmış.

ADNAN OKTAR: Megan Fox’un? Kim bu bayan, görebiliyor muyuz?

DİDEM HANIM: Evet, resmini gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Acayip güzelmiş bu bayan, maşaAllah. Olağanüstü güzelmiş. Bu ne güzellik böyle, maşaAllah, elhamdülillah.

DİDEM HANIM: Kendisine Yaratılış Atlası gönderilmişti. “Antropolojiyle, insan tarihiyle çok ilgileniyorum” demiş, “sadece bir arkadaşım var, kimseye güvenemiyorum” demiş.

ADNAN OKTAR: Çünkü insanların birçoğu hasut, kıskanç. Ne diyecek? “İşte bugün rengini soluk gördüm” asabını bozmak için çocuğun. İşte “ben konuştum, çoğu kişi senden nefret ediyor, aklını beğenmiyorlar, burnun biraz eğri.” Birçok insan ahlaksızlığa çok meyyal. Halbuki bak dünya güzeli, acayip tatlı, çok etkileyici güzel bir hanım. İnsan ona candan davranır, şefkatle davranır, merhametle davranır. Onu onore etmek, gönlünü almak çok büyük bir nimettir. Bir kere kadına karşı terslenilmez. Kadın daima haklıdır ben size söyleyeyim, daha önce de söyledim, güzel bir kadın özellikle, yüzde yüz haklıdır, inşaAllah.

DAMLA HANIM: Hocam, Megan Fox ile ilgili bir soru sormuşlar, neden ünlü olduğuna dair. Şöyle söylemiş: “Hayatındaki bu gelişimin tamamen Allah ile ilgili olduğunu düşündüğünü ve kaderde olduğu için böyle olduğuna inandığını” açıklamış kendisi.

MaşaAllah, söylediğiniz şey çok önemli. Hep görenler, dediğiniz gibi yorumlar yapmışlar; “umulduğu gibi değil aslında, zayıf, çirkin.” Bu tarz şeyler söylemişler.

ADNAN OKTAR: Bakın, ne kadar büyük vicdansızlık, terbiyesizlik. Halbuki, ben samimi olarak söylüyorum, acayip güzel. İnsan samimi vicdanıyla hareket eder. Ne kadar güzel Allah’ın bir tecellisi.

DİDEM HANIM: Hocam, bir televizyon programcısı da bu şekilde bir ifade kullanmış. Biri de ona cevaben Twitter’da; “Adnan Oktar bu lafa çok kızacak” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Kızarım tabii. Ne diyor?

DİDEM HANIM: Mesela “Megan Fox, bildiğiniz çirkin” diye yorum yapmış bir televizyon program sunucusu. O da “bu lafa Adnan Oktar çok kızacak” diye ona cevap yazmış. “Aşırı zayıf, dizkapağı yamuk” diye, bu tarz yorumlar yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Ne biçim vicdanlı insanlar var, hayret ediyorum yani. Bayağı güzel maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, hidayet versin ona, güzellik, sağlık, sıhhat versin, iyilik versin. İyilerle beraber olmasını Allah nasip etsin.

Mesela çocuklar çıkıyorlar, soğuk soğuk buz gibi şakalar, mahcup etmekten çekinmiyorlar. Çok güzel kadınları çıkarıyorlar, kadını mahcup etmek ne kadar ayıp bir şeydir. Mesela laf cambazlığıyla onu açmaza sokmak, mesela şaşırtmak, insanlara onu güya küçük düşürmeye kalkmak, çok çok ayıp ve çok çirkin bir harekettir. Kadın sadece onore edilir, kadına sadece saygı duyulur ve değer verilir. Ve özenle kaçınılır mahcup etmekten. Yani acaba benim sözüm, bir yönden acaba mahcup edici olabilir mi, sözümden acaba alınabilir mi gibisinden, çok zekice, çok akıllıca bir tavırla kadınla konuşulur. Kadınlar çok hassas varlıklardır, ufacık bir şeyden alınır, ufacık bir şeye üzülür. Yani bir bakıştan, sesin akışından bile olumsuz etkilenebilir. Mesela, ne bileyim, rahatsız olmuş bir sesle nasılsın demek bile onu rahatsız edebilir. Her şeye çok dikkat etmek lazım; ses tonuna, konuşmasına, üslubuna, samimiyete. Samimi olmadığında, çok rencide olur kadın, çok hassas bir varlıktır. Adamlar ne yapıyor? Mahcup etmeye çalışıyor, kabalıkla etkileyeceğini zannediyor. Kadın kabalıktan sadece tiksinir ve nefret eder, öfkelenir. Bazı hanzolar da kabalıkla, alaycılıkla kadını etkileyeceğini zannediyor. Kadın çok büyük bir nimettir ama çok özenle bakarsan kadın çok güzel olur, aynı çiçek gibi.

Geçenlerde de bir güzel kız daha gelmişti. Kimdi o? Adriana Lima. Çocuğu hoplatıyorlar, zıplatıyorlar, işte spor faaliyeti yaptırıyorlar. Onun zekasını, onun candanlığını, onun hoş tavrını ortaya koysana. Çocuk mecburen yapmacık hareketler yapıyor, yani öyle bir talep gösteriyorlar, öyle bir talepleri varmış gibi gösteriyorlar. Çocuk kendisi olamıyor o ortamda, olamadı yani kendisi olamadı, doğal tavrını gösteremedi, yani doğal kişiliğini gösteremedi. Halbuki o da çok zeki, acayip güzel bir kız, çok kaliteli bir kız. Öyle geldi gitti. Bence, başından sonuna kadar gergindir o, çok çok rahatsızdır. Halbuki insan onu kendi evinde gibi rahat ettirir. O da bizden bir insan, bir can. Mesela ona sevgi gösterilse, şefkat gösterilse, nezaket gösterilse, güzel yönleri çok iyi vurgulanmış olsa, onore edilmiş olsa, o açılır. Ama ortam çok gergin oluyor, yani arenaya çıkmış gibi oluyor adeta. Yani adeta canı derdine düşüyor gibi oluyor. Öyle olunca olur mu? O zaman rahat edemez. Çünkü mahcup olma korkusuyla bir kadın, ne derece candan hareket edebilir, değil mi? Sürekli teyakkuz ne hale getirir onu, niçin öyle bir şeye gerek olsun?

Bir hanım kardeşimiz yazmış; “Adnan Hocam, Selamun Aleykum.” Aleykum Selam. “Yanınızdaki güzel talebeleriniz Megan Fox’tanbeş kat daha güzeller” diyor.

Kadınlar birbirinden güzel olur. Daha güzel kadın olmaz, birbirinden güzel olurlar. Megan Fox dünya tatlısı, çok çok güzel, onlar da güzel, onlar da güzel. O zaman ne deriz, birbirinden güzeller, maşaAllah.

“Bir tanemiz Adnan Hocamız. Hocam, siz yargıdaki bozukluğa aylar önce, yıllar önce dikkat çekmiştiniz. Şu günlerdeki olaylarla ne kadar doğru tespit yaptığınızı bir kere daha görülmüş oldu. Halbuki siz bu konuyu çok detaylı, çok kapsamlı defalarca vurgulamıştınız. ‘Yargıdaki bozukluk giderilmeli. Yargıda iddia edilen Ergenekon terör örgütünün de etkisi var. Bu yönde çalışma yapılmalı’ diye hatırlatma yapmıştınız” diyor. “Gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz Hocam? Sizce yargıda reform gerçekten yapılabilecek mi?” diyor. Tabii yapılır. Çünkü hükümeti biz samimi buluyoruz.

“Hocam, içtiğiniz nedir?” diyor, “Allah muhafaza” diyor. Alkol yok, alkol zararlı dedik, yani gerçekten zararlı.

Yine bir hanım kardeşimiz yazmış; “Hocam, hep talebeleriniz bu kadar güzel mi, yoksa seçme mi?” diyor, “maşaAllah Allah nazardan saklasın” diyor. Benim çok çok çok güzel birbirinden güzel yine talebelerim var, yani inanılmaz güzeller, maşaAllah. Hepsi birbirinden güzeller ve beni çok çok severler.

“Urfa Sıra Geceleri” demiş kardeşimiz. “Adnan Hocam, maşaAllah çok güzel ilminiz var” diyor. “Dikkatimi çeken bir konu var, lütfen bağışlayınız, diğer televizyon kanallarına da bakıyoruz, diğer kanallardaki hanımlarda bu kadar makyaj yok” diyor. “Hanım kardeşlerimiz hem dekolteler, hem de makyajlılar” diyor, “neden bu böyle?” diyor. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.

Hani bir film vardı diğer kanalları gösteren, bir gösterin. Ben mi yanlış anlıyorum anlayamıyorum yani, gece gündüz bana böyle mesaj gönderiyorlar. Bir baksınlar diğer kanalların konumu ne, bizim kanalın konumu ne? Ben bir anlayayım bakayım yani.

VTR- Televizyon kanallarından seçme bölümler.

ADNAN OKTAR: Çoluk çocuk akşama kadar bu televizyonları seyrediyorlar, başka kanallar yok zaten, bilinenler o. Ondan ona, ondan ona büyük bir dikkatle bunları izleyen adamlar, oturuyorlar bana akıl veriyorlar. Niye başları açıkmış, niye makyajları varmış. Başı açık olacak işte, kafanızı takmayın. Makyajlı da olur kadın yani, niçin olmasın? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında hanımlar makyaj yapıyorsa, özellikle Peygamberimiz (s.a.v.) tavsiye ettiyse, sünnettir zaten sürme çekilmesi. Bunda anormal olan ne var? Siz akşama kadar bu kanalları seyrediyorsunuz, ondan ona, ondan ona. İşte ana kanallar, Türkiye’de hemen hemen tamamını gösterdiğimiz. Bir de ailece böyle, çoluk çocuk hep beraber seyrediyorsunuz tempo tutarak, ondan sonra da diyorsunuz ki “niye başı açık?”. Sizin derdiniz ne biliyor musunuz? İslam her kesime yayılıyor, çok başarılı bir çalışma var. Çünkü bizi şu an 30 milyonun üstünde insan seyrediyor televizyondan. Müslümanlığı böyle küçük, ufak bir bölüme zaptedip orada hapsetmek istiyorlardı. Biz o duvarları yıktık, açtık. Bütün milletimizi kucaklayan şekilde İslam’ı anlatmaya başlayınca adamlara daral geldi, bunaldılar. Başı açığa anlatmayacaksın, masona anlatmayacaksın, CHP’liye anlatmayacaksın, hiç kimseye anlatmayacaksın, komüniste anlatmayacaksın, Alevi, Bektaşi, Caferi; zaten onları hiç kale almıyor, direk doğramayı düşünüyorlar. Hıristiyan, Musevi, Yahudi; zaten onlara da hiçbir şekilde anlatılmayacak. Ne olacak? Sadece cemaate gelen, camiye gelenlere konuşacaksın, onlara da hakaret ederek konuşuyorlar, aşağılayarak. Hepsini tenzih ederim ama bir kısmının kafası bu. Belirli bir semtte oturacaklar ki hiçbir yere gitmeyecekler, asosyal olacaklar. Sinemalara, tiyatrolara, lokantalara, hiçbir yere gidilmeyecek. Evden de dışarı çıkmayacak hanımlar, kapalı kalacaklar. Beyler de sarıklı cübbeli olduğu için onlar da zaten belirli semtlerde kalmak mecburiyetinde kalacaklar. Belirli semtlere dahi gitmiyorlar. Görüyor musunuz dışarıda? Göremiyorsunuz. Doğal bir tecrit olmuş olacak, gettolaşacaklar ve kendi içinde yavaş yavaş Müslümanlık eriyip yok olacak diye düşünürlerdi bir kısım kardeşlerimiz. Ben o kafayı kaldırdım işte. Özelliğim o. Ve birçok cemaat de bunun etkisinde kaldı. Başı açık; öğretmenlerinizin başı açık, sokaktaki kişilerin başı açık, akrabalarınızın büyük bölümünün, yüzde yetmiş-sekseninin başı açık, kendi kızlarının başları açık, kendi kızı, torunu, teyzesi makyaj yapıyor. Onlar sorun olmuyormuş da siz makyaj yapınca sorun oluyormuş. Sizin başınız açık olunca sorun oluyormuş. Çok samimiyetsiz bu.

DAMLA HANIM: Hocam, bir kardeşimizin faaliyeti vardı, söyleyebilir miyim?Bahar Kılıç ve Mehmet Emre Çiftçi kardeşlerimiz Konya’da, Bosna Hersek Selçuklu Üniversitesi civarında, ayrıca polis lojmanlarında, kitap, DVD, broşür dağıtımı yapmışlar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan, koç yiğitler, maşaAllah, aferin. Allah gayretlerini, şevklerini artırsın, başarı versin Allah, etkisini meydana getirsin, tesirlendirsin Allah. Derin iman versin Allah, derin iman; en büyük nimet odur. Onu kazandın mı, oh, cennet başladı Allah’ın izniyle. Dünya cennetinden ahiret cennetine doğru gidiş halinde demektir. Ruhuna bereket, bedenine bereket. Hemen etkisi başlar. Allah’tan kuşku duyulunca beden mahvoluyor, ızdırap çekiyor. Çünkü beden Allah’a âşıktır. Hücreler Allah’a âşıktır. Allah’tan kuşku duydun mu bütün beden yas tutar, ızdırap çeker, debelenir, çökmeye başlar. Dayanamaz beden ona. Mahvolur, Allah vermesin. Onun için Allah ayette diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor. Allah’ı coşkuyla sevmekle, Allah’ı hakkıyla anlamakla, hakkıyla iman edip hakkıyla Allah’tan korkmakla. O zaman beden şifa buluyor işte. Ruh da şifa buluyor. Hz. İsa Mesih (as)’ın güzelliği, Hz. Muhammed (sav)’in güzelliği ve ferahlığı insanın üstüne sinmeye başlıyor. Hz. İsa Mesih (as) çok imanlıydı. Suyun üstünde yürüyordu, talebesi de yürüyordu; birden suyun içine battı. “Neden imanını kaybettin? Niye imanın zayıfladı?” dedi. “Acaba batar mıyım?” diye düşünmüş, “batar mıyım?” diye düşününce batmış. Hâlbuki imanını muhafaza etseydi gelirdi, diyor. Çok yüksek iman lazım. Çok samimi iman lazım. O zaman insan madde olmaktan çıkıyor. Nuraniyet kesbediyor. Hz. İsa (as) o suyun üstünde yürürken cisim olmaktan, madde olmaktan çıktı. Bütün vücudu nur kesildi, nuraniyet. Suyun üstünde de gelir, havada da gider, maddenin içinden de geçer. Nur kesilmiş çünkü. Ama onun için tabii çok derin bir iman, çok aşkla Allah’ı sevmek gerekir.

AYLİN HANIM: Hocam, çok güzel açıkladınız derin imanı. “Allah’ı unutunca bütün beden yas tutar” dediniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, beden dayanamaz ona. Bütün vücudu kasılmaya başlıyor. Dili, dişi kasılır, eli ayağı kasılır. Bunalır vücut. Ne uykusu uykuya benzer, ne yemesi yemeğe benzer, ne yürümesi yürümeye benzer. Adam diyor ki; “üstümde bir sıkıntı var”. Düşünemiyor. “İlaç mı alsam?” diyor. Baş ağrısı yapar. Müthiş sıkıntı yapar. Bütün vücudu kasar iman zafiyeti. İnsanı bunaltır. Vücut ona dayanamaz. En bunaldığı şeydir vücudun. İmanda çok ferahlar. Her yeri, kasları, bütün vücudu gevşer. Üstüne bir ferahlık gelir, suhulet, kalbine bir iyilik güzellik gelir.

“Dr. Muhammed Ali Fatih Erbakan Bey, bir konferans vermek üzere, 22 Ocak pazar günü saat 13’te Kocaeli Kartepe İlçesi Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’ne gelecektir. Saat 15’te bitecek programdan sonra, Kocaeli Çayırova İlçesi Saadet Partisi Kongresine 15:30’da katılacak olan Fatih Erbakan Bey, Çayırova Kongremizin kapanış konuşmasını yapacaktır. Kocaeli Kartepe’den Çayırova’ya konvoy yapılacaktır.” Fatih coşmuş, hadi bakalım hayırlısı. Gidişat iyi. “Bu programda sizleri de aramızda görmek, bizleri mutlu edecektir. Programa tüm bay ve bayan vatandaşlarımız davetlidir. Saygılarımla” diyor. Aferin kardeşimize, maşaAllah.

“Bir gün gelmediniz, sizi ne kadar çok özledik. Az önce eve geldik, hemen A9’u açtım, sizi görünce dünyalar benim oldu canım Hocam. Şimdi kadın ruhuyla ilgili çok güzel açıklamalar yaptınız. Sizi dinleyince, biz bile bu kadar anlayamıyormuşuz diye düşündük. Duygularımıza ne güzel tercümansınız.” diyor. Ne şeker hanım, maşaAllah.

“Geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken, Hz. İsa (a.s)’ın nasıl dünyaya ineceği konusunda kafamıza birçok soru takıldı. Arkadaşıma göre; ‘Hz. İsa (a.s) gökten yere doğru inerken, herkes onun fiziki boyutta onun inişini görecek’ dedi.” Hayır, böyle yok. İnerken melekler kolunda indirecekler, iki kolunda. Fakat görünür hali alması bulunduğu odada olacaktır. Orada aniden görüntü halini alacaktır. Oraya indirilinceye kadar Allah göstermez. Gökyüzünden indirilişini, onların hiçbirini, melekler görür onu. O aklın ihtiyarını kaldırır. Uyur halde bıraktıklarında melekler, ondan sonra tamam, ondan sonra görünür. “Hocam, sizce böyle mi olacak? Ne zaman dünyaya zuhur edecek” diyor, Yunus Necdet Karadağ.

İşte zemin hazırlıyoruz, zemin olmadan gelmez. Hz. İsa Mesih (as) bizzat Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele etmeyecek. Yani imani bir çalışması da yok. Onun tamamını Hz. Mehdi (as)’a bırakmıştır. Onların hepsini Hz. Mehdi (as) bitirecek. Hz. İsa Mesih (as) siyasi çalışma yapıyor, imani-siyasi. O kadar, inşaAllah. Ağırlık Hz. Mehdi (as)’ın üstündedir. Onun için imam olarak Hz. Mehdi (as)’ı tayin ediyor zaten. “Sizsiniz efendim imam” diyor. Yani Hz. Mehdi (as) defalarca gayret ediyor onu imamlığa geçirmek için, “efendim siz Hz. İsa Mesih (as)’sınız, peygambersiniz, siz layıksınız, buyurun” diyor. “Hayır, Peygamberimiz (sav)’den hadis var, Allah’ın hükmü budur” diyor. Zaten ona vahiyle de bildiriliyor. “Sensin, dünyanın imamı sensin” diyor. Ondan sonra onu sırtından, iki omzundan iterek böyle yarı şaka yarı ciddi, imamlığa geçiriyor.

Bakın, bizim dışımızda Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as)’ı böyle gündem yapan yok. Şimdi Hz. Mehdi (as)’ın varlığını bilerek, İsa Mesih (as)’ın varlığını bilerek bir insan lakayt olarak haftada bir kere “evet, Hz. Mehdi (as) da vardı” diyorsa Mehdiyet’le alakası var mıdır o insanın? Bence yoktur. Yani Peygamberimiz (sav)’in müjdelediği ve 1400 seneden beri ümmetin geceli gündüzlü beklediği, 3000 yıldan beri de Musevilerin beklediği Hz. Mehdi (as) gelecek, -gece gündüz dua ediyor Museviler- fakat şahıs lakayt olacak, ilgisiz olacak. Yer belli, şekil belli, her şey belli, alametler belli.

Bir hoca efendi; “yüzyıl sonra gelecek” diyordu; baktım “tamam” diyor, “geldi” diyor. Doğrusu budur, samimi olan budur. Öbür türlü ayıp. Çünkü samimiyetsiz bir ifade olmuş oluyor. Niye? Çünkü sen şeyhine muhalif konuşmuş oluyorsun. Yüz yıl sonra olur mu? Geldi diyorsa Şeyhimiz, bitti. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ilhamla konuşuyor, kendinden konuşmaz Şeyh Nazım Hocamız. Mesela Hz. Mehdi (as) konusu soruluyor; geçiştirir, çoğu zaman geçiştirir. Ama ilham geldiyse müthiş bir akıcılıkla ve bayağı güzel anlatıyor. Mesela ben cezaevinden çıktığımda yaptığı konuşması (Şeyh Nazım Kıbrısi ile Adnan Oktar’ın 1987 Yılında Bir Sohbeti) sünuhattı, sünuhatla konuştu. Nefis bir edebi akıcılık vardır, bakın konuşmaya. Hiçbir duraksama yok, mükemmel bir akıcılık, sırlarla doludur. Tabii, sünuhatla konuşuyor, ilhamla konuşuyor, inşaAllah.

“Naçizane hediyemizi kabul etmenizi ve bizlere dua etmenizi diliyorum” diyor. “İmtihanın çok çetin geçtiği şu günlerde, İslam’a var gücümüzle sarılarak, imanımızı güçlendirmeye ve çevremizi bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Rabbim bizleri şaşırtmasın, Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet eden kullarından eylesin, inşaAllah. Yüce Rabbim bizi Hz. Mehdi (a.s) ile birlikte, Peygamber sancağı altında toplanan kullarından eylesin. Allah sizlerden razı olsun, bizleri de razı olduğu kullarından etsin, inşaAllah” diyor, maşaAllah.

“Sevgili Hocam, sizi tanıdığımız ilk günden bu yana, sohbetlerinizi, duruşunuzu, sabrınızı ve beşeri ilişkilerinizi ilgiyle ve hayranlıkla takip ediyoruz. Sohbetlerdeki edebinizi ve talebelerinize karşı olan anlayış ve hoşgörünüzü örnek alıyor ve takdir etmeye çalışıyoruz. Sizi tanıyıp örnek almaya başladığımızdan beri, içimiz içimize sığmaz oldu. Gaflete düşmediğimiz zamanlarda sizin ve Hz. Mehdi (a.s)’ın bir talebesi olduğumuzu ve bu şerefe yakışır davranışlarda bulunmamız gerektiğini düşünmeye başladık. Size yakışır bir talebe olmak için, gaflet perdesini yırtmaya çalışıyoruz ve dualarınızı bekliyoruz” diyor, maşaAllah.

Mehdiyet zordur. Yani, hateme velidir Hz. Mehdi (as). Hz. Mehdi (as) için cin düşmanlar yaratılmıştır, insan düşmanlar yaratılmıştır. “Her peygamber için” diyor Cenab-ı Allah, “ins ve cin düşmanlar yarattık” diyor Cenab-ı Allah. Mesela Peygamberimiz (sav) de cinlerden taife üstüne üşüşüyorlar adeta, Kuran’da ayette de vardır, inşaAllah. İnsanlar da üşüşmüştür, cinler de üşüşmüştür. Çok zorlu imtihanlardan geçmiştir ama Hz. Muhammed (sav) olmuştur, maşaAllah.

“Saadet Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Dr. Fatih Erbakan, 21 Ocak Cumartesi saat 19:00-23:00 İstanbul Esenyurt’ta olacak. Buradaki Esenyurt Meydanı Seramoni Düğün Salonunda yapılacak olan, merhum liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın anma ve anlama gecesine katılacak olan Dr. Fatih Erbakan, birde önemli bir konuşma yapacak. Tüm vatandaşlarımız davetlidir.”

Aferin Fatih’e. Fatih, Erbakan Hocam oldu çıktı, maşaAllah. Aferin Fatih’e.

AYLİN HANIM: Sizin manevi desteğiniz, duanız çok önemli Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Sadece temiz, efendi, terbiyeli, nezaketli olmanın dışında başka bir özellik göremiyoruz. İmanlı ve muttaki olmanın dışında, bu güzel özelliklerinin dışında bir ters tavrını göremiyoruz, inşaAllah. Ben o yüzden vicdanen çok rahatsız olduğum için kalbi desteğimi sunuyorum Fatih’e. Benim desteklediğim bir insan da mutlaka abad olur, mutlaka. Bakın, görün; Saadet’in başına geçecek. Tek başına bir ferdim ben, göreceksiniz, Saadet’in başına geçecek, bir yere yazın, inşaAllah. Hem de coşkuyla, muhabbetle. Adam harcama devri bitti. Öyle bir şeye ben şahsen vicdanımla müsaade etmem. Hukukla, sevgiyle müsaade etmem, inşaAllah.

Ayşe Tülin Şahin Güngör, Bahar Kılıç, Ramazan Başpınar, Mehmet Emre Çiftçi, Yasin Yolcu. Allah Allah, Konya’yı yıkıyormuş bu gençler, maşaAllah, elhamdülillah.

DAMLA HANIM: Resimleri de vardı Hocam.

ADNAN OKTAR: Göster. Bak benim canlarım, hava buz gibi soğuk, sıfırın altında. Bak, fakir benim canlarım, benim koç yiğitlerim. Çok az bir imkanları oluyor, fakat var gücüyle Allah için, İslam için hizmet ediyorlar, maşaAllah. Bak o soğuk havada, maşaAllah, elhamdülillah. Harfleri adedince, her adımları adedince Allah sevap yazsın, inşaAllah. Dağıttıkları kitapların harfleri adedince, inşaAllah.

DAMLA HANIM: Hocam, bir faaliyetleri daha olmuştu kardeşlerimizin, ondan da bahsedebilir miyim? Kars’ta öğrenci olan kardeşlerimiz geçtiğimiz günlerde, Kars merkezde A9 Tv broşürleri dağıtmışlar. Halk çok büyük ilgi göstermiş Hocam, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kars, koç yiğit doludur. Kars, Ağrı, Van. Van’da kardeşlerimiz yine çadırda kalan varsa, bana söylesinler. İstirham ediyoruz, tekrar söylüyorum ama mutlaka söylesinler utanmasınlar. Kardeşlerimiz çünkü çok efendi, çok terbiyelidir Vanlılar. Ayıp olur derler, hani bir kere söyledik, iki kere söyledik. Soğuğa yiğitlik olmaz, soğuk adamı hasta eder, Allah esirgesin. Allah rızası için mutlaka söylesinler. Kendi adlarına söylemiyorlarsa, oradaki mümin kardeşlerimiz adına söylesinler, en ufak ihtiyaçları olursa söylesinler, inşaAllah.

Urfa Sıra Gecesi. “Hocam, kız kardeşlerimle ilgili ben dekolte veyahut makyajla ilgili bir şey söylemedim” diyor. Mühim değil, ben genel mantık olarak söyledim. Var öyle söyleyenler var. Urfa’dan koç yiğit çıkar, sen kafanı takma, inşaAllah.

Kardeşim, anlatamıyorum. Türkiye’de git İstanbul Teknik Üniversitesindeki genç kızlar hepsi başı açıktır hemen hemen, git Yıldız Tekniğe öyledir, Robert Kolej öyledir, Saint Benoit öyledir, Saint Joseph öyledir. Hep modern böyle cin gibi delikanlılar, cin gibi delikanlı kızlar, maşaAllah. Hep aydın, uyanık maşaAllah. Şimdi sen ona gidip karşısına çarşaflı hanımları götürürsen veyahut onları tecrit etmeye kalkan başörtülü hanımları götürürsen, onlara homurdanan, onlara çirkin sözler söyleyen, onlara üstten, tepeden bakan, onları fasık gören, onları anormal gören, değersiz gibi gören güya kendi kafalarına göre, adamların karşısına dikersen, bu sadece öfke ve ayrılmanın gücünü daha da artırır. Böyle bir akılsızlığa, hiç kimseyi teşvik etmeyin, yanlış bu, bölersiniz milleti, bölmeye kalkarsınız. Birleştirici olun, bütünleştirici olun. Genç kızlarımız bizim son derece akıllı, aydınlar, acayip de güzeller, maşaAllah. Türk kızları bayağı güzel oluyorlar maşaAllah, hep bakıyorum filinta gibiler, maşaAllah. Özellikle yeni nesil çok güzel. Ama bir kadın sevgiyle güzel olur, yani bunu unutmamak lazım. Yani insan da sevgiyle sağlıklı, güzel olur, inşaAllah. Allah sevgisi, Allah sevgisinden kaynaklanan sevgi.

“Adnan Hocam, cemaatinizin yapısı nasıl acaba? Ayrıntılı olarak anlatırsanız, benim gibi tam bilmeyenler de öğrenirlerse sevinirim. İyi geceler” diyor. Cemaat denir mi, cemaat demeyeyim de arkadaş grubum var benim. Seviyorum arkadaşlarımı, görüşürüm, evlerine giderim, onlar bize gelir. Dost canlısıyım. Beni seven herkes benim cemaatimdedir. Ben de onların cemaatindeyim. Bana ait cemaat yok. Müslümanların zaten bir tane cemaati vardır; bir buçuk milyarlık bir cemaatimiz var. Cemaatin evleri de; yanlarında uzun uzun böyle yüksek minareleri var, inşaAllah. Oraya gelen insanlar da o cemaatin elemanları işte, inşaAllah. Bütün Müslümanlar benim cemaatimdir. Ben onların cemaatine girdim, onlar benim cemaatime girmedi, inşaAllah.

“Adnan Hocam, kanal konusunda çok haklısınız” diyor, “çoluğumuzun çocuğumuzun eline kumanda veremiyoruz” diyor. Kardeşim, gördüğünüz kanallar, küçük bir bölümü aldım, kısa ufacık bir bölüm. Yine de düzgün gördüğümüz diyelim, öbürlerine göre daha düzgün olan kısımlarını alıyoruz. Daha bunun gibi neler var ve bütün kanallar böyle aşağı yukarı. Peki, buraya bir sorunuz olmuyor da, akşama kadar ağzınız açık seyrediyorsunuz da, burada başı açık-ki nur gibiler, çok efendi ve terbiyeli insanlar. Bütün Türkiye’de yüzde 80’inin genç kızların başı açık- bunu niye hazmedemiyorsun, ben bunu anlayamadım yani. Sebebi; kıskançlık, hasetlik, bu güzel hanımların bana olan sevgisi, muhabbeti, tutkuları, benim onlara olan sevgim, yani detaylar ve onlardan kaynaklanan kıskançlık, başka bir sorun yok, hasetlik. Ben anlamazdan gelip konuşuyorum, anlamıyor değilim sizi, olayı ben en başında anladım, öyle bir sorun çıkmaz. Hasetlikten başka bir şey yok.

Allah imkan versin, daha geniş bir salona geçelim inşaAllah, orada dediklerini yaparız. Var ya böyle diğer büyük kanallarda yapılan çekimler, havadan falan o tarz. Ona imkan gerekiyor, şu an ancak dengeliyoruz, yani kolay bir şey değil o.

Bak, Recep Elçi. Şimdi ne diyor: “Adnan Hocam; “Van’da çadırda elektrik gidip gelmesine rağmen sizi izliyoruz, inşaAllah” diyor. Şimdi bak, benim Vanlı kardeşim utanıyor, söyleyemiyor, çadırdayız demiyor. Bak, “çadırda elektrik gidip gelmesine rağmen” diyor. Kardeşim, ben çadırda vatandaşımı istemiyorum. Başbakanlığa dilekçe verelim yarın, ben artık bunaldım ben bu konudan. Hiç utanmasın kardeşlerimiz, ısrarla söylesinler, biz de ısrarla vereceğiz. Herkes Başbakanlığa yazı yazsın. Bayındırlık Bakanlığı’na da yazı yazalım, her yere yazı yazalım. Bu soğukta çadırda durulur mu? Olacak iş mi şu? Devletin uçsuz bucaksız tesisleri var. En azından spor salonları var, şunlar bunlar var. İptal edelim, dolduralım kardeşlerimizi oraya, ayrı ayrı. Hayır, çadır olur, onun içinde kuralım çadır olacaksa. Olabilir onun içinde çadır. Otellere, şuraya buraya dağıtalım, hiç olmazsa şu şiddetli soğuklar geçene kadar. Bir kere elektriği oraya özellikle ayırmak lazım. Sanayiden elektriği kesebiliriz gerekiyorsa. Geçici olarak birçok şey iptal edilsin. Kardeşlerimiz orada sadece elektrikle ısınıyorlar, o da kesilince ne yapsınlar, nasıl ısınacak?Şimdi kömür yakılamıyor orada, elektrik de kesilmiş çadırın içinde ne yapacaksın, ne olacak? Eksi 10 derece soğuk var, yeni doğmuş çocuklar var, genç kızlar var, dedelerimiz var, anneannelerimiz var, ne olacak, eksi 10 derecede? Dursunlar diyorlarsa, onu diyen adamın gelip kendisi durması lazım eksi 10 derecede, durabilirler diyorsa. Eğer durulamayacak durumdaysa, o zaman bunu hemen bitirelim. Bu ayıp bizim tarihimize geçmesin, bu vicdan azabı çekeceğimiz bir şey, kabul edilecek bir şey değil bu. Kaç tane vardır çadırda? Ne olacak bunun maliyeti? Hayır, trilyon, katrilyon olsa ne olur? Can kurtarıyoruz, inşaAllah. İstirham ediyoruz, Başbakanımız bizim çok şefkatli, merhametli, diğer ilgili bakanlıkların bakanları da bayağı saygın, güzel ahlaklı insanlar. Allah rızası için, istirham ediyorum, rica ediyorum mümkünse bugün bitsin bu. Bugün bitirelim Allah rızası için. Dursun eşyaları falan, her şeyi dursun. Bekçi koyarız oraya. Şu şiddetli soğuklar geçsin hiç olmazsa.

DİDEM HANIM: Hocam, o mesajı gönderen Recep kardeşimizin resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Kim? Göster Recep’i. Koç yiğidim, Vanlı, Kürt. Canlarım benim, Bediüzzaman’ın evlatları, maşaAllah. Selahaddin Eyyubi’nin evlatları, can parelerimiz, maşaAllah.

Ben bir güzellik karşısında hipnotize olurum, çok heyecanlanırım. Bizim pamuğu gösterdiler, o kedi, ona da hipnotize oluyorum ben, ona da nefesim kesiliyor. Çiçek görürüm, benim nefesim kesilir, kadın görürüm nefesim kesilir. Güzellik beni etkiliyor. Bazıları odun gibi, etkilenmiyorlar, ben etkileniyorum.

Evet, Hz. Mehdi (a.s)’ı da, Hz İsa (a.s)’ı da her ikisini de göreceksiniz. Hz. Mehdi (a.s) halk arasında. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor: “Halkın arasında gezinir, o halkı görür ama halk onu fark edemez, göremezler” diyor, “çarşılarında gezer, pazarlarında gezer fark edemezler” diyor Hz. Mehdi (a.s)’ı.

Serkan Kuvvetli; “Burada.” diyor. “Canım Hocam, güzel Hocam. Ne desem az size. İyi ki tanımışım, iyi ki görmüşüm sizi mübarek Hocam. Benim gözümü açtınız, kendimi buldum vesilenizle, inşaAllah. O kadar mutluyum, o kadar heyecanlıyım ki bilemezsiniz. Her fırsatta sizden öğrendiklerimi her yerde anlatıyorum. O kadar heyecanla anlatıyorum ki bazen kendimi, sıkılmasınlar diye frenlemem gerekiyor. Canım Hocam, Allah’ıma hep dua ediyorum, sizi ilk duyup da izlediğimde, Allah bana her gün daha fazla sevgi ilham etti kalbime” diyor. Rüya da görmüş güzel bir rüya, onu da anlatıyor, maşaAllah.

Bu benim canlarım, sathi, yüzeysel iman şekli vardı eskiden, biz görürdük, hurafelerle karışık, çocukluğunuzdan itibaren bilirsiniz. Anlatırlar ama adamlar inanmaz, büyük bölümüne inanmaz, bir kısmına flu inanır, bir kısmına biraz inanır. Baktılar, dinle iç içeymişiz, baktılar Peygamberimiz (sav)’in anlattıklarıyla iç içeymişiz, baktılar tarih muntazam akıyor, Peygamberimiz (sav) vefat ettiği halde hala mucize gösteriyor ve ispatlı, net, doğru. İnsanların dinle iç içe olduğunu ilk gösteren Bediüzzaman’dır. Daha önce daha değişikti, yani insanlar dini uzaklarda görürdü. Yaşardı ama din uzaklardaydı kalbinden de. Şu an din insanların kalbinin içinde, inşaAllah.

Van ile ilgili olarak yarın kardeşlerimiz dilekçe yazsınlar her yere. İnternetten mesaj gönderebilirsiniz. Çadırda adam kalmasın. Elektrik kesiliyor, öyle vahim bir durum ki. Çadırda elektrikler kesilmiş. Ne yapacaksın? -15 derece, -10 derece. Rüzgar var, açık alan, 70 yaşında dedeler, 3 yaşında çocuklar, 2 yaşında sabiler. İnşaAllah.

Ne kadar çok hadis var ahir zamanla ilgili. Hayret, insanlar “bu hadisler acaba oldu mu?” diye merak edip okuması lazım. Olmadıysa bile desin, “bekliyorum” desin, “olmasını bekliyorum” desin. Hiç okumak istemiyorlar, hiç söylemek istemiyorlar. Çok karanlık bir durum oluşturuyor bazı kardeşlerimiz için.

İnsan hassas bir varlık. Çok ince değerlendirmesi gerekiyor. Öyle kolayca ikna edilebilen, kolayca her şeyi anlayan bir durumu olmuyor. Her insan ayrı karakter gösterir. Her insanı ayrı analiz etmek, ayrı ruh halini anlayıp, onun ihtiyacı olan bilgiyi ideal dozda vermek çok önemli, inşaAllah.

“Sizin hakkınızda 2002 senesinde, muhterem Gülen Hoca Efendi’nin bir talebesinden haberim olmuştu. O zamandan beri de muntazam çalışmalarınızı takip ediyorum. Samimi olduğunuza muhakkak inanıyorum” diyor, Polat Han. Polat, çok anlattım bunları. Daha önceki videoları indir, bak. Şimdi bir daha yeniden anlatırsam, çok vaktimizi alır.

“Sayın Hocam, siz ne kadar muhterem bir insansınız. Her akşam sizi ailece izliyoruz. Yaşınız 56’ymış. Ama bence 26’lık gençlere taş çıkarıyorsunuz.” Muhammed Ammar Zakir kardeşimiz yazmış.

Tabii, eğer İslam hemen hakim olmuş olsa bir günde aldığın bir milyon sevap kaça iner? Bire iner. Şu an milyon sevap alıyorsun. Bir yaptığın sevaplık eylemden bir milyon sevap alırsın. İslam hakim oldu mu bir sevap alırsın. Onun için sürenin uzaması hayır, güzellik.

Nurcan Ateş. Nurcan, bütün televizyon kanallarını açıyorsun, hepsini seyrediyorsun. O da aynı şeyi söylüyor. “Niye arkadaşların başları açık?” diyor. Başı kapalı olanlar var, onlar da diyor ki: “Niye başı kapalı?” Çarşaflı olana; “niye çarşaflı?” diyor. Yani, ne diyeyim? Yalnız tabii bizim buradan gördüğümüz şey; demek ki, sizin aklınızdaki sistem hakim olmuş olsa açık kadınlara dehşet saçacaksınız. İnsan yerine koymayacaksınız, Allah esirgesin. Kadınları kaile almayan kafanıza normal, yanlış, hatalı. Allah o yüzden İslam’ı hakim etmiyor işte. Bu kafadan kurtulmadığınız müddetçe de İslam hakim olmaz. Bundan kurtulmanız lazım, bu nefret ruhundan kurtulacaksınız. Hıristiyan’dan nefret ediyor, Yahudi’den nefret ediyor, dinsizden nefret ediyor, başı açıktan nefret ediyor, kravatlıdan nefret ediyor, sakalını tıraş edenden nefret ediyor, müzik dinleyenden nefret ediyor, oynayan, eğlenenden nefret ediyor, iltifat edenden nefret ediyor. Hem de ne nefret, yani böyle öldüresiye bir kin. Siz o zaman milletin nerdeyse yüzde 95’in üstünde nefret ediyorsunuz. Bu akıl mı? Nefret etmediğiniz ne var? Bu ne biçim hastalıktır, bu ne biçim anormalliktir? Allah o yüzden de süründürüyor işte sizi, böyle ezim ezim eziyor Allah. Hiçbir şey de yapmıyorsunuz ve pratikte de zaten İslam’ı da yaşamıyorsunuz. Ben biliyorum sizi. Hayatınızı da biliyorum, her şeyinizi biliyorum. Facebook’tan da takip ediyorum kişiliğinizi, karakterinizi, nerelere girip çıkıyorsunuz hepsi de görülüyor Facebook’ta zaten. Nasıl özenti karakteriniz var. Mesela “başı açık hanım var” diyor, bütün televizyon kanallarını seyrediyorsunuz akşama kadar, elinizde o kumanda makinesi. Gösterin şu demin ki filmi.

VTR-

ADNAN OKTAR: İşte o gettolaşmış bazı semtlerde, bana akıl veren kişilerin yoğun olduğu yerlerde, en çok seyredilen kanallar bunlar. En çok reyting yapan kanallar bunlar. Akşama kadar bu kanalları seyrediyorlar, ondan sonra “niye kardeşlerimizin başı açık?” Lafa bak yani. Bir de çoluk çocuk hepsi beraber seyrediyorlar, iftiharla, hoşuna giderek. En bayıldıkları sanatçılar. Ben kimsenin inancına karışmam, düşüncesine karışmam, doğruyu anlatırım. Ama ölüp bayıldıkları adamlar. Reytinglerden de belli. En yüksek reytingi alan kanallar.

Biraz sonra bizim delikanlıları çıkaracağım, şimdi onlara da bir laf ederler. Bu, imanla ve akılla olan bir şeydir. Hayvan kontrolsüz olur. Müslüman akıllıdır. Ben örnek de verdim, mesela adam kızı evinde oluyor, sutyenle geziyor, külotla geziyor, babası gelip sarılıyor kıza. Babasının kucağına oturuyor. Aklının ucundan bile geçmez babasının. Ama adam karaktersizse, her şeyi yapar. Ensest ilişkiye de girer, ahlaksızlık da yapar, elin karısına, kızına da bakar, her şeyi yapar. Bu, imanla olur. Dolayısıyla Müslümanları evlere hapsetmek, mahallelere hapsedip İslam’ın yayılmasını engellemek isteyenlerin kafası bu, mantığı. Bu çok yanlış. Müslüman her yerde olacak barda da, gazinoda da, plajda da, lokantada da, sokaklarda, lüks semtlerde, şirketlerde, aklına gelen her yerde olması lazım Müslüman’ın hemen hemen. Olamayacağı çok nadir yer vardır Müslüman’ın, her yerde olacak. Müslüman oraya girmedi mi oraya kim girecek o zaman? Şeytan mı girsin? Tabii ki Müslüman girecek, her yer Müslümanlarındır. Her yerde olacak Müslümanlar. Sen girmezsen şeytan girer. Müslüman’ın girmesini engellersen “şeytan girsin” diyorsun. Başka kim var girecek? Girecek başka kimse kalmıyor ki. Gettolaşmayı yıktığımız için, İslam’ı böyle yaydığımız için, her yere girdiğimiz için bazı kimselerin midesinde kramplar oluştu, ızdıraplar oluştu. Yazanlara bakıyorum, hep hoppa tipler. Facebook’larına bakıyorum, birçoğu hoppa. Onların derdi tasası hasetlik, kıskançlık. Başka bir şey değil Allahualem.

Şimdi bizim gençleri de bir çıkartayım, inşaAllah.

ENDER BEY: Yayınımıza Erdem Hocam, Önder Hocam ve Hocamızla beraber devam edeceğiz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi bakalım ne bahane bulacaklar?

ADNAN OKTAR: Şimdi sizi de kadınlar seyrediyor. Eğer niyeti bozuksa şehvetle bakabilir. Bakamaz mı? Bakar istese. Genç kızlardan da bakanlar var. Kadınlardan da bakanlar var. Böyle kafa olur mu? Niyetle, imanla Müslüman hareket eder. Ruhunda iman vardır, imanın gereğini yapar. İnşaAllah.

Bakın Bediüzzaman; “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm’lar ve mim ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdînin şakirtleri (talebeleri) olabilir.” Bir asır sonra ne yapıyor? 2012. “Hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât” 2012’de olduğunu anlıyoruz. 1912’e bir asır daha eklersen ne yapar? 2012. Anlamadım yok.

Bakın, geçen günlerde de söyledim. “La tezelu taifetün min ümmeti zahirine alel hakkı, hatta ye’tiyallahu bi emrihi.” “Ümmetimden bir taife, Allah’ın emri gelinceye kadar (yani Kıyametin kopmasına kadar) hak üzerinde galip olacaklardır”. Yani ahir zaman vaktine kadar. “Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî zâhirine ale’l-hakkı hattâ ye’tiyallahü bi emrihî. (Ümmetimden bir taife zail olmayıp devam edecektir.) Şedde sayılır, tenvin sayılmaz fıkrasının makam-ı cifrîsi 1542” yani miladi 2117 “ederek nihayeti devamına ima eder” diyor. İşte bu 2117’den itibaren hiç Allah’a inanan insan kalmıyor inşaAllah, 2117 tarihi. Ne Musevi, ne Hıristiyan, ne Müslüman, kimse kalmıyor, inşaAllah. “"Zâhirîne ale'l hakk" (hak üzerine gâlibâne olacaktır.) Şedde sayılı fıkrası dahi makamı cifrisi 1506” 2082 tarihi ediyor. 2012’deyiz, 2082. Yetmiş yıl var. “bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. Vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder. "Vel ilmu indallah." (Gerçek ilim ancak Allah Katındadır.)”. 1506. Aslında 1500’lerde falan artık bitmiş oluyor. Ama 1506’lara kadar da eh, gidiyor ama ancak, ucu ucuna gidiyor. Normalde 1501 dedin mi bitiyor. Hicri 1400 ile 1500 arasında, tabii. “Hatta "yatiyallahu biemrihi" (Allah’ın emri gelinceye kadar yani Kıyametin kopmasına kadar) şedde sayılır fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1545 olup kâfirin başında Kıyâmet kopmasına ima eder.” Adamlar daha hala birçok insan uyuyor bak, “2120’de kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. Ve 2082 gibi artık Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Musevilik anlatılamayacak hale geliyor. Zaten o devirde sadece Müslümanlık kalacak da. Bitmiş oluyor çünkü Hıristiyanlık, Musevilik bitmiş olacak. Sadece Müslümanlık kalıyor, o da artık anlatılamıyor. 2082’den itibaren. 2117 tarihine kadar. “2120’de de kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. Birçoğu bunları anlamazdan geliyor.

Takmışlar kafayı başörtüsüne. Bütün milleti başörtüsüne sokacaklar. Bitti, başörtüsünü örttü mü tamamdır, diyor. Namaz kılmasa da fark etmez. Oruç tutmasa da fark etmez, İttihad-ı İslam’ı anlatmasa da fark etmez. Bu başörtüsüne titizliği kadar İttihad-ı İslam’a titizlik var mı? Yok. Başörtüsüne titizlik kadar namaza titizlik var mı? Yok. Bir de başörtüsü diye bir konu yok ayrıca Kuran’da, bir de bu şaşırtıcı. Kuran’ın neresindeymiş bana bir göstersinler başörtüsü kelimesi? Başörtüsü diye bir kelime yok. Çok samimiyetsiz bu açıklama. Diyor ki; “başınızda zaten bulunan başörtünüzü göğüslerinizin üzerine vurun”. Kuran’da böyle bir ifade var mı? “Zaten bulunan”. Külliyen doğru değil. Kuran’da, Nur Suresi’nde sadece “göğüslerin üstüne örtünüzü örtün” diyor. Kadınların göğüsleri açık, açık geziyorlar, var ya üstsüzler falan, göğsü açık gezen kadınlar, öyle kadınlar var, onlara diyor Cenab-ı Allah ayette, “göğüsleriniz üstüne örtüyü örtün, kapatın”. Göğüslerini kapatıyorlar, o kadar. Kadınlar için, Ahzab Suresi’nde başörtüsü değil, çarşaf vardır. Bütün vücudu, dışarı çıkarken örtmesi için. Bir ara formül bulmuşlar başörtüsü diye. Biliyorlar ama, başörtüsünün olmadığını bildikleri halde sırf vicdanen, vicdanları rahat etmesi için anladığım kadarıyla, “ayetin hükmünü yapmıyoruz” dememek için böyle bir formül bulmuşlar. Olmadığı halde böyle bir ifade, çekiyorlar sözü, dil eğip bükerek böyle bir anlam veriyorlar. Öyle bir ifade yok. Hepsi biliyor olmadığını. Açık olan, aleni olan çarşaftır. Ya giyersin ya giymiyorsundur. Giymiyorsan giymiyorsundur. Giymiyorsan Müslümanlıktan çıkmış olmazsın. O hükmü yerine getirmemiş olursun, o kadar. Ama samimi karar vereceklerse, çarşaftır. “Başörtüsü başörtüsü başörtüsü” olmayan bir şeyi savunuyorlar. Yok öyle bir şey, inşaAllah. Ahzab Suresi’nde çok açıktır, “cilbablarınızı üstünüze giyin”. Cilbab, karşılığı çarşaf, o kadar, siyah çarşaf. Uygulamalı sünnet var. Ağırlarına geldiği için, nefislerinin ağırına gidiyor bir kısmının. Bilmeyenleri tenzih ederim. Hakikaten samimi olarak inananlara da bir şey demiyorum. Onlara da saygı duyuyorum. Ama bildiği halde yapanlara ben şaşıyorum, bu şekilde konuşanlara, hayret ediyorum. Cilbabın ne olduğunu Peygamberimiz (sav) açıklamış. Ne zaman başörtüsüyle gezmiş Müslümanlar? Hangi dönemde gezmişler başörtüsüyle? Peygamberimiz (sav) zamanında başörtüsüyle mi geziyordu kadınlar? Var mıydı öyle bir şey? Yok.

Bir de o kadar hırslılar ki, bakıyorum başörtülü hanımlar falan. Eğer samimiysen, açık hüküm var işte, anlatıyoruz, çarşafı giy. Ağırına gidiyor. “Başörtüsü giysek olmaz mı?”. “Namaz kılmasam da ayakta dua etsem olur mu?” der gibi. Neyse odur, inşaAllah. Çarşaf giymeyince dinden çıkmaz. Normal Müslüman. Yapmıyorsa yapmıyordur, inşaAllah. Yani onu eksik yapmış olur, o kadar, inşaAllah. Dua ederiz Allah nasip eder, inşaAllah. O hükmü yerine getirmemiş olur. Namaz kılmayan dinden çıkmaz. Dinin hükmünü eksik yapmış olur. Zaten herhangi bir Kuran hükmünü yapmadığında günaha girmiş olursun. Ama dinden çıkmış olmaz, inşaAllah. Hep işi kendilerine göre kolaylaştırmaya çalışıyorlar, böyle şekil vermeye çalışıyorlar bir şey oldu mu. Öyle olmaz, neyse o, inşaAllah.

Ara verelim, ben gideyim, inşaAllah.



2012-01-21 05:55:34
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top