ADNAN OKTAR: Ben normal vicdanlı bir insanın ne yapacağını düşünüyorum. Ben karmaşık bir şey de anlatmıyorum. Şimdi biz etrafımıza baktığımızda; pırıl pırıl, çok kaliteli, 3 boyutlu sinemadan daha kaliteli bir görüntü görüyoruz. Şu kadarcık etten oluşuyor bu, daha dünyada böyle bir sinema yapamadı. En kaliteli filmlerde, en kaliteli çalışmalarda bile bunu göremiyoruz. Müthiş bir 3 boyut var. O kadar inandırıcı, o kadar mükemmel ki; her gören gerçek zannediyor beynindeki görüntüyü. Anlatsak da anlayamayacakları derecede birçok kişi. O kadar net oluşuyor ki görüntü; kavrayamıyor hakikaten. Anlatsan da kavrayamıyor. “Olur mu? Duruyoruz işte.”diyor. Halbuki beynindeki görüntüyle konuşuyor. Bir de beyinde bir görüntüyü, bir varlığın gözsüz görmesi ne demek? Çok büyük olay. Gözü yok. Hiç göze ihtiyacı olmadan, elektriği görüntü olarak görüyor. Bir de elektriğe nasıl bakıyor? O da acayip. Nereden bakar elektriğe? Sinirden gelen, amperi çok düşük bir elektrik akımı. Karmakarışık bir görüntü geliyor gözlerden. Çok bulanık ve flu bir elektrik akımı. Kaliteli bir elektrik gelmiyor. İsterlerse beyne giden siniri görüntü haline getirsinler, ekrana taşısınlar. Çok bulanık olacaktır. Bilimsel yöntemle yapabilirler bunu, yapsınlar. Bu netliğin binde biri olmaz, son derece bulanık olur. Buradaki görüntü müthiş net, 3 boyutlu netlikte. Renkler mükemmel. Ters çeviriyor, nasıl yapıyorsa. Gözdeki yapının gereği olarak, merceğin etkisiyle. Karanlık, simsiyah. O kimyasal enerjiye dönüşüyor, elektrik enerjisine dönüşüyor. Ve beyne geliyor. Çok bozuk ve flu, simsiyah bir alemin görüntüsü. Aydınlık değil, bir kere öyle bir olay yok. Simsiyah bir alemin, dalga boyuyla meydana getirdiği bir elektrik akımı. Fotonların çarpmasıyla meydana gelen bir elektrik akımı, simsiyah. Ruh, hem ışığı, hem rengi sağlıyor. Yani simsiyah, dışarıda bir şey yok, saydam ve simsiyah. Hepsi söylüyor bilim adamlarının, tamamı söylüyor. Böyle diyorlar. Sadece foton geliyor göze o kadar. Fotonlar çarpıyor. Fotonlar merceğin etkisiyle ters dönüyorlar, çarpışıyorlar. O fotonlar elektrik enerjisine dönüşüyor. Elektrik enerjisi de, simsiyah bir sinirin içerisinde gidiyor. Çok zayıf amperi, wattı çok düşük. Ruh geliyor elektriğin üstüne. Aslında elektriğe ihtiyacı olduğundan değil de, aklımız alsın diye. Öyle zayıf bir elektriğe ruhumuzun ihtiyacı yok. Zaten oradaki elektrik işine yaramaz ruhun. Bayağı yani, hiçbir işine yaramaz. Eğer ona tabii olursa ruh, göremez zaten. Bayağı kötü bir görüntü meydana gelir. Ses de çok kalitesiz olur, görüntü de çok kalitesiz olur. Ama ruh, Allah’ın dilemesiyle, son derece net, 3 boyutlu, gerçeğinin aynısı olan bir görüntüyü görüyor. Neyle? Gözsüz. Boş, boşluk var. Belki bizim bilemediğimiz bir elektrik akımı şeklinde. Ruhun varlığı şu an bilinmiyor. Tespit edilen bir şey yok. . Elektrik akımı gibi bir şey de bilinmiyor, boşluk şeklinde Allah’ın yarattığı bir kudret, güç. Hem rengi görüyor, hem de pırıl pırılışığı. Mesela şu an görüyoruz. Herkes ekranda beni seyrediyor. Beyninin içindeyim herkesin. Şimdi böyle bir sisteme biz ne diyelim? Normal akıllı bir insan ne der? Ve sürekli bir kanaldan video film gibi akıyor görüntü. Yani sürekli bir akış var. Bir yerden gelip bir yere doğru gidiyor, akıyor. Bir görüntü akışı var. Bir güç yapmış bunu. Büyük bir güç yapmış bu görüntüyü. Önceden hazır olarak geliyor. Ne diyeyim ben peki? Ne denilebilir, normal bir akılda bir insan? Büyük bir güç yarattı diyoruz. Kuran’a baktığımızda bu büyük gücün isminin Allah olduğunu görüyoruz. Allah yarattı diyoruz.
Şimdi bizi yaratınca bayağı emek verilmiş. Yani Allah’ın emeğe ihtiyacı yok da bayağı emek verilmiş. Fotonlardan tut, atomdan, kromozomlardan çık. Saymakla bitecek gibi değil. Muazzam emek verilmiş. Bilgisayarlar yaratılmış, kadehler yaratılmış, kitaplar yaratılmış, Kuran yaratılmış, harfler yazılmış, bilgisayarların içerisine milyarlarca bilgi konulmuş. Şimdi ben makul olarak ne diyeyim bu durumda? Bir amaçla yaratıldığı anlaşılıyor. Çünkü amaçsız tek bir tane bir şey göremedim dünyada. Birde insan var. İnsan amaçsız dediğimde yani çok şiddetli bir aptallık meydana gelmiş olur. Tamamı amaçlı diyorsun. Hatta insanın gözü, burnu, dişi, her şeyi amaçlı, saçları da amaçlı. Karaciğeri, dalağı, kalbi, kalp kapakçıkları, karaciğerin içindeki sistem, enzim sistemleri hepsi amaçlı, insan da amaçlı işte. İnsanın amacını da Kuran’dan öğreniyoruz. Kuran’a baktığımızda da dinin dünyaya hakim olması gerektiğini görüyoruz.
Kuran’da hitap edilen bir Müslüman topluluğu var. Bir tane, cemaatler, tarikatlar, mezhepler diye bir şey yok. Tek bir tane ümmet var. Müslüman ümmet var o kadar. Sadece onlara hitap ediyor Allah. Ve İttihad-ı İslam’ı Allah müteaddid derecelerde açıklıyor ayette. Farz olduğunu söylüyor. En büyük farz. Bakıyoruz adamlara bu açık farzı, bu büyük farzı, en büyük farzı söylemekten şiddetle kaçınıyorlar. Sadece söyleyecek. Gayret etmesine de gerek yok. Var da, gayret etmese bile söyleyebilir. Der ki; “ben İttihad-ı İslam’ı istiyorum” der. Her gün bir kere diyebilir. Akşama kadar dırdır boş boş konuşuyorlar birçok kişi. Bir kere diyecek. “İttihad-ı İslam’ı ben istiyorum” diyecek. Bak “İttihad-ı İslam’ı istiyorum”. Üç kelime. Gerek duymuyorlar. Öyle olunca Hz. Mehdi (as)’ı da istemiyor tabii. İsa Mesih (as)’i de istemiyor. O istemeyince duruyor mu peki? Durmuyor.
İstememek başlarını belaya sokacak. Çok büyük belaya sokacak başlarını, ahirette. Dünyada da başlarını belaya sokar, ahirette de sokar. Allah esirgesin. Allah’tan bir felaketle, büyük bir felaketle başlarını belaya sokar. Üslupları da çok bozuk oluyor bazı insanların. Allah’tan kalbi uzak olursa, sevgisi uzak olursa bozuk oluyor.
Makaleler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler