Sayın Adnan Oktar'ın A9 TV'deki canlı sohbeti (2 Şubat 2012; 13:00)




DAMLA HANIM: Çok kıymetli hocamız bizlere katıldı. Yayınımıza başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Sizde hoş geldiniz.

AYLİN HANIM: Hocam iyi ki doğdunuz, iyi ki varsınız.

ADNAN OKTAR: Evde bir şey oldu; banyodaydım, benim banyoda çok süslü bir kuş, acayip süslü, rengarenk. Herkes de gördü. Nereden girdiğini bilmiyoruz. Benim banyom mermer her tarafı. Gireceği hiçbir yer yok. Tavanda uçtu. Ben çocukları çağırdım. Gördüler birçok kişi. Sonra dışarı çıkaralım derken birden yok oldu. MaşaAllah, bilmiyorum ben cin mi, kuş mu? MaşaAllah, yok oldu.

CEYLAN HANIM: Doğum gününüzü kutlamaya gelmiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hayret ettim.Çünkü ne alaka benim banyom her tarafı mermer kaplı. Toz girecek yer yok yani. Hayret. Süslü, bayağı süslüydü. Bayağı kişi gördü, çok kişi çağırdım. Bu uçtu tavanda bayağı. Aşağıya telefon ettim, geldiler. Hayret ettim, maşaAllah. Bir hayır vardır, inşaAllah. Daha öncede olmuştu. Hatırlıyorsunuz değil mi? Durduk yere, kıştı o zaman da kıştı. Kış kıyametti, bayağı hava soğuktu. Bizim eve toz girecek yer yok. Her yer sıkı sıkı kapalı, kış olduğu için. Bir kuş peyda oldu, tavana çıktı, kayboldu hayvan.

DİDEM HANIM: Nereden girdiğini de anlamadık, nereden çıktığını da.

ADNAN OKTAR: Nereden girdiğini de, nereden çıktığını da anlamadık. Şimdi yine aynısı oldu. Çok acayip, maşaAllah.

Bakın, diyor ki Bediüzzaman Hazretleri; şimdi mühim bir şey anlatacağım. Bediüzzaman Hazretleri, 1936’da yazmış olduğu Şualar adlı eserinin birinci Şua adlı bölümünde de, bu eseri yazdığı tarihten yirmi yıl sonra, yani 1956 yılında gerçekleşecek bir olaya dikkat çekmiş. 1936 yılında, yirmi yıl sonra olacak bir olaydan bahsediyor. Bakın Bediüzzaman Hazretleri diyor ki;“Birden hatıra geldi ki, bu üç farkın sırrı ise Risalet’ün Nur’un mertebesi üçüncüde olmasıdır.”Bakın “vahiy değil” diyor,“ve olamaz. Hem umumiyetle dahil ilham değil” İlham bile değil diyor, “belki ekseriyetle Kurân’ın feyziyle ve medediyle kalbe gelen sünuhat ve istihracat-ı Kurâniye’dir.” ‘Sünuhat ve istihracat-ı Kurâniyedir’diyor. Doğru, sünuhat.“Cây-ı dikkattir ki, birinci (ayeti) "Hâ mîm" olan Sure-i Mü'min'de "Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm" (Bu Kitab'ın indirilmesi, Aziz, Alim olan Allah'tandır) makam-ı cifrîsi, bazı mühim âyetler gibi bin üç yüz yetmişe (H. 1370 – M. 1951'e)bakıyor.” 1951 tarihine bakıyor.“Acaba on beş, yirmi sene sonra” diyor. Kaçta yazıyor bunu Bediüzzaman? 1936’da yazıyor. Yirmi ekle ne yapıyor. 1956 yapıyor. Diyor ki Bediüzzaman; “Başka bir nur-u Kur’ân zuhur mu edecek yahut Risale-i Nur’un bir inkişaf-ı fevkalâde ile bir fütuhatı mı olacak, bilmediğimden o kapıyı açamıyorum. Bir şey olacak 1956’da diyor, ‘büyük bir olay olacak’ diyor, ‘anlayamadım’ diyor. ‘Bana işaret geldi, sünuhat olarak işaret geldi’fakat anlayamadım’ diyor, ‘1956’da fevkalade bir olay olacak' diyor.

“Risale-i Nur talebesi Ahmet Fevzi Kul, 1950 yılında yazdığı Maidetul Kuran ve Hazinetul Burhan adlı eserinde bazı ayetlerin ebced değerlerini hesap etmiştir. Bu eser, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri tarafından kabul görerek -Bediüzzaman kabul etmiş-Tılsımlar Mecmuasının sonuna eklenmiştir. Bu eserde Taha Suresi’nin 68’inci ayetine dikkat çekiliyor.”İnceliyor Bediüzzaman bu talebesinin hazırladığı kitabı,tasdik ediyor; doğru, güzel diyor. İsabetli, doğru olmuş diyor, okunsun diyor. Tılsımlar Mecmuasına ekleyin bunu diyor. Şeytandan Allah’a sığınırız; “Taha Suresi 68, ‘Korkma dedik. Üstün gelecek olan kesinlikle sensin’” “Kesinlikle sensin”in ebcedi; 1956 yılını veriyor. Bediüzzaman, özellikle de yaz bunu demiş. Bak kesinlikle sensin, net 1956 tarihini veriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi 56; “Düzene konulması ıslahından sonra yeryüzünde bozgunculuk, fesat çıkarmayın.” Islahından sonra yani İslam hakim olduktan sonra fesat çıkartmayın, yani İslamiyet geldikten sonra, Kuran geldikten sonra fesat çıkartmayın. “Ona (Allah’a) korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti, iyilik yapanlara pek yakındır.” O da; 1956 tarihini veriyor. Bakın 56’ncı ayet, 1956 tarihini veriyor. Bediüzzaman da, kitapta demiş, bunu koyun. “Kesinlikle sensin”; 1956 tarihini vermesini Tılsımlar Mecmuasına ekleyin demiş, Bediüzzaman. ‘Bir şey var 1956 tarihinde’ diyor Bediüzzaman, ‘fevkaladelik var ama anlayamadım’ diyor. Yani ‘sünuhatla bana geldi’ diyor. Bakın diyor ki; “Başka bir  nur-u Kur’ân zuhur mu edecek yahut Resâili’n-Nur’un bir inkişaf-ı fevkalâde ile fütuhatı mı olacak, bilmediğimden o kapıyı açamıyorum.” ‘Bir şey var 1956’da’ diyor.1956’ya da Bediüzzaman’ın aynen dediği gibi, Risale-i Nur 1956’da serbest bırakılıyor, mahkeme kararıyla. Sudan bağımsız bir cumhuriyet oluyor. Tunus, Fransa’dan bağımsızlığına kavuşuyor. Bakın peş peşe büyük olaylar oluyor. Pakistan dünyanın ilk İslami cumhuriyeti oluyor. İslam’da muazzam bir inkişaf başlıyor 1956 yılında, büyük olaylar başlıyor. Fas bağımsızlığını ilan ediyor. Bakın peş peşe kaç ülke birden; Sudan, Tunus, Pakistan, Fas. Müthiş bir soğuk oluyor 1956’da. “Meriç ve Tunca nehirleri donmuştur” diyor. Bakın, şimdi de yine öyle oldu bugünlerde inşaAllah. Ortaokullarda din dersi okutulmaya başlanıyor 1956’da. Bediüzzaman’ın dediği gibi 1956 yılında olağanüstü olaylar peş peşe olmuş. Bakın, kaç ayetten çıkarıyor Bediüzzaman. Ayrıca, Nisa Suresi’nin 145. ayetini alıyor Bediüzzaman. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar, onlara bir yardımcı bulamazsın.”‘Münafık sistemin’ diyor çöküşünün, munafıkane sistemin bitişinin başladığı tarihtir 1956 diyor. Ayetten, bu ayetten çıkartıyor. 1956’dan sonra, artık münafıkane sistem çökmeye başlayacak diyor, bir fevkaladelik var 1956’da diyor. “Eğer şedde iki nun sayılsa, okunmayan hemzeler ve y de sayılsa 1956 ederek, bu zulümatlı nifakın” yani Darwinist, materyalist sistemin “sukutunun başlandığı tarihe, sukut mertebesine, son bulma noktasına, başlangıç olarak işaret eder”diyor 1956. Yani ‘deccaliyetin, Darwinist, materyalist sistemin, ateist sistemin son bulacağı, artık biteceği tarihin başlangıcıdır’ diyor. 1956’dan sonra çekecekleri var diyor Bediüzzaman. Bakın kaç ayette 1956’ya dikkat çekmiş. Benim doğum tarihimde 1956, o yüzden çok hoşuma gidiyor. MaşaAllah. 1956’da doğan birçok insan var, hepsi için bir işaret, inşaAllah.

Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahive Berakatuhu. “Hocam doğum gününüz kutlu olsun, nice mutlu yıllara, iyi ki varsınız canım Hocam” diyor. “Uykudan uyanınca, insanı uyandığına pişman eden, geri dönmek isteyip de dönemeyip çaresizlikten delirten,hayatta bir defa görülebilen harika bir rüyasın Hocam” diyor. “O kadar güzelsiniz ki, yüzünüze bakamıyorum, titriyor ellerim ayaklarım” diyor, “sizi çok seviyorum. Gönlüme taht kurdunuz, gönlümüzün sultanı oldunuz. Gece gökyüzünde parlayan yıldızımızsınız” diyor, “sabah ise ruhumuza doğan güneşimizsiniz” diyor, maşaAllah. Ne kadar güzel yazmış bu sevimli.

Tamam, çok kısa bir ara verelim.

DAMLA HANIM: Güzeller güzeli Hocamızın sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Çok sevgili Muhammed Adnan Hocam. Ben ve eşim, çocuklarım sizin doğum gününüzü kutluyoruz. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Sizi çok seviyoruz Hocam.” Cafer Sarıkaya.

“Canım Hocam, nice mutlu yıllara” diyor, Nagehan Durmaz.“İyi ki varsınız, bizimlesiniz, sizi çok seviyoruz” diyor.

Aysel Hanım; “Türk İslam Birliği istiyorum bende. Hocam, bir sorum olacak.” Çok şeker, hemen belli Azerbaycan’dan olduğu. “Türk İslam Birliği istiyorum bende.”

Volkan; “Hocam, Çorum’dan size saygılar” diyor.

Serkan Oktay; “Adnan Hocam, ben İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisiyim. Hükümetimiz katsayı adaletsizliğini kaldırdı, ancak CHP’den iki milletvekili katsayının uygulanması için tekrar Danıştay’a dava açmışlar Hocam. Bu konuda desteklerinizi ve görüşlerinizi bekliyoruz.” İki milletvekili tekrar kat sayının uygulanması için. Çok acayip. Yani İmam Hatip öğrencilerine özel uygulama yapılması zaten çok çok vahim bir hatadır, CHP böyle bir şeyin içine niye giriyor? CHP puan kazandıracak, onlara olan sevgiyi artıracak şeyler yapsın, değil mi? Oy kaybettirecek şeyleri yapmanın alemi ne? Yani sanki kasten yapıyorlarmış gibi, sanki CHP iktidara gelmesin diye özel uğraşan bir ekip var. Bu yapılır mı? Millet bunu duyarsa CHP’ye oy verir mi bu durumda? Bilakis desteklesene, ne güzel, ‘bu gecikmişti, hükümet bunu acele yapsın’ de. Oyunuz artsın, cayır cayır yüzde 70 ile iktidara gelin. Böyle yaparsanız ne olur? Mum gibi erittiniz CHP’yi, yok ettiniz koskoca CHP’yi. Çok acayip, çok acayip. İmam Hatipli gençler tertemiz, nur gibi delikanlılar. Herkes nasıl giriyorsa, onlar da aynı şekilde girsin. Çocukların okula girmesini engelleyecek özel önlem alınması hangi vicdanla açıklanır, hangi mantıkla açıklanabilir? Tantan çıktı, polis olmalarını engelledi. Şimdi CHP’den bu arkadaşlarımız çıkıyorlar, çocukların üniversiteye girmesini engelleyecek bir şey yapıyorlar. Şimdi bu olmadı, CHP’ye gitmez. Yani CHP’yi yıpratacak her türlü faaliyeti yapanlara karşı, CHP önlem alsın. CHP büyüsün, iktidar partisi olsun. Güzel haberler çıksın CHP’den, mukaddesatı savunan, vatanın, milletin hayrını, iyiliğini savunan haberler sürekli CHP’den çıksın. Milletimiz sempati duysun, sevsinler. Bunlar duyulursa ne olur? Çok sarsılır insanlar.

Billur Hanım; “Benim güzel yüzlü, güzel huylu canım Hocam. İnşaAllah Hz. Mesih (a.s)’ı da kucaklamanıza az kaldı inşaAllah” diyor, maşaAllah.

“02.02.2012’de bizim Sultanımızsınız” diyor kardeşimiz. Asıl 2022’yi gözleyin. 02.02.2022, Allah Allah, Allah Allah. Bir yere yazın.

Bitlis; “Yaş gününüz mübarek olsun, Allah hayırlara vesile kılsın. Size sevgimiz çok büyük mübarek Hocam.” Aziz İçli-Bitlis.

“Duamız hep odur ki, 10 yıl sonra bütün dünyanın sultanı olasınız.” Allah Allah, Allah Allah. Müslümanlar zaten dünyanın sultanıdır, bütün Müslümanlar sultanıdır, inşaAllah. Başta Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız olmak üzere. O dünya tatlısı, ne şeker. Hasta yatağında videoya çekmişler, internete koymuşlar acayip sevimli. Daha hala orada bile sevimli sevimli konuşuyor. Şeyhimiz de güzel dua etmiş maşaAllah başucunda. Hocamıza Allah sağlık sıhhat versin, neşe sevinç versin. Daha genç Şeyhimiz, daha dur bakalım, inşaAllah.

“Hüdhüd Sayın Adnan Oktar Hocamızı ziyaret etmiş, maşaAllah” diyor. Hakikaten acayip kardeşim, benim banyonun her tarafı mermer kaplı, yani öyle gireceği her yere baktık. Tek tek kontrol ettik, acaba tavanda böyle ufak tefek bir yer var mı, yeniden baktık, hiçbir yer yok. Yani o kadar namüsait ki benim banyom, yani evin diğer kısımlarına girse makul, çünkü penceresi kapısı açık. Ama benim banyoda öyle bir olay yok yani, her yeri kapalı, hayrettir. Bayağı da süslü kuş, acayip süslü, rengarenkti, her renk var. Bayağı kişi gördü, çok kişi çağırdım. Uçtu uzun süre pır pır pır, inşaAllah. Ben canını yakar diye çekindim, yoksa ben onu çıkarmak için tedbir de almazdım da. Çünkü oradan oraya uçuyor, oradan oraya uçuyor. Bazen öyle ürküyorlar. Gerçi güzel uçuyordu, şeker şeker uçuyordu. Kayboldu, Allah Allah. Bak bu ikinci oldu, yine o zamanlar kıştı. Ama doğum günüme rast gelmesi çok harika. Keşke videoya alsaydım, neyse vardır bir hayır, inşaAllah. Aklıma gelmedi o anda.

Arya;“burada Hocam. Canımın canı, bir tanem, nur tanem doğum günün kutlu olsun” diyor.

“Canım, bir tanem, güzeller güzeli Hocam. İyi ki doğdunuz, iyi ki varsınız, şükürler olsun. Sizi çok seviyorum” diyor. Yasemin Hanım yazmış.

İrem. “Canımız, ruhumuz, Sultanımız, başımızın tacı Hocamız. Buradayız inşaAllah” diyor.

“Canım Hocam. O minik kuşa ben de eşlik ediyorum. Doğum gününüzü kutlarım” diyor.

Ama hakikaten acayip. Şimdi ben durup durup bayağı şaşırıyorum ben buna. Nereden girdi, nereden çıktı? Evin iç kısmında olan bir bölüm ayrıca yani, dışarıya bakan bir yer de değil, her yer mermer. Çok acayip değil mi? Allah Allah.

“Hocam, Rotterdam sizi dinliyor” diyor, “çok muhterem sevgili Seyyid Adnan Hocam” diyor.

“Canım Hocam, Allah Türk İslam Birliği içinde huzurlu, mutlu yıllar nasip etsin inşaAllah” diyor, “biricik canım Hocam” diyor, Mehmet kardeşimiz.

Kardeşim, Türk İslam Birliği olmuş olsa, kinler, nefretler son bulacak. Şu Yahudi nefreti var ya, Musevi nefreti, o da son bulacak. Ama adamlar nefretten lezzet aldıkları için İttihad-ı İslam’ı istemiyorlar. Bak bu Musevi nefreti olan adamlar dikkat edin, hiç biri ağızlarına Türk İslam Birliği’ni almıyor, istemezler. Çünkü nefret, bunlar için gıda. Bakın Mısır’da da birbirlerini kırıp geçirmişler. Ben dedim, Mısır’daki hareketi açıklamıştım ben; ‘Bunlar, öyle İslam’ı coşkuyla isteyen bir hareket değil bunlar’ dedim, ‘böyle ateş gibi, yangın gibi, kasırga gibi bir hareket. Ne istediklerini bilmeyen hırslı bir hareket var’ dedim, ‘yönlendirilmesi gerekiyor’ dedim. Adamlar, birbirlerini kırıp geçirmişler. 70 küsur ölü, 1000 küsur yaralı, futbol maçında kudurmuşlar. O ona, o ona, yani Musevi bulamazsa, birbirini boğuyor.

AYLİN HANIM: Hocam, tam bir yıl önce Mısır’da olaylar başladığında siz; “yönetim değişse de İttihad-ı İslam’ı istemedikleri sürece bir değişiklik olmaz” demiştiniz, “bu kargaşa son bulmaz” demiştiniz, “ancak İttihad-ı İslam’ı isterlerse olur” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, bu yayınlarım duruyor. ‘Bu hükümetin değişmesi hiçbir şeyi değiştirmez’ dedim, yani ‘bunların istediği bu değil’ dedim ve ‘İttihad-ı İslam olmadan rahat olmaz ve İttihad-ı İslam’ı ağızlarına almıyorlar bunlar’ dedim, dolayısıyla ‘kargaşa devam edecek’ dedim, ‘kan devam edecek’ dedim, bakın, aynen dediğim gibi ortaya çıktı.

Genellikle kardeşlerimiz yaş günü kutlamalarına girmişler, anladığım kadarıyla.

“Kuran’ı Kerim’de, şeytandan Allah’a sığınırım: “Onun saatini soruyorlar. Deki: Onun saati Allah’ın indindedir” deniyor. Kıyamet hakkında tarih vermesek daha iyi olmaz mı? Tarih vermek bizi günaha sokmaz mı?” Allah diyor ki, “Ben biliyorum” diyor, doğru, peygamber bilemez. Peki peygamber, Allah bildirince bilemez mi? O zaman bilir. Allah’ da ne diyor: “Gaybı ancak seçtiği peygamberlerine bildirir” diyor Allah. Gayb bilgisini geniş çapta Allah Kuran’da bildiriyor, “gayb Bana ait, Benim Katımda” diyor. Bir insan istese de gaybı bilemez. Var ya bazı kahinler, ‘ben biliyorum’ diyerek ortaya çıkıyorlar. “Bu mümkün değil” diyor Allah, “Ben bildiririm, Benim bildirdiğimi bilirler” diyor. Yoksa gayb bilinmez diye bir şey yok. “Allah bildirir” dedikten sonra bilinir. Çünkü artık gayb olmaktan çıkmış oluyor Allah bildirdiğinde. Allah bildirmediğinde, gayb bilgisi olmuş oluyor.

Tekirdağ’dan kardeşimiz; “Gözümüzün nuru, güneşimiz, gül neslinin gül kokulu Seyyidi. Heybetli, azametli, yakışıklı Hocam. Size sevgimizi ifade etmekte güçlük çekiyoruz, ne söylesek eksik kalıyor” diyor, maşaAllah.

“Ne müjdeli bir gündeyiz. Sizi, biz acizlere gönderen Allah’a hamdolsun, sonsuz şükürler olsun. Sizin doğumunuza vesile olanlardan, sizi büyütüp önümüze getirenlerden, etrafınızda toplanıp size talebe olanlardan, sizi dünyalardan canından çok sevenlerden, sizi seyredip dinleyenlerden, herkesten Allah razı olsun canım Hocam. Doğumunuz bize kutlu bir müjdedir. Yeni yaşınız mübarek olsun inşaAllah” diyor, bir hanım kardeşimiz.

Mehmet Süslü;  “Selamun Aleykum. Nuru-l İslam, Hadim-il Kuran, Şakird-i Bediüzzaman, Üstad-ı ahir zaman, ümmeti Sahibü’z zaman Seyit Muhammed Adnan Hocam.” Şimdi, “Nuru-l İslam”, İslam nuru güzel,  “Hadim-il Kuran”, o da güzel, “Şakird-i Bediüzzaman”, Beiüzzaman’ın şakirdi o da güzel, “Üstad-ı ahir zaman”, ahir zamanın üstadı, üstatlarından, ahir zamanın üstatlarından olur. “Ümmet-i Sahibü’z zaman”, ümmetin sahiplerinden, o da olur, yani tek olarak değil de sahiplerinden olur. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam”, güzel. Nur yüzlü Peygamberimiz (s.a.v.)’e sormuşlar: ‘Ya Resulullah, kişinin kavmini sevmesi asabiyet-ırkçılık mıdır?’ Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki; ‘Kendi kavmini sevmek asabiyet değildir. Ancak asabiyet, kişinin haksız olmasına rağmen kendi kavmine yardım etmesidir.’ Müsnet, Ahmet bin Hanbel. Kıymetli Hocam, sizin büyük davanız, Türk İslam Birliği bizim de davamız, biz de istiyoruz” diyor, maşaAllah.

“Sizi çok seviyoruz. Kitaplarınızın tamamını sipariş ettim, çok mutluyum. Birazdan dağıtacağız Hocam” diyor. “18’lik gibi görünüyorsunuz, maşaAllah, nice 18’lere” diyor. Yani, Allahualem öyle, ben de yanlış görmüyorsam, yani Allahualem öyle doğru, inşaAllah.

“Hocam, annem çok hasta, ona dua edin. Annem, kız talebeleriniz güldüğünde, cennet kuşları ötüyor” diyormuş, çok şeker. Ayşe, İsviçre’den. Ne güzel. Allah sağlık sıhhat versin. Kışın çok dikkat etmek lazım, özellikle akciğer enfeksiyonları olabiliyor. Soğukta kartopu oynamak falan, tamam filmlerde falan güzel ama çok tehlikelidir. Soğuk havada pek dışarı çıkmamak lazım. Çıksa bile kaşkolle sarıp çıkmak lazım. Birde rejim olmaz. Yani ağır yağlı yemekler değil de, protein ve sebzelere ağırlık vermek lazım. Ama meşhur atasözü vardır; soğuğa yiğitlik olmaz. “Ben delikanlı adamım” diyor, bakıyorsun incecik kıyafetle sokağa çıkıyor. Soğuk seni devirir, zannettiğin gibi olmaz, soğuğa yiğitlik olmaz.

“Sesine mevsimler eğilsin, gözlerine baharlar ağlasın, sen sevmesini bilene en güzel armağansın, değerini bilmeyenler kaybettiğine yansın” diyor, “iyi ki varsın, iyi ki doğdun, bizim kıymetli Hocamız, sizi çok seviyoruz” diyor, Ankara’dan Çeliker ailesinin yazısı, maşaAllah. “Gözlerine baharlar ağlasın,” sevinçten ağlayabilir tabii ki, maşaAllah. “Sen sevmesini bilene en güzel armağansın” diyor, çok güzel, maşaAllah.

Ahmet Fevzi Kul, Bediüzzaman’ın talebesi. “Cehd etmek” yani Allah yolunda gayret etmek, “hoşunuza gitmediği halde” nefsinize ağır geldiği halde, “üzerinize yazıldı” farz kılındı. “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır. Olur ki sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Mesela adam rahat edip, yan gelip yatmayı güzel buluyor, halbuki o sizin için şer olabilir diyor Cenab-ı Allah. Ama cehd etmek, mesela tutuklanıyorsun, hakaret görüyorsun, aşağılanıyorsun, küfrediliyor, ‘o sizin için hayırdır diyor Allah. Ebcedi Miladi 2010 ve 2050 tarihlerini  veriyor. Ahmet Fevzi Kul Efendi, Maidet-ül Kuran ve Hazinet-ül Burhan adlı eserinde; Bediüzzaman’ın tasdik ettiği bir kitap bu, 2050 tarihini; İslam ahlakının, İslam hakimiyetinin en had safhaya ulaştığı, kemale erdiği tarih olarak belirtiliyormuş. Yani İslam’ın hakim olmadığı hiçbir nokta kalmayacak diyor 2050’de diyor, inşaAllah.

Yine Ahmet Fevzi Kul, Kehf Suresi 65’i veriyor: “Derken Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” Bunun ebced olarak da; 2009, 2010 tarihlerini veriyor, yani Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret etiğini söylüyor, inşaAllah. Bediüzzaman’da, “yaz, doğru” diyor, inşaAllah.

Yine kitaptan devam ediyor, Enbiya Suresi 107, şeytandan Allah’a sığınırım: “Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” O da, Hicri 1431 tarihini veriyor. Bakın “Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” Yine Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret ediyor, tek tarih veriyor; 1431. Şimdi 1433’teyiz biz, inşaAllah.

Meryem Suresi 30: “İsa Mesih dedi ki: Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Allah bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.” Ahmet Fevzi Hoca, ‘1410, 1412, 1462 tarihlerini veriyor’ diyor. Demek ki mübarek, 1410’da, 1412’de faaliyette, 1462’lerde de faaliyeti bitmiş oluyor tamamen, inşaAllah.

Yine Hocaefendi’nin eserinden, Duha Suresi 11: “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat” Kuran’ı, İslam’ı durmaksızın anlat, sürekli tebliğ yap. Ebcedi; 1956 tarihini veriyor, yani ahir zamana bakıyor.

Yine Hoca efendi’nin eserinden, Enfal Suresi 25: “Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan” tebliğe katılmayan, İslam’ı yaymaya katılmıyor, ama namazını kılıyor, orucunu tutuyor. Bakın, “Sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup sakının” büyük bir fitne, “bilin ki gerçekten Allah ceza ile sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcının tarihini veriyor. Bakın; “sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan” bütün Müslümanları içine alacak şekilde, “büyük bir fitneden korkup sakının” diyor Allah, büyük bir belanın geleceğini söylüyor. Miladi; 1913, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı.

Hava bombardımanına işaret eden Fil Suresi’nin 4. ayeti, şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş” yani imal edilmiş, “balçık taşları’ atıyorlardı” yani böyle blok parçalar atıyorlardı, havadan başlarına yağdırıyorlardı. Ayetin karşılığı; 1940 tarihini veriyor. O da İkinci Dünya Savaşı’na işaret ediyor, inşaAllah.

Tamam bir ara verelim.

ADNAN OKTAR: Hz. Davud (a.s)’a dağlar, taşlar yankıyla cevap veriyormuş. Burada da yankı oluyor, maşaAllah. Hz. Davud (a.s), en en en eskiden, yine ceddimiz, maşaAllah. Hz. Ali (r.a), Hz. Davud (a.s) neslinden. MaşaAllah.

Şamil Tayyar;“Yargıda hala iddia edilen Ergenekon terör örgütünün etkisinin devam ettiğini” yazmış. Yargıda iddia edilen Ergenekon terör örgütünün devam ettiğini yazıyor. Kim yazıyor? Şamil Tayyar. Kaç sene önce söyledik? Üç sene önce söyledik. Buram buram devam ediyor. Yargıda adamlar zamanında örümcek ağı gibi yayılmışlar. Hükümet üstüne üstüne gitsin, hükümetin sonuna kadar yanındayız, var gücümüzle destekliyoruz, ben şahsen şahsım olarak. Oy istiyorlarsa yüzde 60 oy verelim, yüzde 70 oy verelim. Yüzde 50 azsa, az kabul ediyorlarsa, yüzde 60, yüzde 70 verelim, bu pisliği temizlesinler, bu eracifi temizlesinler. Çocukluğumuzdan beri burnumuzdan getirdiler, iddia edilen Ergenekon terör örgütü. Nerede pislik, lanetlik var, bunlar. Türkiye hop oturup hop kalktı bunlarla; her gün cinayet, her gün kan, her gün darbe tehdidi. Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütünün yaptığı tehditler. Bu lanet yapılanmanın kökünden kazınması şart. Bunlar arsız, çok karaktersiz ve cibilliyetsizler, haysiyetsizler. Utanmıyorlar, yüzlerinde teneke çakılmış kaşarlar. Onun için iddia edilen Ergenekon terör örgütünün utanacağını, sıkılacağını falan zannetmek büyük hata olur. Kan dökmüş kaşarlardan oluşuyor bunlar, insanlıktan çıkmış iblis takımından, iblisun ve iblisattan oluşuyor. Dolayısıyla bunların anlayacağı yer yargıdır, hukuktur, yani bunlar hukuk dilinden anlarlar. Üstüne üstüne gitsinler. Güzel devam ediyor, fakat daha da hızlandırsınlar, nefes aldırmasınlar. Milletçe yanındayız hükümetin, sonuna kadar.

CHP’li bir kardeşimiz yazmış: “Hocam” diyor, “birkaç kişinin yüzünden bütün CHP’yi mağdur etmeye kalkıyorlar” diyor, “doğru söylüyorsunuz” diyor. Kardeşim, CHP’nin önünü tıkamayın da CHP bir iktidar olsun. Durup durup iş çıkarıyorlar. Nerede mukaddesata yönelik bir şey varsa, bakıyorsun ortaya çıkmışlar. Mukaddesatı destekleyin, bu millet mukaddesatı seviyor, Allah’ı seviyor, Kitabı seviyor; dinine söz söyletmez, mukaddesatına söz söyletmez. Öyle bir hareket yapıyorlar ki, sanki mukaddesata karşılarmış gibi oluyor. Bunu da CHP’nin tamamına mal ediyorlar bu sefer. Böyle bir imaja karşı, CHP’yi içten çürütme faaliyetlerine karşı CHP uyanık olması lazım. Daima mukaddesatı savunan parti olsun CHP. Gürül gürül iktidara getirelim, nur gibi parti. Nerede oy kaybettirecek olay varsa gidip onu yapıyorlar. “Falanca şunu yaptı, feşmekanca bunu yaptı.” Mesela mukaddesata ait güzel bir gelişim var; “daha alasını biz yapacağız” deyin, “daha güzelini yapacağız” deyin. Ne yapıyorsunuz? “Biz bunu istemiyoruz” Kim diyor? Üç kişi diyor. Neye mal oluyor? CHP’nin tamamına mal oluyor. Buna önlem alınması lazım.

“Tataristan sizi dinliyor Hocam” diyor, maşaAllah. “MaşaAllah, bizim için yaptığınız hizmetler müjde ve örnektir. Türk İslam Birliği’nin inşaAllah hakim olacağından hiç şüphemiz yoktur. Allah nurunu tamamlamayı vadetmiştir, mutlaka o nurlu gün gelecek inşaAllah. Ellerinizden öpüyoruz. Allah hidayetimizi artırsın. Bizlere de dua edin Hocam, inşaAllah” diyor.

“Tamam itiraf ediyorum” diyor, “o kuş bendim” diyor, “sizi görmenin başka bir yolunu bulamadım Hocam” diyor. “O kadar seveniniz var ki canım Hocam, elhamdülillah” diyor, Deniz Hanım yazmış. Bu şekeri de tanımıyorum ama böyle sevgisini ifade etmiş, maşaAllah.

“MaşaAllah, Hz. İsa (a.s)’ın inişini müjdelediniz Hocam” diyor, İlhan Demir. “Çok sevindim, bunları bilmiyordum öğrendim” diyor. “Allah ilmimizi artırsın” diyor, “Kuran’da 3 ayetle belirtildiğini ve bütün Kütüb-i Sitte’de yazdığını, bütün mezheplerce Hz. İsa (a.s)’ın geleceğinin açık bir gerçek olduğunu, bilgi olarak bilmiyordum” diyor, “haşa, hurafe gibi zannediyordum” diyor. “Fakat sağlam delillerle, Kuran ayetleriyle açıklayınca içim rahatladı” diyor. İlhan Demir, maşaAllah.

DAMLA HANIM: Hocam, Başbakan Erdoğan ile ilgili bir haber vardı, okuyabilirim uygun görürseniz.Başbakan Erdoğan bir konuşmasında;“Ak Parti’nin dindar bir nesil yetiştirme hedefinin olduğunu” söyleyince, “kendisini eleştirenler olduğunu” belirterek şöyle demiş: “Önce şu kulaklar duymaya alışsın. Benim ifademde dindarlar, dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme hedefi var. Bunu yine söylüyorum, bunun arkasındayım. Siz bizden ateist bir nesil yetiştirmemizi mi bekliyorsunuz? Bizim böyle bir amacımız yok. Biz, milletinin, vatanının değerlerine, tarihten gelen ilkelerine sahip çıkan, dindar bir nesil yetiştireceğiz. Bunun için çalışıyoruz” ifadelerini kullanmış.

ADNAN OKTAR: Şimdi bakın, bu çok önemli. Başbakanın bu konuşması tarihi bir konuşmadır. Şimdi bunu duyunca Anadolu halkı ne yapar? Coşar. Böyle Başbakanlar ister işte bizim milletimiz, böyle hükümet ister. Biz de CHP’den bunu duymak istiyoruz. Bunları söylesin CHP, ezerek iktidar yapalım Allah’ın izniyle, yüzde 70’le iktidar yapalım. Yeter ki bu sözleri duyalım CHP’den. Mesela bayağı güzel konuşmuş, maşaAllah, hayati bir konuşma bu. Yani ne demek istiyor? Materyalist, Darwinist sisteme karşı; yaratılışı, Allah’ın birliğini ve varlığını, İslam’ı, Kuran hakikatlerini savunacağız diyor. Ama biz, devletimizin genel yapısı olarak, laik sistemin içinde olduğumuz için, ancak bu kadarını söyleyebiliriz diyor Başbakan. İlminize kuvvet diyor hocalara, alimlere, kardeşlerimize ve bizlere, Ya Allah Bismillah diyor. Yeri göğü inletin, İslam ahlakını dünyaya hakim edin diyor. Biz sizin hükümetiniziz, biz hoşnutuz diyor, ama laik olduğu için devletimiz-ki, biz memnunuz devletin laik olmasından memnunuz- bizim yapabileceğimiz ancak bu kadar diyor, bunu söyleyebiliriz ancak diyor. Sizler de var gücünüzle gayret edin diyor. Allah razı olsun. Bizim görevimiz bu, siz de bu görevleri yapın diyor, inşaAllah. Biz de gerekeni yapacağız, inşaAllah. Hakikaten öyle, hükümet yani anayasada bir değişiklik yapılmazsa bu kadar konuşabilir, en fazlasıdır, en yükseğidir. Ama helal olsun Başbakanımıza, yine de bunu söylemiş olması bile çok büyük bir güzellik. Çünkü Darwinizmin, materyalizmin okutulması resmi olarak mecburi okullarda. Kim mecbur etti onu da bilmiyoruz, ama başlamış olay. Ama okullarda “Allah yarattı çocuklar” denemiyor, diyen varsa buyursun. Öğretmen çıksın da lisede, üniversitede “kainatı Allah yarattı” desin, diyemiyor. “Kainatı tesadüf yarattı, tabiat ana yarattı” diyebiliyor, “Darwin’in evrim teorisi doğrudur” diyebiliyor, “Materyalizm doğrudur” diyebiliyor. Materyalizm, Darwinizm yanlıştır, yaratılış gerçektir, Allah yaratmıştır, bizim atamız Hz. Adem (a.s)’dır diyemiyor. Dünyanın hiçbir yerinde diyemiyorlar, böyle bir sistem var. Onun için inananlar kilitlenecekler, Hıristiyan, Musevi ittifak edecek, bu garip durumu ilimleriyle, bilimleriyle ortadan kaldıracaklar, bu acayip durumu. Acayibattan bir durum ki bu, ahir zamanın şiddetini gösteriyor işte.Hz. Mehdi (a.s) devrinin de önemini gösteriyor. Cayır cayır Darwinizm hakimdi dünyaya.Biz bilimle çökerttik.

Kısa bir ara verelim, sonra devam edeceğiz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Nedir bu?

DAMLA HANIM: Hocam, konferansımız 31 Ocak Salı günü Londra Üniversitesi’ne bağlı SOAS’ta, evrenin yaratılışı ve Kuran mucizeleri konulu konferansımız gerçekleşti. SOAS adıyla bilinen okul, dünyanın en önemli ve tanınan araştırma üniversitelerinden birisi. Salon tamamıyla doldu Hocam, maşaAllah. 1 Şubat Çarşamba günü Londra’da bir konferansımız daha gerçekleşti. Çok tanınan ve uluslararası İslami bir kuruluş olan Minhac-ul Kuran’ın organize ettiği konferansta, Oktar ve Turgut sizi temsilen Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizeleri ve Kuran mucizeleri konularında konuşma yaptılar, inşaAllah. Her iki konferansta da ahir zaman alametleri ve Hz. Mehdi (a.s) konusunda gelen sorulara detaylı olarak cevap verildi. Ayrıca, fosil sergisi düzenlendi. Bristol, Lancashire şehirlerinde de bugün ve önümüzdeki günlerde konferanslarımız olacak Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Süper olmuş, elhamdülillah, maşaAllah, bayağı iyi. Bayağı güzel, iyi. İngiltere’deki kardeşlerimiz bu toplantılarda bir kere bulunsalar bile ömür boyu unutmuyorlar, acayip etkileniyorlar. Mehdiyet müjdesini almış oluyorlar, İttihad-ı İslam’ın müjdesini almış oluyorlar. Çünkü hep genellikle, işte “Yahudileri asalım, keselim, Şiileri keselim, Vahabileri keselim”, kendi aralarında kavgalar, küfürleşmeler falan, böyle perişan, ezik ve gariban ruh haline karşı, İttihad-ı İslam’ı savunan, Türk İslam Birliği’ni savunan, gürbüz, sağlıklı, sevgiyi arkadaşlığı, kardeşliği savunan, güzel bir anlatımla karşılaşmış oluyorlar. Çünkü öbürü açmazda, sadece aşağılanıyorlar, dövülüp sövülüyorlar. Zaten bir avuçlar orada burada, nefes alamıyorlar. Buna rağmen daha hala bir avuç inanan var, onlar da birbirleriyle savaşma durumundalar. İngiltere’de kaç tane Şii vardır? Çok azdır. Sünniler kaç tanedir? Çok azdır, Vahabi çok azdır. Birleşip ittifak edip, İttihad-ı İslam’ı savunacaklarına, birbirleriyle savaş halindeler adeta bir kısmı. Hatta Hıristiyanlarla ve Musevilerle ittifak etmeleri gerekirken, onlarla da mücadele halindeler. Mesela geçenlerde bir İngiliz Musevi vardı, buraya da gelmişti adam. İngiltere’de yaşayacak durum kalmamış, her yerde Musevileri eziyorlarmış. Adam Fransa’ya gitmiş, Fransa’da da rahatlık vermiyorlarmış. Ondan sonra da hadi birbirimizi ezelim kafasına giriyorlar. Böyle olmaz, herkes birbirini koruyup kollayacak. İnananların birbirini sevip kollaması, birbirine yardımcı olması çok önemli. Özellikle Hıristiyan ve Musevilerle ittifak etmek, Şii, Vahabi, Caferi kardeşlerimizle de ittifak etmek, Allah’ın varlığını ve birliğini savunanların dostça, kardeşçe, el ele gayret etmeleri çok önemli. Öbür türlü, tek tek her yerde ayrı ayrı eziliyorlar, ızdırap çekiyorlar. Mesela başörtülü kızlar okullardan atılıyorlar. Mesela başörtülü kız nefret dolu üslup kullanıyor Şiilere karşı. Kaç tane Şii var zaten, kaç tane Vahabi var? Hepsiyle beraber ittifak edip güç kazanacağına, mevcut gücünü de gidip oraya harcıyor. Zaten bir avuç gücü var, o imkanını da, o zamanını da Müslümanlar birbirlerini ezmeye harcıyorlar. Bunu da teşvik edenler var internette, orada burada falan. Dolayısıyla bu akılcı bir yol değil, akılcı olan; İslam’ı, Kuran’ı bütün Müslümanlar olarak topluca savunmaktır. Müslümanları tek bir millet olarak kabul etmek çok önemlidir, inşaAllah.

Bakın, internette çok fazla sayıda sayfa var, hepsi nefret üstüne, hep savaş, kavga, kepazelik üstüne. Kardeşim, gece gündüz sevgiyi savunun, muhabbeti savunun. Cennet sevgi yeridir, iki günlük ömrünüz var ölüp gideceksiniz, Allah’ın huzuruna gideceksiniz. Allah,“70 arşınlık zincirden” bahsediyor küfür için. Demek ki onlar cehennemde en fazla 70 arşın gidebilecekler. Yani cehennemde de öyle istediğin yere gitmek yok, en fazla gidebilen 70 arşındır, o zincirin boyu kadar, o kadar sıkıcı bir ortamdır, o kadar azap yurdudur. Bunları bile bile, yani böyle bir durumu bile bile daha hala küfrü, nefreti, öfkeyi körüklemek çok yanlış. Israrla sevginin, muhabbetin, kardeşliğin üstünde dursunlar. Cennet sevgi yurdudur, muhabbet yurdudur. Kısacık ömrü herkesin, değil mi? Allah bizden sevgiyi istiyor, ne yapacaksın nefreti, kini? Sürekli asma, kesme, kan, irin. Allah diyor; “onlara kan ve irin içireceğim” diyor ayette, Kuran’da. Çünkü sürekli kan istiyor. Şii’yi kesmek istiyor, Alevi’yi kesmek istiyor, Bektaşi’yi kesmek istiyor, Vahabi’yi kesmek istiyor, Yahudi’yi, Hıristiyan’ı kesmek istiyor. Kan, adam sürekli kan istiyor. Allah madem kan istiyorsun diyor, Allahualem, yani onun gibi olmuş oluyor, yani madem bu kadar kan istiyor, Allah’ta ona kan içiriyor ahirette, “kan ve irin içireceğim” diyor Allah, “içkileri budur” diyor. Tabii Cenab-ı Allah böyle demiyor da, yani cezası bu olmuş oluyor karşılığı. Çünkü gördüğümüz kadar sürekli kan irin istiyor bunlar.

İngiltere’de bir avuçlar, dışarı çıkamıyorlar, başörtülü gezemiyorlar. Museviler de öyle, gizli gizli sokakta geziyorlar. Dövüyorlar, sövüyorlar. Hıristiyanları da öyle aşağılıyorlar, hakaret ediyorlar. İttifak edin, birleşin, birbirinizi koruyup kollayın. Alevi’si, Sünni’si var mı? Hepsi de La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyorlar, inşaAllah.

“Sizi çok seviyorum. İyi ki varsınız. Doğum gününüz kutlu olsun, yolunuz açık olsun. Hep bizimle olun, inşaAllah” diyor, Hülya Hanım yazmış.

Ceylan Hocam, ilminizden, irfanınızdan istifade etmek isteriz.

CEYLAN HANIM: Estağfirullah Hocam. Tabii inşaAllah. Hocam, siz sürekli görmenin ne kadar muhteşem olduğunu anlatıyorsunuz Hocam. Aslında daha derine inersek -sizden öğrendiğim bir şey Hocam, inşaAllah-, foton güneşten buraya kadar geliyor, ışık hızıyla hareket ediyor Hocam. Fotonun kendi kütlesi yok, kütlesi olmayan bir şey. Foton bir tane atoma çarpıyor ve gözümüz onun çarpma şeklini yorumluyor. Ve çarptığı atomun da yüzde 99. 99’u boşluk, o yüzden aslında gördüğümüzü düşündüğümüz yer de, dünya da yüzde 99.99’u boşluk. Ve dünyanın bütün kütlesini sıkıştırdığımızda, işte bu boşlukları ortadan çıkardığımızda kesme şeker kadar kalıyor kütlesi Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, kesme şeker kadar.

CEYLAN HANIM: Evet Hocam, bütün bu arabalar, fabrikalar, yatlar hepsi o kesme şekerin içinde işte Hocam, inşaAllah yorumladığımız.Baktığımız yerde ışık da yok, renk de yok. Sadece o fotonun çarptığı atomun vaziyetini gözümüz yorumluyor, beynimiz de buna bir yorum katıyor Hocam.

ADNAN OKTAR: Tamam yine bir kısa ara verelim, devam edelim.

DAMLA HANIM: Yayınımıza arslan Hocamızla devam ediyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “İttihad-ı İslam’ı, ittihad-ı insanı, Türk İslam Birliği’ni gönülden istiyoruz ve dua ediyoruz. İsa (a.s) ile ilgili daha detaylı bilgiler verirseniz seviniriz, inşaAllah. Bir sohbetinizde, ‘Hz. İsa (a.s)’ın 2003, 2004 tarihlerinde yeryüzüne indiğini, faaliyete başladığını’ söylemiştiniz yanılmıyorsak. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) ile ilgili bilgileri duydukça, ruhumuz ferahlıyor ve sıkıntılarımızı unutuyoruz, inşaAllah. İnşaAllah, en kısa zamanda Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ı görmeyi, onlara biat etmeyi Rabbim nasip etsin.”

Geçenlerde bir hoca diyor ki: “Bana Şeyhim, Hz. Mehdi (a.s) çıkarsa, bana söyler” diyor. Bak yani şeyhin sana işaret eder sadece. Bediüzzaman ne diyor, işaret ediyor. Bediüzzaman diyor ki diyebilir miyiz, işte şurada, şu şekilde. Ne diyor: “Mehdi (a.s.) Darwinizm ve materyalizmle mücadele edecek, İstanbul’da çıkacak” diyor, “imanın nuruyla anlayacaksınız” diyor, bu kadar. Anlayan anlar, anlamayan da anlamaz. Bak: “Bedahet derecesinde herkes anlayamaz” diyor. Biz diyebilir miyiz; “öyle bir şey olsa Bediüzzaman bize söylerdi yerini, ne yapacağını.” Bize ışığını veriyor, işaretini veriyor, diyor ki bak, “Darwinizme, materyalizme karşı mücadele edecek, vakti ve zamanı olmayacak, küçük bir ekibi olacak” diyor, “hazır alimlerin eserlerinden istifade edip bazı eserler hazırlayacak. Hayatın geniş dairesinde,” işte internette, televizyon, radyonun olduğu bir dönemde, “benden 100 sene sonra” diyor, bunu 1912 yılında söylüyor, “benden 100 sene sonra çıkacak ve faaliyet yapacak.” Beş yerde söylüyor kendisinden 100 yıl sonra olduğunu, ayrı ayrı, net konuşuyor. Hutbe-i Şamiye’de de net söylüyor, 71’den sonra, efendim, 30, 40 sene sonra, açık. “Yarım asır sonra da darmadağın edecek bitirecek” diyor. Şimdi bize ölçüyü vermiş. Şeyh Nazım Hocam ne diyor? Diyor ki: “Hz. Mehdi (a.s) çıktı, faaliyette şu an” diyor. Nerede? “Sizden çıkacak” diyor. Nereden? Türkiye’den. Nereden? “İstanbul’dan.” Başka işaretler de veriyor. Sen diyorsun ki: “Ben anlayamıyorum.” Şu laf mı yani? Her şeyi şeyh efendi. Şeyh efendi işaret eder, ondan gerisine karışmaz. Olur mu öyle şey, daha ne desin? “Çıktı” diyor, “hayatta şu an” diyor. Bir kere bu baştanbaşa büyük bir olay. Sen de diyorsun ki, “alametleri vardır, faaliyette” diyorsun, faaliyet halinde bu insan, değil mi? Yerini de söylüyor. O da diyor ki, “bana mahalleyi, sokağı da söylesin, adresi versin, gidip bulayım” diyor.Sen insan değil misin, senin Müslüman olarak sorumluluğun yok mu? Sen mümin, muttaki ve veli bir insanı nasıl tanıyorsun, değil mi? Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın yanına, sen Şeyh Nazım Hocamız’ı nasıl keşfettin? Halinden keşfettin, hizmetinden keşfettin. Şeyh Nazım Hocamı keşfedebildiğine göre, Hz. Mehdi (a.s)’ı da görebileceksin. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı da gördüğünde, tanıyacaksın, öyle şey olmaz, imanın nuruyla. Ama de mesela, hissediyorum, anlıyorum, ama fitneden çekindiğim için veyahut işte, etrafımdaki insanlara konuyu açıklayamayacağım için, zor durumda kalmaktan çekindiğim için, şahsen anlıyorum, şahsen farkına vardım, ama söylemek istemiyorum diyebilirsin. Ama ben hiçbir şekilde farkına varamıyorum dersen, bu bir acayiplik olur. Şeyh Nazım Hocamız çok net anlatıyor, gayet net, işareti de çok net veriyor, yeri de belli ediyor, hepsini söylemiş. Daha ne desin? O kadar olur, veli insan bu kadar konuşur. Ömrünü uzun etsin Cenab-ı Allah, Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz İsa Mesih (a.s)’a yetiştirsin Şeyh Nazım Hocamız’ı-ki, gece gündüz dua ediyoruz, inşaAllah görecek. Hatta Şeyh Nazım Hocamız’ın elini öpecekler inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s)’da, Hz. İsa Mesih (a.s)’da inşaAllah. Mehdiyet çok açıktır, anlaşılmayacak bir yönü yok. Hz. İsa Mesih (a.s)da siyaset aleminde şu an faaliyet halindedir. Ama hayrettir, mesela Hz. İsa Mesih (a.s); Darwinizm-materyalizm olayına karışmıyor, yani normalde karışacak gibi düşünüyor insan, ama karışmıyor, yani tamamını Hz. Mehdi (a.s)’a bırakmış. Bediüzzaman diyor ki: “Tamamını Mehdi’ye bırakacak” diyor. O, siyaset aleminde faaliyet gösteriyor. Hayret, demek ki Allah ona öyle vahyetti, kalbine öyle vahyettiği anlaşılıyor, inşaAllah. Ama Hz. Mehdi (a.s), doğrudan iman hakikatleriyle, çünkü Hz. İsa Mesih (a.s) aleni bir faaliyet yapsa hemen bilinir. Mesela Darwinizme-materyalizme ikinci bir yerden çıkış yapılsa, ‘kim lider’ diyecekler, ‘falanca,’ bitti. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı -haşa şehit etmek için hazır, CIA’nin de adamları var, başka yerin de adamları var, arıyorlar. Ama 70 perdeyle kapalı Hz. Mehdi (a.s). Burunlarının önünde, gözlerinin önünde yüz yüzeler, fark edemiyorlar. Deccal ordusu da ayrıca Hz. Mehdi (a.s)’ın etrafında keçeleştikleri için, deccal ordusundan da Hz. Mehdi (a.s)’ı göremiyorlar. Hani diyor ya ayette: “Keçeleşmişlerdir üstüne” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, değil mi? Şimdi onlar da Hz. Mehdi (a.s)’ın üstüne keçeleştikleri için her yerde, görülemiyor, fark edilemiyor. Yani onların, deccal ordusunun nefret perdesiyle Hz. Mehdi (a.s) örtülmüş vaziyette şu an. Müslümanların sevgisi aydınlatıyor, fakat deccal ordusunun perdesiyle karartılıyor, Allah o karartmayla göstermiyor Hz. Mehdi (a.s)’ı gizliyor. Yani deccaliyetin de o faydası vardır. Deccaliyet hikmetlidir, öyle boşuna Allah yaratmaz. Mesela deccal ordusu bize de yarıyor, bize de fayda veriyor. Mesela deccal ordusu Facebook’ta muazzam aleyhimizde faaliyet yapıyorlar. Kardeşim, yani internet girişleri astronomik. Bak, kaçıncı server, her hafta bir server ekliyoruz. Yani ucu bucağı yok, maşaAllah, yağmur gibi dünyanın her tarafından. Şimdi deccal ordusu, bizim bedava tanıtımımızı yapıyor. Biz desek ki, adamlara para versek, bizi tanıtın desek, tanıtmazlar. Ama emrimizde adamlar, istese de istemese de emrimizdeler, muazzam tanıtım yapıyorlar her yerde. Adam diyor ki; “Hocam, aleyhinize bir yazı vardı, baktım, sonra da Hocam aşık oldum size, Allah razı olsun” diyor, “hep aleyhinize yazıdan girdik, gördük sitenizi” diyor, maşaAllah.

Şimdi deccaliyete karşı Hz. İsa Mesih (a.s), Kuran’ı anlatarak bir çıksa, İslam’ı anlatarak. Sadece siyasete yönelerek çalışma yapıyor, kendini sezdirmiyor, sonuna kadar da sezdirmeyecektir, yani son ana kadar. Hz. Mehdi (a.s) bilinir, iflahlarını keser, ama deccaliyetin perdesiyle kapatıldığı için insanların gözünden gizlenir, fark edilemez. Çünkü ne kadar it-kopuk takımı varsa, sahtekar, üçkağıtçı, haysiyetsiz kalpazan takımı varsaHz. Mehdi (a.s)’ın karşısında olacaktır, var güçleriyle mücadele edeceklerdir. O yüzden de Mehdiyet rahat bir korunma altında olacaktır. Yahut ummayacaktır insanlar, olamaz bu diyecekler. Hani var ya; deccaliyet karşı, o zaman bu olamaz diyecekler. Halbuki deccaliyetin içinde de mebzul miktarda Müslüman görünümlü insanlar olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.), ahir zaman deccallarını anlatırken sarıklı ve cübbeli deccallerden bahsediyor, deccal ordusundan bahsediyor. 70.000’den kastı, çok yüksek sayıda olacak anlamındadır, 70.000, yani Arap edebiyatında 70.000 demek, çok çok fazla anlamına geliyor. “Başları tıraşlı,” bakın detay veriyor ve “başları sarıklı 70.000 münafık yobaz, Mehdi’ye karşı mücadele verecek” diyor, çok açık, ahir zamanda. Bu netlik üstüne daha ne olsun? Detaylara bak, “saçları tıraşlı, başları sarıklı 70.000 münafık” diyor, “Mehdi’ye karşı deccalın safında mücadele verecektir, yani deccal ordusu olacaklar” diyor. Şimdi, adamlar onları sarıklı, saçı da kısa görünce, onları Müslüman zannedecek, onların konuştuklarına itibar edecek. Halbuki deccal ordusu adam. Deccal ordusu olduğu için o da Hz. Mehdi (a.s)’ı örtülemiş oluyor, Hz. Mehdi (a.s) fark edilemeyecek. O arada da Hz. Mehdi (a.s) rahat faaliyet yapmış oluyor. Deccalın bir vasfı da Hz. Mehdi (a.s)’a karşı mücadele verirken, bütün dünyayı velveleye veriyor, o velveleyle Hz. Mehdi (a.s) çok iyi tanınmış oluyor. “Adamlarını, şeytanlarını etrafa gönderir” diyor, “her yere haber salar” diyor deccal Mehdi’ye karşı, “her tarafa haber salar” diyor. Facebook’a bakarsanız görürsünüz. Bilerek veya bilmeyerek deccaliyet nasıl Mehdiyet’e karşı mücadele veriyor, nasıl Hz. Mehdi (a.s) talebelerine karşı mücadele veriyor, bizlere karşı nasıl mücadele veriyor Hz. Mehdi (a.s) talebesi olarak, görüyorsunuz.

“Hocam, bayan sesi haram mıdır değil midir?” Ben de sana soruyorum, erkek sesi haram mıdır değil midir? Erkek sesinden birçok kadın etkilenir. Sen kadın sesinden etkileniyorsan, birçok kadın da erkek esinden etkilenir. Sen kadından etkilenirsen, kadın da erkekten etkilenir. Olur mu öyle şey, niyetledir o. Yani eğer adam hayvan gibiyse, kendi kızından da etkilenir, Allah esirgesin, dinsiz imansızsa, Allah’tan korkmuyorsa, kendi anasından da etkilenir. Ama Müslüman ise, Allah’tan korkuyorsa, annesine anne gözüyle bakar, kız kardeşine kız kardeşi gözüyle bakar, başkasının da karısına kızına helali olmadığı için, kız kardeşi gözüyle bakar. Dolayısıyla da bir sorun olmaz.

Hüseyin Hüseyinov; “Canım Hocam, doğum gününüz kutlu olsun” diyor.

“Sayın Hocam, öncelikle saygılar. Arkadaşlarımızla iş ortamında sizi ilgiyle takip ediyoruz. Bendeniz Necip, Ersin Bey, Yasin Bey, Hanife Hanım herkesten, hepimizden çok selamlar” diyor.

DİDEM HANIM: Hocam, bir haber vardı, inşaAllah. 12 yaşındaki kızını sözleşmeyle sattı diye tutuklanmış bugün. 5 yaşındayken kızını sözleşme yapıp bir kişiye, bir inşaat sahibine satmış kızını. Siz bahsetmiştiniz, böyle aileler de var diye.

ADNAN OKTAR: İşte “kutsal aile” diyor adam, “babandır yavrum, babana söz etme. Kol kırılır yenin içinde” diyor,  “bu söylenir mi” diyor, “nasıl konuşuyorsunuz böyle” diyor, “kol kırılır yen içinde.” Babası kızına tecavüz ediyor, “söylenmez yavrum” diyor, “söylenir mi böyle şey” diyor. Yani ahlaksızlığı örtbas etmeye çalışıyorlar. Bu bir tanesi vakanın, böyle on binlere, yüz binlerce vaka var, inşaAllah.

Kısa bir ara verelim, sonra devam edelim.

VTR- Gizli gerçek: Ensest, Dünyanın Kanayan Bir Yarasıdır.

DAMLA HANIM: Hocam, Taksim Metroda sergimiz oldu. Gösterebilir miyiz resimlerini, inşaAllah?Bir gün önce bahsetmiştik. Taksim Metro istasyonu çıkışında fosil sergimiz başladı, 8 şubata kadar sürecek Hocam, inşaAllah. Sergi hafta içi sabah 09:30 ile 20.00 saatleri arasında. Sergi alanı içerisinde mini bir konferans salonu da var, orada gelen ziyaretçilere plazma ekranda filmler gösterilerek, fosiller ve evrim teorisiyle ilgili sunumlar yapılıyor. Sergiyi organize eden kardeşimiz Ayşe Meryem Berksoy, destek veren kardeşlerimiz Mina Berksan ve Cevval Yürekli. Size de bir notları vardı Hocam. “Hz. Mehdi (a.s)’ın şehri olan İstanbul’da Allah’ın izniyle, sizin vesilenizle fosilleri görmeyen kalmayacak, inşaAllah” diyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: EvelAllah evelAllah. Kardeşlerimizden Allah razı olsun, emeği geçen herkesten Allah razı olsun. İyi maşaAllah.

Saadet Partisi’nde Muhterem Kamalak Hocamız dünya tatlısıdır, çok efendidir, tasavvuf ehlidir, elinden yüzünden nur akar. Tam Saadet’li işte o bak, mazlum, çok insancıl. Çok hoşuma gitti Sultanımızı ziyareti, gösterdiği edep, adap, sevgi, maşaAllah. Fatih de bizim evladımız, kardeşimiz. EvelAllah yakında Saadet’in başında. Saadet’i ne yapacak? Şahlandıracak, inşaAllah. Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam için inşaAllah şahlandıracak. Çok şey bekliyoruz Fatih’ten, inşaAllah.

O nedir, o sevimli?

DAMLA HANIM: Hocam, sizin Kırgızistan’da yaşayan talebelerinizden Yunus Ganiyev kardeşimizin kızı Emina.

ADNAN OKTAR: Şu şekerliğe bak, şu sevimliliğe bak. Güneş gözlüğü falan, acayip de şık. Benim yerime kulaklarından hafifçe bir ısırsınlar, burnundan hafifçe ısırsınlar, maşaAllah.

DAMLA HANIM: Hocam, bu kardeşimiz öğretim üyesi. Sizin çok sayıda kitabınızı, makalenizi ve belgeselinizi Kırgızcaya çevirmişti. Sizi de geçen sene ziyarete gelmişti kendisi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aferin, elhamdülillah. Biliyorum, inşaAllah. Allah hidayetlerini artırsın, sevinç versin kalplerine, sağlık sıhhat versin. Ne güzel günler göreceğiz inşaAllah, evelAllah.

Yalnız hükümet samimi gayret ediyor, hükümete dua etsinler, Başbakana da dua etsinler, Allah cesaretlerini artırsın, şevklerini artırsın, gayretlerini artırsın. Devletten mafyayı, Allah rızası için tamamen kazısınlar. Mafya müthiş bir pisliktir kardeşim, yani devlet mafyası o kadar berbat bir şey ki. Biz bunun çok acısını çektik, çok rahatsızlığını çektik. Şikayet ediyorsun, netice alamıyorsun.Heriflerin her yerde eli gözü var, her yerde. Yargıda, adliyede, poliste, sokakta. Çok aşağılık bir takım, çok şerefsiz herifler, iddia edilen Ergenekon terör örgütü. Kök söktürdüler yıllardan beri. Yani yine canımız sağ kaldı, Allah’a çok şükür. İşkence bunlarda, faili meçhul bunlarda, kahpelik bunlarda. Yani öyle bir deliler ki, ne olduklarını da anlamak mümkün değil. Kendilerine, “ulusalcıyız” diyorlar, bakıyorsun komünistin şahı, gece gündüz cinayet. Birbirlerini de öldürüyorlar, deli bunlar. Sudan bahanelerle aşka geliyorlar, çekip vuruyorlar birbirlerini. Adamın eline silahı tutuşturuyor vurdukları kişinin, “intihar etmiş baksana, görmüyor musun” diyor, “çok üzülüyordu” diyor. Adam mesela mühim bir noktada, poliste mühim bir noktada yahut devletin yüksek noktalarına zaten kişiliği güçlü olduğu için, şahsiyeti güçlü olduğu için gitmiş. İntihar edecek adam mı o? İntihar eden adamları kurtarıyor, ne alaka? “Öyle sıkılmış mübarek” diyor. Bakıyorsun pencere açık, pencereden biri girmiş, adamın eline tutuşturmuşlar silahı. Adam solak, sağ eline silahı vermişler adamın. Adam kullanamaz ki silahı zaten, hatta diyor; “elini arkadan çevirmiş arkadan vurmuş” diyor. Bu kadar anormal ve delice hareketler yapıyorlar. Onun için, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün tamamen kazınması en hayati meseledir. Ekonomiden her şeyden daha önce. Birde bu heriflerin yargıdaki ayağının kazınması. Yargıda bu adamlar acayip güçlüler, halen devam ediyor. Ben bunu üç yıl önce söyledim, her gün söylüyorum. Bugün yeni bir şey keşfetmişler gibi, işte “şok, şok haber, yargıda meğer iddia edilen Ergenekon terör örgütünün elemanları halen faalmiş.” Üç yıldan beri ne anlatıyoruz biz, değil mi, gece gündüz söylüyoruz?

DAMLA HANIM: Hocam, Başbakanımız açıkça isim zikretmeden iddia edilen Ergenekon yapılanmasıyla ilgili bir açıklama yapmış. Okuyabilirim uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Başbakan çekinecek mi o çakallardan, direk ismini de söyler. Delikanlıdır Başbakan, niye söylemesin?

DAMLA HANIM: Şöyle söylemiş: “Devletin içinde 150 yıldır İttihad ve Terakki zihniyeti hüküm sürdüğü mafya ve derin devletle iç içe geçmiş bir yapı olduğunu, Dersim ve Maraş gibi katliamlarda bu zihniyetin rol oynadığını” söylemiş. “Bu zihniyetin, Osmanlı’yı kısa süre içinde yıktığını, Atatürk’ünde bu yapıya karşı mücadele ettiğini” belirterek, “işte biz devletin içinde kılcal damarlar gibi girmiş bu zihniyetle mücadele ediyoruz” demiş.

ADNAN OKTAR: Bakın, sırf şu sözü için bile, Başbakanın desteklenmesi lazım, hem dua edilmesi, hem de milletçe desteklememiz lazım. Bu hükümet, siyaset işi değil kardeşim bu, particilik değil bu. Yani Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin var olma mücadelesi var, İstiklal savaşı veriliyor, ikinci İstiklal savaşı bu. Onun için,işte siyasi falan. Yok kardeşim. Helal olsun, delikanlıca güzel mücadele ediyor, tam destek gerekir. Yüzde 50 değil, yüzde 60, yüzde 70 gerekir. Hallolsun, hükümet zaten kendiliğinden çekilsin gitsin bence, benim kanaatim. İddia edilen Ergenekon terör örgütü kazınsın, CHP gelsin, MHP gelsin, helal olsun onlara iktidar. Ama yeter ki şu pislik bir gitsin, ama her yerden gidecek her yerden, tam demokrasi istiyoruz. İsveç’te olduğu gibi, Norveç’te olduğu gibi, Danimarka’da olduğu gibi, daha da yüksek derecede tam demokrasi istiyoruz ve mafyanın M’sini duymak istemiyoruz tek kelime, hiçbir yerde olmayacaklar, her yerden kazısın devlet. Sayın Erdoğan da tarihe geçecek. Güzel, Allah razı olsun, ahirette alacağı kazanç yeter ona. Zaten makam mevki hırsı yok, olsa zaten görürdük. Öyle bir şey yok, dünyalık bir derdi de yok. Boş yere muhalefet ediyorlar, yani öyle bir insan değil. Bir ara dediler;“yok Türkiye’yi bölmeye kalkıyor”, bilmem ne falan. Dedim, Başbakanım çık şunlara bir cevap ver. Gürül gürül inletti ortalığı, dedi ki; “tek devlet, tek bayrak, tek vatan, o kadar” dedi, “bir tane bayrağımız var, bir tane milletimiz var, bir tane bayrak altında toplanacağız” dedi, net konuştu konu bitti. Nesine lazım, Başbakan bölenlere karşı mücadele ediyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü 22’ye bölmeye çalışıyor. O zaman öyle bir derdi olsa Başbakanın, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü desteklerdi, bayağı da güçlüydüler, onları desteklerdi, görmezden gelirdi. Demek ki vatanın birliğini, bütünlüğünü istiyor ki Türkiye’yi bölmek isteyenlere karşı bu kadar kararlı mücadele veriyor.

“Her yaşınızı daha genç, daha yakışıklılıkla karşılıyorsunuz. İyi ki doğdunuz, yoksa kimi sevecektim ben böyle“diyor Merve Hanım. Yaşayan insanların içerisinde tabii sevebilirsin, inşaAllah. Ama tabii biz kime aşığız? Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Peygamberana, inşaAllah. Arkasından peygamberana, evliyalara inşaAllah.

“Biz iki kardeşiz, sizi izliyoruz Hocam, çok güzel konuşuyorsunuz. Sizi çok seviyoruz. İnşaAllah İslam Birliğimiz sağlanır.” Mustafa Palas. Mehmet Bal da arkadaşlarıymış.

“Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. Mesih (a.s) Şeyh Nazım Kıbrısi Hoca’nın elini öpecek dediniz. Böyle şey olur mu? Nasıl olur da bir peygamber bir şeyhin elini öper? Saygılar.” Peygamberlerin nasıl mütevazi olduklarını, nasıl sevgi dolu olduklarını, nasıl aşk ehli olduklarını bilmiyorsun. Sen peygamberleri enaniyetli zannediyorsun, kibirli zannediyorsun, halkın içine karışmaz, babaannelerin elini öpmez, dedelerin elini öpmez, onlara sevgi göstermez, çocukların başını okşamaz, onlara muhabbet etmez zannediyorsun. Sen ne zannediyorsun; böyle kibirle, azametle gezer zannediyorsun Hz. Mehdi (a.s) da, Hz. Mesih (a.s) da, onlar dünya tatlısıdır, dünya sevgilisidir. Şeyh Nazım Hocamız’ın elini öpmek onlara çok büyük haz verir. Onların sevgi anlayışını sen kavrayamamışsın, tabii. Hz. Yusuf (a.s)’ın annesine babasına gösterdiği hürmet Kuran’da anlatılır. Annesinin babasının da ona gösterdiği hürmet anlatılır. Sen sevgiyi bilmediğin için, merhameti, şefkati bilmediğin için, tevazuyu bilmediğin için, bu tevazunun ihtişamlı kalelerinin nasıl güzel insan olduklarını, geldiklerinde göreceksin. El öpmez olur mu, onlar el öperler, sarılırlar, severler. Onlar tevazunun, güzelliğin, muhabbetin insanlarıdır. Ne kadar güzel bir manzara, ne kadar hoştur.

Küçük çocuklarla Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) kovalamaca oynuyor. Peygamberimiz (s.a.v.) sarılıyor yaşlı amcaların ellerini öpüyor, yüzlerini öpüyor, bağrına basıyor. O peygamber sevgisidir, onun tevazusunu, güzel ahlakını, muhabbetini gösterir. Azamet sahibi değildir peygamberler. Hz. Hasan (r.a), başına oturuyor namazdayken, namazda başını kaldırmıyor Peygamberimiz (s.a.v.), değil mi? Hz. Hüseyin (r.a), sürekli başının üzerinde geziyorlar sokakta. Başının üstüne oturuyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in, ayaklarını da Peygamberimiz (s.a.v.)’in omzuna koyuyor, ayakları orada. Sana göre, bir peygamber bunu asla yapmaz, sana göre olmaması gerekir, ama Peygamberimiz (s.a.v.) yapıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) eliyle de tutuyor, bütün sokaklarda gezdiriyor Hz. Hasan (r.a)’ı Hüseyin (r.a)’ı böyle, sürekli dedelerinin üstünde geziyorlar. Hanımıyla kovalamaca, yakalamaca oynuyor, ama sana göre bu olmaz. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) torunlarını ağzından öpüyor, böyle çenesinden tutuyor Hz. Hasan, Hüseyin (r.a)’ı, koşarlarken birden yakalıyor, havalandırıyor, ondan sonra ağızlarından öpüyor geri bırakıyor. Mesela böyle havalandırıyor böyle, boyunlarından öpüyor, sonra geri bırakıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) aşık, Allah aşığı.

Ne yapalım, gidelim mi? Gidelim, yarın görüşürüz, inşaAllah.



2012-02-02 18:29:32
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top