Adnan Oktar’ın 27 Temmuz 2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... “Muhammed ümmetinin en hayırlısı,” işte hateme veli olması bu açıdan, en hayırlı insan o devirde. “Ve sizin zorlukları gideren veliniz,” bütün zorlukları giderecek; ekonomik krizi kaldırıyor, anarşiyi kaldırıyor, terörü kaldırıyor, hepsini kaldırıyor. “Sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mehdi (a.s.)'dir.” (Kitab-ül Burhan)
“Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır.” Kutuptur. Bediüzzaman ne diyor; “hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak” diyor, bak; “kutb-u azam,” kutup, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o da, Ehl-i Beyt-i Nebeviden olacaktır.” Nur talebelerinin bir kısmının, Mehdiyeti Bedüzzaman’ın bu kadar açık anlatmasına rağmen, ama aleni, açık anlatmasına rağmen, büyü yapıp Müslümanlara, adeta bir büyü yapıp; net, açık gerçeği gözlerinden kaybetmeleri bir mucizedir. Büyü ile yok ettiler. Çok açık diyor ki mesela; “burada bu bardak var” diyor, değil mi? Adam büyü yapıyor, “o bardak yok” diyor, “masanın üstü açık” diyor ve inanıyor adam. O hipnozla, o büyü ile. Soruyoruz, diyoruz ki; “bardak duruyor mu?” “Bardak görünmüyor” diyor. “Olur mu, burada yazıyor” diyoruz, “açık görünüyor.” Kelime kelime söylüyoruz. “Yok, göremiyorum ben” diyor. Cahilliğinden, iyi niyetinden, samimiyetinden anlamayanları tenzih ediyorum. Ama bu büyücülerin büyüsüne kanmasınlar...
...
ALTUĞ BERKER:“Ta, Ahir zamanda.”
ADNAN OKTAR:Bakın, ‘ta’ takısı nedir, biliyor musunuz? Şimdi ben mesela buradaki kitaba ‘ta ortadaki kitap’ der miyim? Yakındadır. ‘Ta’ demem için evin dışında olması lazım. Değil mi? Çok uzakta olması lazım. “Taa Ahir zamanda” gelecek zamanda demektir. Uzak gelecek zamanda, en az bir 100 yıl sonra. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Hayatın geniş dairesinde”
ADNAN OKTAR:“Hayatın geniş dairesinde,” şimdi Bediüzzaman’ın zamanında, bizim çocukluğumuzda da vardı; orta dalga, uzun dalga, kısa dalgalı radyolar vardı. Açardık radyoyu, bir de ahşap kaplamaydı böyle güzel önü de süslü müslü radyolar eskiden, şimdi bambaşka olay oldu. Jaguar araba gibi radyolar. Radyoyu açardık küt diye bir açılırdı önce. Beklerdik o lambalar ısınırdı. Böyle ışık saçardı. Radyo da ısınırdı bayağı. Soba gibi. Beklerdik beklerdik, yavaş yavaş can gelirdi radyoya. Uzun dalga sağlamdı yani. TRT’ye girerdik, orada işte mikrofonda tiyatro falan vardı. Evcek böyle dinlerdik. Çok önemli hayati bir konuydu o. On altı soru bilgi yarışması vardı. O da çok hayati bir konuydu radyoda. Ondan sonra da ‘Yurttan sesler’ dinledik işte.
OKTAR BABUNA:Alaattin Yavaşça’nın.
ADNAN OKTAR:Yani artık “Ey ruhu canı cananı, işte faslı cananını” artık işin yoksa dinle yani böyle güzel güzel. Uzun yolculuklarda da dinlerdik, otobüste çok iyi gelirdi. Kafayı insanın açması açısından. Bakın bir radyo var, özel radyolar yok. Çok sonradan Polis Radyosu çıktı. Orhan Gencebay’ı dinlerdik o zamanlar o lüksümüzdü yani. On ikide falan başlardı, öğlen on ikide falan. Telefon etmek için evden giderdik postaneye. Postacı gelirdi, anlatmıştım ya, davet ederdi, giderdik falan. Ciğerimiz, gücümüz ne kadar yetiyorsa bağırarak konuşmaya çalışırdık. Bak bu hayatın ‘dar dairesi’ işte. ‘Dar dairesi’nin hatta biraz açılmışı, bir parça açılmışı. Bediüzzaman’ın zamanında o da yoktu. İyice hayatın dairesi dar. 2010’a geldik, hayatın geniş dairesi. I-pod getiriyorlar kardeşim, adam elinde bir çeviriyor, şak görüntü düzeliyor. Hafif bir el hareketiyle. İstediğin radyo kanalıyla, istediğin televizyon, canlı yayın olarak izliyorsun, avucunun içerisinde. Değil mi? İnternetten istediğin yere giriyorsun. İstediğin bilgiye ulaşabiliyorsun. Örümcek ağı gibi. Radyolar, televizyonlar, mesela bak şu an yayındayız. İnternet yayınındayız. Amerika, Rusya, İsrail herkes izliyor bizi.
SUNUCU 2: Hocam cep telefonlarından da görüntülü konuşma başladı şimdi.
ADNAN OKTAR:Cep telefonları, yani say say bitmez. Hayatın geniş dairesine geldik mi? Geldik. Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER: “Asıl sahipleri,”
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim biz bir yere gideriz. “Kardeşim nedir burada arazi, ev falan?” “Ya, biz buraya geldik, oturduk araziye” diyor. “Sahibi kim?” diyorsun. “Ha, asıl sahibi ayrı” diyor. “Falanca yerdedir onlar” diyor. “Falancazadedir, onlardır sahibi.” “Siz?” “Biz boş bulduğumuz için geldik oturduk buraya” diyor. Değil mi? Bir de asıl sahibi var. Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahibi ben değilim diyor Said Nursi. Tevazu etmiyor, doğru söylüyor. “Nur talebeleri de değildir” diyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir” diyor. Çok açık. Bediüzzaman yalan söylüyor diyorlarsa, benim onlarla bir muhataplığım yok. Çok nettir. Evet, “asıl sahipleri,”
ALTUĞ BERKER: “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”
ADNAN OKTAR:Bakın ‘yani’, ‘yani’yi niye söylüyor? Anlamayanlar anlasın diye. Büyücü takımına özellikle. Yani bakın, “Mehdi (a.s.),” isim veriyor bakın, “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri,” talebeleri. Şahs-ı manevi gelecek diyor mu burada? Demiyor bakın, “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri,” talebeleri ve “onlardan oluşan şahs-ı manevi gelecek” diyor, talebeleri. “Onlara aittir” diyor Risale-i Nur Külliyatı. Büyücüler ne yapıyorlar? Bir karıştırıyor, adam görüntüyü göremez hale geliyor. Karşısında dağlar, ovalar var. “Yok, ben göremiyorum” diyor. “Ben sadece seni görüyorum” diyor.
ALTUĞ BERKER:Hatta bu bölümü çıkartıyor Hocam. Bu “Mehdi (a.s.) ve talebeleri” bölümünü çıkartıyorlar.
ADNAN OKTAR:Onu Allah-u alem yapamayacaklar bundan sonra çünkü müdahale ettim. Ödleri koptu. Bir yandan kenardan köşeden başlamışlardı. Berkerim devam et.
ALTUĞ BERKER: “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir”
ADNAN OKTAR:“Cenab-ı Hak’ın izniyle,” Allah’ın izniyle gelir. Allah yaratıyor. “İzniyle gelir,” “gelir,” ‘gelme’ var. ‘Gelme’ var. Gelmiş ayrı, gelir ayrı. Gelmişe gelir denir mi? Büyücüye göre bambaşka bir şey oluyor. Büyücüden sormasınlar. Bediüzzaman’dan direkt okuyup öğrensinler, doğrudan. “Ey büyücü, bana anlat bunu” diyor. Kardeşim zaten bu tefsir. Tefsirin tefsiri olur mu? Müteşabih hadisi şerh edip açıklıyor zaten. Büyücüye veriyorlar, bambaşka bir şekle sokuyorlar. Güya iyilik yapıyor, kendi kafasına göre. Ve Müslümanların beynini donduruyor, ruhunu donduruyor, aklını donduruyor. Allah’ın bereketinden, feyzinden, nurundan, istifade etmelerini bir kısım büyücüler bu şekilde engelliyorlar, mahvediyorlar. Namazsız, niyazsız ve deli gibi insanlar üretmeye başlıyorlar. Kardeşim o mühendis olsa kaç yazar, bilmem ne olsa kaç yazar. “Memlekete mühendis üretiyorum” diyor, bilmem ne üretiyorum. Sen adamı “Müslüman olarak yetiştireceğim” diyorsun. E, tamam peki. Yetiştirdiğin adam dine karşı soğuk, İslam’a karşı soğuk. Sorduğunda “Müslüman’ım” diyor. Müslümanlığı da yaşamak istemiyor. Büyünün sonucunda oluyor işte. Yapmayın, bu büyüyü kaldırın bunların üzerinden. Allah’tan korkun. Bırakın beyinleri bir açılsın, kafaları açılsın. Mehdi (a.s.) sevgisi bir sarsın kalplerini. Hz. İsa Mesih (a.s.) Ulu-l azm bir Peygamberdir. Onu coşkuyla sevsinler. Heyecanla beklesinler. Değil mi? Gard almış adam, savaşa hazırlanıyor Mehdi (a.s.) ile. Hz. İsa (a.s.) ile savaşa hazırlanıyor. Allah belalarını verir ve veriyor. Akıllarını başlarına alacaklar büyücüler. Anlaşıldı mı? Ama tekrar söylüyorum bak; iyi niyetle, samimiyetle cehaletiyle yapanları tenzih ediyorum ben. Ben şeytanın emrindeki büyücüleri kastediyorum. Devam et.
ALTUĞ BERKER: “O daireyi genişletir.”
ADNAN OKTAR:Mevcut bir daire olacaktı zaten, Bediüzzaman biliyor. “Yok, olmayacak” diyor bunlar. Fakat genişletmek. Genişletiyor, genişletiyor, öyle bir genişletiyor ki Mehdi (a.s.) dünyayı kaplıyor. Mesela 10 metre kareyse, 10 milyon metre kareye çıkartıyor. Bütün dünyayı sarıyor, Allah’ın izniyle. Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER:“Ve o tohumlar sümbüllenir.”
ADNAN OKTAR:Tohum şeklinde yani kapalı. “Kapalı gidecekler” diyor. Yani gizli. Gizli fakat tohum şeklinde, kapalı. Tohumun özelliği nedir? Açmamış, kapalı, ne olduğu belli değil. Görülmüyor yani. Dikkat çekmiyor. Sünbüllendiğinde ne oluyor? Boy atıyor, görünür hale geliyor. Etkileyici hale geliyor. “Bunu Mehdi (a.s.) yapacak işte” diyor. “Siz tohum hükmündesiniz, Mehdi (a.s.) geldiğinde açacaksınız” diyor. “Sünbüllenecek, ortalığa açılacak” diyor. Daha önce müsaade yok demek ki. Daha önce tohumluğa müsaade var. Mehdi (a.s.) devrinde de sünbüllüğe yönelik emir var. Allah’ın kaderi böyle.
ALTUĞ BERKER: “Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.”
ADNAN OKTAR:Şimdi kabrinde ne demek? Ben o devirde Mehdilik görevini yapıyorum diyor mu Bediüzzaman? “Ben vefat etmiş olacağım Mehdi (a.s.) geldiğinde” diyor. Değil mi? Bak “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor. “Mehdi (a.s.)ve şakirtleri.” Kendisinin konumu ne? “Ben vefat etmiş olacağım, ben mezarımda seyredeceğim” diyor. “Kabrimizde şükredeceğiz,” o da çok manidar. Cenab-ı Allah demek ki Bediüzzaman’a öyle bir güç vermiş. Yani o da hayret verecek bir şey, maşaAllah. Allah’ın ona lütfu. Müthiş bir şey, maşaAllah. Evet, Berkerim devam et.
ALTUĞ BERKER: Kastamonu Lahikası sayfa 139’dan başka bir yer okuyorum. “Mehdi (a.s.)’nin üç büyük vazifesi vardır” diyor Üstad. “Hem bu üç vazife birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması,” kendi zamanında, “ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi,” çürütmemesi, “pek uzak adeta mümkün görünmüyor.”
ADNAN OKTAR:“Kabil görünmüyor.” Evet. Şimdi sen ne anladın oradan Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Mehdi (a.s.)’nin üç vazifesi olduğunu ve o üç vazifesinin Bediüzzaman’ın yaşadığı dönemde, hepsini birden, bir kişinin veya bir topluluğun icra etmesinin mümkün olmadığını söylüyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi onu bir büyücü mantığıyla bakalım mı? Büyücü bunu nasıl açıklar? Büyücü kafasıyla bakmasalar da Müslüman kafasıyla, nur kafasıyla, salih bir kafayla baksalar ne oluyor? Açık değil mi bu, beş yaşında bir çocuğa sorsan, ilkokuldaki çocuğu getirelim, “yavrum ne anlatılıyor burada?” desen anlar, anlaşılmayacak ne var burada?
OKTAR BABUNA:Çok açık Hocam.
ADNAN OKTAR: “Üç vazifesi yani siyaset, diyanet, saltanat alemindeki vazifelerinin üçünü birden bir şahsın mükemmel olarak yapması, birbirini etkisiz hale getirmemesi benim zamanımda mümkün değil” diyor. “İmkansız” diyor. Sonra ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “Ahir zamanda Al-i Beyt’i Nebevi’nin (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunun) cemaati nuraniyesinin (nurani cemaatini) temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahsı manevi de ancak içtima edebilir.”
ADNAN OKTAR:Şimdi bir büyücüye sorsan bunu kim bilir sana nasıl anlatır? O kısmı bana şerh et, anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. “Ahir zamanda” kendinden sonraki gelecek zamanda, şimdiki yaşadığımız zamanda, “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunun nurani cemaatini temsil eden” yani hem soyundan olup,
ADNAN OKTAR:Seyyid neslini temsil eden, seyyid olan.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s.)’de,” şahsında.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s.) dediğinde sen ne anlarsın?
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.)’yi anlarım Hocam.
ADNAN OKTAR:Büyücü nasıl anlıyor? Bambaşka bir şey anlıyor.
ALTUĞ BERKER:“Ve cemaatindeki şahsı manevide”
ADNAN OKTAR:Bak Mehdi (a.s.) var. Ve cemaatindeki şahsı manevi var. Ne zaman? “Benden sonra gelecekler” diyor. “Benden sonra vazife yapacaklar” diyor. Kardeşim bu nasıl bir yetenektir, bu büyücü yeteneği? Bu inanılır gibi değil.
ALTUĞ BERKER:“Ancak içtima edebilir.”
ADNAN OKTAR:Bak, “Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’de ve talebelerinde ancak içtima eder” diyor. “Hayatın geniş dairesinde;” internetin, televizyonun hepsinin olduğu bir zamanda, “bu konu mükemmel olarak uygulanır ve hayata geçer” diyor. İnsan utanır; bunu anlamazdan gelerek, oturup çatır çatır gözüne baka baka yalan söylemeye. Yani şu kadar utanma hissi varsa, bu kadar aleni yalan söylemeye gücünün yetmemesi lazım insanın. Ve koskoca insanlar, insan yüzüne bakamaz bu kadar aleni yalan söylerken. Bu kadar diri diri yalan söylemeye ne gerek var? ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler