Adnan Oktar'ın 8 Şubat 2012 tarihli A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: “Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş” Bediüzzaman o anlamda ben Mehdi değilim demiyor. Tamam, her asırda gelmiştir, diyor. “Fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını alamamışlar.” (Emirdağ Lahikası, 260) Ben de bir nevi Mehdi’yim fakat ben de diğer Mehdi’ler gibi üç vazifeden birini, bir cihette yaptım diyor, birisini. Akgündüz Hoca, “Bediüzaman dedi ki diyor; küfrün beli kırıldı dedi” diyor. Kardeşim, o asrın müceddidi. Müceddid niye geliyor? Küfrün belini kırmaya geliyor. Ne zaman kırıyor. Hicri 13. asırda. Hicri 1400’de belini kim kıracak? Onunkini Hz. Mehdi (a.s) kıracak. Bir evvelki yüzyılda küfrün belini kim kırmış. Mevlana Halidi’nin talebeli kırmış. İmam-ı Rabbani döneminde kim kırmış küfrün belini? İmam-ı Rabbini kırmış. Abdülkadir Geylani kendi asrının müceddidi, o da küfrün belini kırmış. Ama kendisinden sonraki asrın belini kırmamışlar. Bediüzzaman diyor ki; ben kendi asrımdaki küfrün belini kırdım ama asıl fitne ve fesat, bela, asıl tuğyan ve dalalet ahir zamanda, diyor. Onu da uzun uzun, çok kapsamlı anlatıyor. Ahir zamandaki küfrün azgınlığını da Hz. Mehdi (a.s) kıracak diyor. Oturuyor gençleri yanlış yönlendiriyor hoca efendi. Oradaki üslubunun samimi olması için bu konuları anlatacağız.
Bir de bu kitabın ikinci baskısını Risale-i Nur’dan olduğu gibi, kendi has karakteriyle, numaralı olarak o bölümleri de koyalım. Harfler büyütülmüş, hiç şerhsiz, sadece büyütülmüş numaralı, anlaşıldı değil mi? Aslında hiç bekletmeden ikinci baskısını da yapın bu kitabın. Birkaç gün içerisinde basabilirsiniz, bir gün bile sürmez, yeniden basın.
Bak diyor ki “O zat” diyor Bediüzzaman “O zat, bütün ehl-i imanın mânevi yardımlariyle” Bediüzzaman’a bütün ehli iman yardım etti mi? Bilakis tavır koydular. “Ve ittihad-ı İslâm'ın muavenetiyle” Bediüzzaman zamanında İttihad-ı İslam kurulmadı ki. Daha hala İttihad-ı İslam toplantıları yapıyorsunuz. İttihad-ı İslam oluşmadı ki. Bediüzzaman ne diyor? “İttihad-ı İslâm'ın muavenetiyle” yardımıyla. “Ve bütün ulema ve evliyanın” bir kısmının demiyor, bütün ulema ve evliyanın. Bütün tarikatlerin, cemaatin. “Ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır.” (Emirdağ Lahikası, 260) diyor. Bediüzzaman’a mı hitap var burada, Hz. Mehdi (a.s)’a mı? Buradaki anlatılanların hiçbiri Bediüzzaman zamanında olmadı. Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanında olacak diyor. “O zat” diyor zaten şahsı manevi demiyor. Akgündüz Hoca ayıp yapıyor. İlim adamı olarak doğru konuşacak. Şimdi onun konuşmalarını da yayınlayacağım. Yani bir yıl falan bu konuyu gündemde tutacağım, anlatacağım Akgündüz Hocanın konuşmalarını. Bir de alkışlıyorlar. Neyini alkışlıyorlar onu anlamadım? Yani bu da çok samimiyetsiz bir hareket. Samimi olsunlar, alkışlayacaksanız Seyid Salih Ağabeyimizi çıkarın, Bediüzzaman’ın has talebesi, hapishanelerde yatmış, ızdırap çekmiş, asıl talebeleri var, Bediüzzaman’ın bütün sözlerini bizzat kulağıyla işitenler. Talebenin talebesi olmuş, entel dantel modern adamlardan değil, has talebelerden ve Risale-i Nur’dan orijinal kaynaklardan duymak istiyoruz. Dürüstseniz açın Risale-i Nur’u okuyun Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bölümleri ve Risale-i Nur’un has talebelerini çağırın, dersiniz ki mesela Seyid Salih Özcan Ağabeye; “Bediüzzaman burada ne demek istiyor Hocam” dersiniz. Biz onu dinleyelim, sizin kafayı ne yapalım biz. Siz bizi yanlış yönlendiriyorsunuz gözümüzün içine baka baka. “O zat” diyor, sen de “şahsı manevi” diyorsun. Olur mu öyle şey?
Bediüzzaman diyor ki; “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi” bir türlü anlayamamış bir kısım insanlar, “Mehdi Al-i Resul'ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var.” Mehdi (a.s) var temsilci olarak, kutsi cemaati var. Hz. Mehdi (a.s) var, talebeleri var. Oturuyor mu bunlar? Yok. Faaliyet yaptıklarında bu ne olmuş oluyor? Şahsı manevi olmuş oluyor. Peki, durduk yere şahsı manevi olur mu? Olmaz. Mehdi (a.s) var, talebeleri var, birlikte yaptıkları faaliyetlerle oluşan fikir sistemine de şahsı manevi deniyor. Adam sırf şahsı maneviyi alıyor. Hz. Mehdi (a.s) nerede diyoruz? Yok. Talebeleri nerede? Yok. Ne var? Nur talebeleri var. Bedizzaman öyle demiyor ki burada, Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor.
“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi Mehdi Al-i Resul'ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer (insanlar) bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler (Peygamberimizin soyundan gelenler) cemaati yapacağını” Hz. Mehdi (a.s.)’ın cemaati ve seyidler cemaati birlikte yapacaklar, diyor bak “Rahmet-i İlahiyyeden (Allah'ın rahmetinden) bekliyoruz.” Oldu demiyor ki. Küfrü dağıttı, diyor. Küfür dağıtma var mı burada? Dağılmış olsa “o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler (Peygamberimizin soyundan gelenler) cemaati yapacağını Rahmet-i İlahiyyeden (Allah'ın rahmetinden) bekliyoruz “ der mi? Beklenecek bir şey yok bitti, der Bediüzzaman. Bekliyoruz diyor, ileride olacak olaydan bahsediyor. Üç büyük vazifesi olacak diyor. “Ve onun üç büyük vazifesi olacak” diyor. (Emirdağ Lahikası, sf. 259) Bir tane değil. İki tane de değil. Üç tane.
“Birincisi; Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle)” çocuklar bunu soruyorlar. Orada demagoji yapıyorlar. “Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve maddiyun ve tabiiyyun taunu (materyalizm, darwinizm ve ateizm salgını), beşer içine intişar etmesiyle (insanların içine yayılmasıyla), her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini” Darwinizm ve materyalizm fikrini “Tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Bediüzzaman bu konu hallolmuş olsa bitti bu konu derdi. Daha kurtaracak, ileride olacak diyor. Öbürü de diyor ki bitirdi Bediüzzaman diyor. Bitti derdi ve bunlara da gerek kalmazdı. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat (tetkikler) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden), Hazret-i Mehdi’nin” şahsı manevinin değil bak “o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” Mehdilik hallerinden dolayı imtihan oluyor Hz. Mehdi (a.s). Yapamaz diyor, hal var diyor üzerinde. Yani o ayrı bir sırdır. O Tevrat’ta da geçiyor, onu açıklayacağım sonra. Bir de vakit, vakti de müsait değildir, diyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. “Çünkü hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan önce bir taife bir cihette görecek. O zat” şahsı manevi değil “o zat” Hoca efendi de iyi duysun, ilmine hürmetim var, kendisini de çok seviyoruz. Ben onun hizmetçisiyim ama milletin gözünün içine baka baka bilim adamı halkı yanlış yönlendiremez. Bunları bize teker teker cevap verecek. Veyahut dürüstçe hatasını kabul edecek. “O zat, o taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak” kitaplar hazırlayacak diyor Darwinizme, materyalizme karşı. “onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak." Olmuş olsa bitti derdi. “Yapmış olacak” ileride yapacak diyor. Darwinizmi, materyalizmi bitirecek, diyor. "Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve mânevî ordusu, yalnız ihlâs ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir.” Bir kısım talebeleriyle Darwinizme, materyalizme karşı mücadele edecek, diyor. “Ne kadar da az da olsalar” çok küçük bir grup diyor “mânen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.”
“İkinci vazifesi” bak bitmedi Hz. Mehdi (a.s.)’ın vazifesi, devam ediyor. “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanı ile” Müslümanların lideri olacak diyor. Bediüzzaman lider oldu mu? Niye Müslümanları yanlış yönlendiriyorsunuz? “şeair-i islamiyeyi (islama ait değerleri) ihya etmektir. Alem-i İslam'ın vahdetini (İslam aleminin birliğini) nokta-i istinad edip (dayanak noktası yapıp)” bütün İslam aleminin birleşmesini “ nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gadab-i İlahiden (Allah'ın gazabından) kurtarmaktır.” Kıyametten, anarşiden kurtarmaktır. “Bu vazifenin, nokta-i istinadı (dayanak noktası) ve hadimleri (hizmetkarları), milyonlarla efradı (fertleri) bulunan ordular lazımdır.” (Emirdağ Lahikası, sf. 259) Var mıydı Bediüzzaman zamanında bunlar? Yoktu.
“O zat” diyor. “Üçüncü Vazifesi” vazife bitmiyor. Ama onlara göre bitmiş. Aynı şahsın 3 tane vazifesi var, diyor. Bunlar bölüyorlar, ayırıyorlar. “Üçüncü Vazifesi İnkilabat-ı zamaniye ile (zamanın değişmesiyle) çok ahkam-ı Kur'aniyenin (Kuran hükümlerinin) zedelenmesiyle ve şeriat ı Muhammediye'nin (ASM) kanunları bir ta'tile uğramasıyla O ZAT, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla” bütün Müslümanlar destekleyecek “ve ittihad-ı İslam'ın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) Müslümanların dayanışmasıyla ve bütün ulema (alimler) ve evliyanin ve bilhassa Al-i Beytin neslinden (Peygamberimizin soyundan) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin (Peygamberimizin soyundan gelenlerin) iltihaklarıyla (katılmasıyla) o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmaya çalışır.” (Emirdağ Lahikası, sf. 260) Akgündüz Hoca; “yaptı bitti, konu kapandı” diyor. Bitse böyle söyler mi Bediüzzaman? Gözümüzün içine baka baka bilim adamı böyle derse ne olur?
”Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid” Bediüzzaman en büyük müctehid, en büyük müceddid olsa Şafi mezhebinde kalır mıydı? Niye Şafi mezhebine uyuyor o zaman? Mukallitti Bediüzzaman, mezhep taklit ediyordu. Ben İmam-ı Şafi, Maliki, Hanbeli hiçbirini tanımıyorum, ben en büyük müceddidim derdi. Zaten haramdır mezhebe uymaz müceddid. Kendi içtihad edecek. Bediüzzaman Şafi mezhebine titizlikle uymuş bir insandır. Burada ne diyor bak; “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid” bütün mezhepleri kaldırıyor Hz. Mehdi (a.s.) “hem hâkim” Bediüzzaman hiç hakimlik yaptı mı? Hep mahkumdu mübarek, büyük bir şereftir ama hakimlik yapmadı. Bilim adamı doğru söyleyecek. “hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuranîyi” bak “bir”. Akgündüz Hoca bilim adamı, dürüst olsun. “bir zat, bir zat-ı nurani” bir kişi diyor. “Bir zat-ı nuraniyi gönderecek” o da diyor ki; “geldi bitti.” Yalan mı söylüyor peki Bediüzzaman? “gönderecek ve o zat da” şahsı manevi değil “ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır.” Tam tersini orada söylüyor, adamlar şak şak alkışlıyorlar. Bediüzzaman o zaman yalan söylüyor öyle mi? Talebeleri de yalan söylüyor –haşa-. "İleride gelecek acip şahsın” Burada Bediüzzaman yalan söylüyor öyle mi? Geldi demiyor. “İleride gelecek acip şahsın” Hz. Mehdi (a.s.)’ın “bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum." (Barla Lahikası, 162) Bir askeriyim ben, diyor. Benim görevim bu; Hz. Mehdi (a.s.)’a asker yapmak, ona öncülük yapmak ve ona zemin hazırlamak, onun gelişi için ortam hazırlamak diyor. Atatürk de Bediüzzaman da Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi için ortam hazırlamışlardır. Her ikisi de. Biri bir koldan, biri bir koldan hazırlamıştır.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler